BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Malazgirt zaferi tarihi değiştirdi

Malazgirt zaferi tarihi değiştirdi

938. yıl dönümünü kutladığımız Malazgirt meydan muharebesi, dünya tarihini değiştiren birkaç savaştan biridir. Muharebenin ardından, dünyanın en jeostratejik coğrafyasında Türkiye kuruldu, Türk tarihinin ağırlığı, Türkistan’dan Anadolu’ya geçti.



Alp Arslan’ın temsilî resmi. 26 Ağustos 1071, Malazgirt zaferimizdir. 938. yıl dönümünü idrâk ettik. 3 yıl sonra, taht şehri İznik olmak üzere Türkiye devletini kurduk (1074). Malazgirt galibi Selçukoğlu Sultan Alp Arslan, Bizans (Doğu Roma) cihan devletinin ordusunu birkaç saat içinde yok etti. Anadolu’nun fethi ile Selçuklu şehzâdelerinden Kutalmışoğlu Birinci Sultan Süleyman-Şâh’ı görevlendirdi (Süleyman-Şâh’ın babası Selçukoğlu Kutalmış Bey, Alp Arslan’ın babası Çağrı Bey’in amcası Arslan Yabgu’nun oğlu idi. Anadolu Selçuklu Türkiye hâkanlarının atası olan Arslan Yabgu, bugün Hindistan’da gömülüdür, oğlu Kutalmış Bey, Bizans’ın olan Anadolu’ya seferler yaparak yeğeni Alp Arslan’a yol açmıştı). Anadolu’yu fethedip İzmir’de Ege’ye ve İznik’te Marmara’ya ulaşan Anadolu Fâtihi, Türkiye Devleti’nin kurucusu ve ilk başkanı Sultan Süleyman-Şâh’a Anadolu’da yeni bir Selçuklu Türk devlet kurması fermânını veren Sultan Melik-Şâh’tır. Alp Arslan’ın oğlu ve halefi Melik-Şâh, önce Karadeniz’e ulaşıp kılıcını denize daldırıp şükür namazı kıldı. Akabinde Akdeniz’e ulaşıp aynı şeyleri yaptı. Türkler, açık denizlere çıkarak, tarihlerinin ikinci çağını yaşamaya başladılar. Biz Türkler, o tarihe kadar açık denizlere çıkamamış, donanma sahibi olamamış, büyük kara imparatorlukları kurmuştuk. İlk donanmamızı İzmir limanında kuran Çaka Bey, Süleyman-Şâh’ın oğlu ve halefi, Türkiye’nin 2. devlet başkanı Birinci Sultan Kılıç-Arslan’ın kayınpederi ve sonraki Selçuklu sultanlarının anne tarafından dedesidir. O zamana kadar Küçük Asya denen üç denizle çevrilmiş Anadolu’da Müslüman Türkiye devletinin kurulması, Dünya tarihini değiştirdi. Osmanlı Cihan Devleti’ni doğurdu. Yoğun Türkmen nüfusu ile iskân edilen yeni devlete, 1090’dan itibaren Avrupalılar TURCHIA/TURKİYA dediler. Bizim Osmanlı dediğimiz imparatorluğa Avrupa literatüründe her asırda daha çok Türkiye denmiştir. Türkiye devletinin gerçek kurucusu Sultan Süleyman-Şâh, Üsküdar’a kadar geldi. Boğaz’ın karşı yakasında Ayasofya kubbesinin gümüş parıltılarını seyretti. Hristiyan Avrupa, dehşet içinde kaldı. Türkler, Akdeniz’de idi. Yüz binlerce Haçlı, Bizans ile birleşerek, Anadolu’ya çıktı: Birinci Haçlı Seferi (1096-99). Süleyman-Şâh’ımızın genç oğlu ve halefi Birinci Sultan Kılıç-Arslan, tası tarağı toplayıp doğusundaki bütün İran ve Türkistan’ı elinde tutan kardeş Büyük Selçuklu ülkesine çekildi mi? Aklından bile geçirmedi! Anadolu, tarihin en kanlı gerilla savaşı ile boyandı. 600.000 kişi ile Anadolu’ya giren Haçlılar, 100.000 kişi olarak çıktılar. Genç Türkiye devleti, genç bir hükümdarın inanılması zor iradesi sayesinde, geçici değil, Anadolu topraklarında ölümsüz bir devlet olduğunu cihana gösterdi. Ardından İkinci Haçlı Seferi (1147-49): Almanya İmparatoru ve Fransa Kralı, gene Anadolu’yu kana boyadılar. Bu sefer Türkiye’yi Birinci Kılıç-Arslan’ın oğlu Birinci Sultan Mes’ûd savundu. Dehşetli zayiat veren Haçlılar mahçup, Avrupa’ya döndüler. Akıllandılar mı? Ne gezer!.. Üçüncü Haçlı Seferi (1189-92): Orta Çağ Avrupası’nın en şöhretli hükümdarları olan Almanya imparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa kralı Philippe-Auguste (Filip Ogüst), İngiltere kralı Arslan Yürekli Richard, üzerimize çullandılar. Bu defa Selçuklu Türkiyesi’ni Birinci Mes’ûd’un oğlu İkinci Kılıç-Arslan savundu. İmparator, Anadolu topraklarında can verdi. Sultan Alp Arslan’ın Türk’e armağanı ve Malazgirt şehitlerinin eseri olan Türkiye Devleti, dünyanın en zengin ülkesi hâlinde iken, 13. yüzyılın ikinci yarısında Moğol istilâsına uğradı. Askerle geçiştiremedi. Türkiye’yi ve Batı Türkü’nü, dünyanın en büyük hümanistleri olan Horasan Erenleri mutasavvıflar kurtardı: Pîr-i Türkistân Hoca Ahmed Yesevî’nin öğrencisinin öğrencisinin öğrencisi olan Yûnus, Mevlânâ, Hacı Bektaş, Nasreddin Hoca, Edebali... Osmanlı’yı müjdelediler. SELÇUKLU dehasının eseri Malazgirt, bu sonuçları verdi. Dünya tarihini değiştiren birkaç meydan muharebesinden biridir. Malazgirt başkomutanı Alp Arslan’ı, genç Türkiye devletini büyük dehaları ile birleşik Avrupa’ya karşı başarı ile savunan Süleyman-Şâh’ı, oğlu Birinci Kılıç-Arslan’ı onun oğlu Birinci Mes’ûd’u, onun oğlu İkinci Kılıç-Arslan’ı, biz Türkler, sonsuz saygı ve engin sevgimize ilâveten dehâlarına, azimlerine, vatan ve devlet kavramına verdikleri kutsallığa hayran olarak anıyoruz. Türkiye tarihinin Fâtih, Yavuz, Kaanûnî, Dördüncü Murad, Üçüncü Selim, İkinci Mahmud, İkinci Abdülhamid gibi Osmanoğulları’nın en seçkinlerine eş değerde şahsiyetlerdir. Sayelerinde bu topraklarda yaşıyoruz. Ancak onları Osmanlı hükümdarları kadar tanımıyoruz. Osmanlı Cihan Devleti’nin ihtişamı -ki (Türk’lüğün doruğudur) onların emsalsiz hizmetlerini gölgelemiştir. Selçuklu dehâsının eseri olan Türkiye, dünyanın en jeostratejik coğrafyasında kuruldu. Roma İmparatorluğu’na vâris oldu (Yıldırım Sultan Bâyezid 1396’da resmen Sultân-ı Iklîm Rûm=Roma İmparatoru unvanını aldı ve bu unvanı Kahire’deki Abbâsî halîfesine tasdik ettirdi). Ancak 500 yıl sonra ikinci kanadımız olan Rumeli’ni kaybetmiş bulunduğumuzu unutmamak gerekir. Osmanlı ile, Türk tarihinin ağırlığı, kesin şekilde Türkistan ve civarı ülkelerden, Türkiye ve civarı ülkelere geçti. İkinci derecede kalan ve denizlerden mahrum bulunan Doğu Türklüğü, Türkiye’nin hiç bilmediği sömürge dönemi yaşadı. Malazgirt’in Türkiye’ye kazandırdığı Türkiye Türk Devleti, bugün, Atatürk’ün millî hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyi için çaba gösteriyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT