BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Mealcilik sinsi emeli olanların işi!”

“Mealcilik sinsi emeli olanların işi!”

Son devir din âlimlerinden Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Kur’an meali ve tercümesi modasının arkasında gizli ve sinsi emellerin ve dinimizi içten yıkma plânlarının bulunduğunu yazmaktadır.



II. Meşrutiyetten sonra, Mısır Ezher Üniversitesi mensubu dinde reform yanlısı kimselerin fikirlerinin etkisi ile, dinin dört kaynağından, icma ve kıyas (mezhepler) yok farz edilerek, doğrudan hadis-i şeriflere ve özellikle de Kur’an-ı kerim meali ve ve tercümeleri yolu ile Kur’an-ı kerime yönlendirme gayretlerini görüyoruz. Bu çalışma ile, asırlardır yapıla gelen uygulamaları bir tarafa bırakıp, dine yeni yorumlar getirerek dinde karmaşa yolu açıldı. Geçmiş âlimleri ve kitaplarını çeşitli bahanelerle gözden düşürerek, halkı doğrudan Kur’an-ı kerime yönlendirdiler. Maksatları, dinde birlik ve beraberliğin kaynağı olan, âlimleri ve fıkıh kitaplarını yok ederek birliği bozmak, dini tartışılır hale getirmekti. Onlar da biliyorlardı ki, her meal farklı olacak, bunları okuyan herkes de ayrı bir mana, ayrı bir hüküm çıkartacaktı. TEHLİKEYİ GÖRENLER VAR!.. Meal konusunda Müslümanlar yanlış yönlendiriliyor. Maalesef bu yanlışı düzeltecek, yanlış yapanları ikaz edecek kimse de çok az; ancak az da olsa var. Bunlardan biri, meslektaşımız Ebubekir Sifil’dir. Bu tehlikeyi köşesinde -özetle- şöyle dile getiriyor: “Diğer meallerin her birinin şu veya bu eksiklikle/arızayla malul olduğunu söyleyen meal yazarları haklıysa, birinin “ak” dediğine öbürünün “kara” dediği mealler bağlamında yukarıda kullandığım “tehlike” kelimesinin abartı ifade ettiğini düşünenler bir daha düşünsün! Meal olgusuna mesafeli yaklaşmamın tek sebebi sadece mealin teknik olarak Kur’an ayetlerinin çok boyutlu ve çok katmanlı anlam örgüsünü yansıtmaktan mahrum bulunuşu değil. Aynı zamanda kendi bakış açısını, meşruiyet kaynağı olarak Kur’an’a tescil ettirme gayesiyle kaleme alınmış meallerin, mevcutların önemli bir yekûnunu oluşturuyor oluşu da gözden uzak tutulmamalı. “Meal üzerinden din tasavvuru inşası” adını verdiğim bu faaliyet, pek çok meal yazarının yaptığı işin “Kur’an’ı tahrif” anlamı taşıdığı tesbitine dayanıyor. Soru şu: Geçmişte Batınîler’in, modern çağda Kadıyânîler’in ve bunlarla şu veya bu ölçüde örtüşen çizgileri benimsemiş kesimlerin Kur’an’ı kendi gayeleri istikametinde yorumlamaları birer “tahrif” (anlamın tahrifi) girişimidir de, günümüzde aynı işi kendi amaçları doğrultusunda yapan meal yazarlarının yaptığı iş neden “masum”dur?” Bu meal, tercüme konusu yaygınlaşmaya başladığı yıllarda gazetelerde dergilerde tartışıldı. Dini, Kur’an tercümelerinden ve meallerinden öğrenmenin dine vereceği zararlar, 1924 yılında Sebilürreşad dergisinde günlerce münakaşa edildi. Geçmişte kimler meal, tercüme yapmamış kı? Mason Ömer Rıza Doğrul, İsmail Hakkı Baltacıoğlu... Yıllar geçtikten sonra ehl-i sünnet olmadığını, kendisi ilan eden Abdülbaki Gölpınarlı ve daha niceleri... (Günümüzdekilerin nasıl birileri olduğunu siz biliyorsunuz) Yine, Türkiye’de Lions Kulüplerinin örgütlenmesini yapan Osman Nebioğlu, 1943 yılında kurduğu Nebioğlu Yayınevi tarafından “Türkçe Kur’an-ı kerim” adı ile meal bastırmıştır. Son devrin büyük din âlimlerinden Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Bedir Yayınevi’nin neşrettiği Mes’eletü Tercümeti’l-Kur’an adlı eserinde, Kur’an tercümesi modasının arkasındaki gizli ve sinsi emelleri ve dinimizi içten yıkma plânlarını açıklamaktadır. AKIL VE MANTIK DIŞILIK Mealden din öğrenmenin mümkün olmayacağı o kadar açık ki... Kur’an-ı kerim, İslâmiyetin temel kitabıdır, anayasasıdır. Bunu, Resulullahın, müctehid imamların ve diğer âlimlerin sözleri açıklar, tatbikini sağlar. Kur’an-ı kerimden başkasını kabul etmemek, bir devletin anayasasının dışındaki bütün kanunlarını, tüzüklerini, yönetmeliklerini, genelgelerini kabul etmemek, onları yok saymak gibidir. Bu ise akıl ve mantık dışılıktır. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Asırlardır din, meallerden, Kur’an tercümelerinden değil, fıkıh kitaplarından, ilmihâl kitaplarından öğrenilmiştir. Dinimizi doğru olarak öğrenebilmek için, bu sağlam yolu devam ettirmemiz, çıkmaz yollara sapmamamız şarttır. Çıkmaz yollara sapan, kurda kuşa yem olmaya mahkûmdur.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT