BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > DARÜZZİYAFE

DARÜZZİYAFE

Kanuni Sultan Süleyman tarafından imaret binası olarak Mimar Sinan’a yaptırılan muhteşem eser, günümüzde hâlâ yerli ve yabancı turistlere hizmet veriyor...



Kanuni Sultan Süleyman tarafından imaret binası olarak Mimar Sinan’a yaptırılan muhteşem eser, günümüzde hâlâ yerli ve yabancı turistlere hizmet veriyor... Kanuni Sultan Süleyman Han’ın sanat tarihimizin büyük mimarı, Mimar Sinan’a yaptırdığı Süleymaniye Külliyesinin bir parçası olan muhteşem mimarî, 1550-1552 yılları arasında tamamlanmış. İmaret binası olarak açılan yapı bir müddet sonra imparatorluğun ziyafet salonu olarak “Darüzziyafe” adı ile kullanılmış. Mükemmel mimarisi ile her zaman göz kamaştıran Darüzziyafe, 1992’den beri de Süleymaniye bünyesinde, Türk mutfağının seçkin tatlarını Osmanlı dönemindeki gibi ifşa ediyor. Tarihî yapı bünyesinde yalnızca Türk yemekleri ve tatlıları yeniliyor, Türk şerbetleri, şurupları, çayları, ayran ve bozası içilebiliyor... Restorasyonu sırasında, hiçbir taş yerinden oynatılmamış. İtina ile korunmuş. 500 yıllık muhteşem eser, ihtişamıyla tarihe meydan okumuş... TAM BİR ŞAHASER Muhteşem yapıda, avluyu dört yönde kuşatan hafif sivri kemerli revak, 24 birimden oluşan kubbelerle örtülü. Asırlık çınarların gölgesinde, avlunun ortasında bir şadırvan bulunuyor. Avlunun batı kanadını teşkil eden büyük salon 7.5 ebadında kare planlı 5 kubbeden meydana geliyor. Yapıldığında da yemekhane olarak kullanılmış. Kuzeyde yer alan 3 kubbeden oluşan ambar bölümü ile Kuzeybatı da yer alan 5 kubbeli bölüm yemek salonu olarak hizmet veriyor. Bu salonun arka tarafından ikram bahçesine ve Şifahane sokağına bir tali kapı ile çıkılıyor. Kuzey doğuda yer alan fırın ise bugün hem fırın hem de mutfak olarak değerlendiriliyor. Avlunun doğu tarafının ortasında yer alan imaret görevlilerine tahsis edilmiş olan iki kubbeli bölüm Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Merkezi olarak kullanılıyor. Güney doğu köşesinde yer alan tek kubbeli bölüm ise idari kısım olarak hizmet veriyor. Girişin sol tarafı müşteriler için tuvalet sağ tarafı ise personel için duş ve tuvalet olarak düzenlenmiş. Projelendirmeden başlayarak taş ve mermerlerin kumlama ile temizlenmesi, bahçenin düzenlenmesi minyatürlerin, vitrayların ve nakışların aslına uygun olarak yapılması, çatıdaki onarımlar, ses ve aydınlatma düzeni kurulması, mutfağın ve salonun tafrişi için 9 aylık bir çalışma dönemi geçirilmiş ve 1991 sonunda bitirilmiş. 18 Ocak 1992 de Darüzziyafe Türk Mutfağı olarak hizmete açılmış. Hadis-i Şerif Dünya için üzülmek kalbe zulmet, ahiret için üzülmek kalbe nurdur. GÜNÜN SÖZÜ Hiç kimse elbisesi ve etiketinden dolayı güzel insan olamaz. İnsanın şerefi, ilim ve edepledir. Hüseyin Hilmi bin Said rahmetullahi aleyh HER YERDE TÜRK KOKUSU İmaret binası olarak açılan yapı bir müddet sonra imparatorluğun ziyafet salonu olarak “Darüzziyafe” adı ile kullanılmış. Mükemmel mimarisi ile göz kamaştıran Darüzziyafe, 1992’den beri Süleymaniye bünyesinde, Türk mutfağının seçkin tatlarını Osmanlı dönemindeki gibi ifşa ediyor. Tarihî yapı bünyesinde yalnızca Türk yemekleri ve tatlıları yeniliyor, Türk şerbetleri, şurupları, çayları, ayran ve bozası içilebiliyor... ESKİ RAMAZANLAR Biz MÜSLÜMANIZ domuz eti yemeyiz > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Mevlâna Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin talebesi ve halifelerinden olan Şeyh Şâmil, gençlik yıllarından îtibâren Kafkasya’nın istiklâli için Ruslara karşı 20 yıl boyunca Müslüman diyarlarına yapılan saldırılara karşı Allahü teala’nın rızası için mücâdele etti. İlk büyük zaferini General İveliç ve General Fese’nin kumandasındaki birliklere karşı kazandı. Ruslar barış yapmak zorunda kaldılar. Kendisinden kat kat üstün düzenli düşman kuvvetlerine karşı mücâdelesini uzun müddet başarı ile sürdürdü. Harplerde başarılar gösteren, savaş sırasında kerametleri görülen bu mübarek zat, etrafındakilerin kuvvet itibariyle hırpalanması üzerine esir düştü. Rus Çarı 2. Aleksandr yıllarca kendilerine kan kusturan, dünya hırsı olmayan onurlu, haysiyetli, “Kafkas Kartalı”nı cesâret ve kahramanlığından dolayı bir esir gibi değil, bir misâfir gibi karşıladı. Sarayında onun için bir de ziyâfet düzenledi. Rus ordusunun kaburgalı, apoletlerinden yıldızlar fışkıran generalleri, yıllarca kendilerine bir avuç Müslüman askeriyle kök söktüren askeri deha Şeyh Şâmil’i görmek için ziyâfete katıldı. Herkes eğik, bükük bir esir beklerken, 2. 10’luk boyu ve heybeti vakarıyla salona muzaffer bir komutan edasıyla giren İmam Şamil’i gören Rus komutanları daha da fazla bir hayret kapladı. Bütün alâkanın Şeyh Şamil’e dönmesi ve zaten yeterince kahraman muamelesi yapıldığının da farkında olan Çar’ı rahatsız etti. Yemek başladığında gözler Şeyh Şamil’deydi. Mübareğin hitabeti, nezaketi ve güzelliği de gözleri kamaştırmıştı. Rus Çarı bir aralık Şamil’i mahcup etmek maksadıyla yemek başında - Aman dostum!.. Sakın beni yeme! gibi soğuk bir Rus esprisi yapma gafletinde bulundu. İslam askeri Şamil kartal bakışlarını, Çar’a çevirerek tereddütsüz ve irticalen cevap verdi: -Elhamdülillâh Müslümanız; domuz eti yemeyiz!.. HAMD VE ŞÜKÜR “Elhamdülillahi alâ ni’metil islâm. Ve alâ tevfîkil îmân. Ve alâ hidâyetirrahmân.” (İslâm nimeti ve doğru iman ve doğru yolda bulundurduğu için Allah’a hamd olsun.) “El-hamdü-lillâhi dâimen ve alâ külli hâl ve E’ûzü billâhi min hâl-i ehlinnâr”, (Hamd, herhalde ve dâimâ Allaha mahsustur. Ateş (Cehennem) ehlinin hâlinden Allaha sığınırım.) MANİDAR MANİDAR İnananlar oruç tutar, Gönüller hep bir atar, Sevinir hep müminler, Allah diyenler artar. İşte geldim iki büklüm Üstümdedir davul yüküm A benim ağalarım Selamün aleyküm NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Yemeğinizi tadını çıkara çıkara yiyin İftar sofrasının keyfi başka. Ben alelacele yeyip kalkanları anlamıyorum. Sanki sofradan başka ne zaman geliyoruz bir araya? Hem ne aceleniz var, yavaş yavaş yeyin, bu arada iki lafın belini kırın muhabbet demleyin. Şimdi tatlıyı nefes nefese yutmak nerede şöyle nem nem yapıp tadını çıkarmak nerede? Ardından çay bardakları ele alınmalı, ağızlar buharı buruk demlerle çalkalanmalı. Biz eskiden öyle gördük dedem ve babam önce akşam namazlarını kılar sonra sofraya otururlardı. Onlar teravihe kalkıncaya kadar biz sofrayı kaldırmazdık ve en güzel sohbetler iftar sofrasında kıvam tutardı. Mâlum akşam namazının vakti tez çıkıyor. Namaz kaçmasın telaşıyla yenilen yemeklerin tadı tuzu olmuyor. Gelin siz de böyle yapın çok rahatlayacaksınız. Peki bugün ne yapalım. Yine hafif olsun. Mantarlı çorba, yaprak sarma (üstüne elbette yoğurt) ve kalburabastı. BİR LEZZET Yoğurtlu ve Kıtır (4 Kişilik) Ekmekli Tarhana Çorbası HAZIRLANIŞI: Bir tencere içerisinde erittiğiniz tereyağında biber salçasını kavurun. Ayrı bir kapta 1 su bardağı su ile karıştırarak erittiğiniz tarhanayı kavrulan salçaya ekleyin. 4 su bardağı su daha ilave ettikten sonra baharatları ve tuzu katın. Sürekli karıştırarak kaynattığınız çorbanın altını kısarak 4- 5 dakika kaynamaya bırakın. Kıtır ekmekler için; Tost ekmeklerinin kenarlarını alın ve küp şeklinde doğrayın. Zeytinyağı ve baharatlar ile marine ettikten sonra, önceden ısıttığınız ve 200 dereceye ayarladığınız fırında kızarana kadar pişirin. MALZEMELER: > 1 su bardağı tarhana > 1 yemek kaşığı biber salçası > 1 yemek kaşığı tereyağı > 1 çay kaşığı nane > 1 çay kaşığı toz kırmızı biber KITIR EKMEK İÇİN: > Tost ekmeği > Pul biber > Karabiber > Tuz > Zeytinyağı NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Abdullah Battersby (İNGİLİZ) Bundan tahminen 25 sene evvel, Burma’da bulunurken, ferahlanmak için her gün nehirde bir Çinli kayığı ile dolaşırdım. Benim kayığımın kürekçisi Doğu Pakistanlı Şeyh Ali isminde bir Müslüman’dı. Müslümanlığın emrettiği bütün dini vecibeleri, büyük bir gayret ile yerine getirirdi. Onun, hiç bir vaktini geçirmeden büyük bir dikkat ile ibadet etmesini hem takdir ile karşılar ve beğenir, hem de Müslümanlığın ne olduğunu merak ederdim. Böyle basit bir insanı, bu kadar büyük iman ve itaat altında tutabilen Müslümanlığın hakikatini anlamaya karar verdim. Onunla beraber bulunduğum saatlerde, kendisine Müslümanlık hakkında pek çok sualler sordum. Bu sade adam bana o kadar mantıki cevaplar verdi ki, İslam dini hakkında yazılmış kitapları okumaya başladım. O sırada Birinci Cihan Harbi patlak vermişti. Bana derhal Arabistan’da cepheye katılma emri verildi ve gittim. Burada artık Budistler yoktu. Etrafımı Müslümanlar çevirmişti. Araplar, ilk Müslümanlardı. Allahü tealanın kitabı olan Kur’an-ı kerim, Arabi olarak nazil olmuştu. Araplarla olan temasım, İslamiyet’e olan merakımı daha ziyade artırdı. Harp bitince, Arabi öğrenmeye başladım. İslamiyet’te beni kendisine cezbeden en büyük husus, Müslümanların bir tek Allah’a inanışları oldu. Halbuki ben, Hıristiyan olarak, tam üç tane tanrıya inanmak zorundaydım. Nihayet 1932 ile 1942 arasında, Filistin’de, 10 sene vazife gördükten sonra Müslüman olmaya karar verdim. 1942 senesinde resmen Müslüman oldum. Arapların (Mukaddes şehir) adını verdikleri Kudüs’te Müslümanlığımı resmen ilan etmiştim. O zaman, İngiliz ordusunda kurmay binbaşı idim. Müslüman olduğumu ilan edince başıma bir takım nahoş işler geldi. Ordudan ayrılmak zorunda kaldım. Bunun üzerine, evvela Mısır’a, sonra Pakistan’a giderek Müslüman kardeşlerimle birlikte yaşamaya başladım. Şimdi, bana İslam’ın nurlu yolunu, halis ibadeti gösteren ve beni Allah’ıma kavuşturan o basit zan ettiğim, mütevazı kayıkçının hatırasını hürmet ile yad ediyorum. Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT