BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir iş adamı, kaç top ile oynar?

Bir iş adamı, kaç top ile oynar?

Cevap mı? Bu sorunun her zaman doğru ve geçerli bir tek cevabı yok, elbette. Madalyonun iki yüzü var. Bir yüzünü, Üzeyir Garih’ten dinlemiştim.



Cevap mı? Bu sorunun her zaman doğru ve geçerli bir tek cevabı yok, elbette. Madalyonun iki yüzü var. Bir yüzünü, Üzeyir Garih’ten dinlemiştim. İş adamı, “üç top” ile oynarmış: -Özkaynak, kârlılık, nakit dengesi.. Topların ilk iki tanesi “lastik”, üçüncüsü ‘taş’mış. Lastik topları yere düşürdüğünüzde, zıplayıp tekrar ele gelme ve oyunun devam etme imkanı varmış. Oyun, kesintiye uğramadan devam edebiliyormuş. Ne var ki, “taş topu” (nakit dengesi) düşürürseniz, bir daha zıplama şansı yokmuş; oyun, o anda bitiyormuş. Yıl sonu itibariyle kârlı olabilecek bir şirket, yılın ortasında, çözülmesi çok güç problemlerle karşılaşabiliyormuş. Hikaye aynen böyle, ama bu hikaye burada bitmiyor. *** Bilançonuzda taşıdığınız pozisyonlara göre, “kur riski, likidite riski, vade riski, faiz riski” cümlesinden risklerle, sürekli olarak boğuşmak zorundasınız. Diğer taraftan, gerek “bilanço içi” ve gerekse “bilanço dışı” riskleri, küresel gelişmelerden tecrit edemiyorsunuz. İş erbabı, “üretim, finansman ve pazarlama” kararı verirken, küresel boyutu da dikkate almak durumunda. Aslında fazla telaşlanmaya gerek yok. Piyasa, ‘üç top’un ne demek olduğunu, döve döve, yani bedel ödeterek eninde sonunda bir güzel öğretiyor. Ne demişler? Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp! Madalyonun diğer yüzü.. Peki, madalyonun diğer yüzünde ne var? İş hayatı “üç top”tan ibaret değil, başka “top”lar da söz konusu. - Şöyle de sorabiliriz: -”Bilanço dışı toplar” ne âlemde? -Ankara, başarıyı ya da başarısızlığı belirleyen çok kritik bir parametreye dönüşürse ne olur? Neler olmaz ki.. Ekonominin aktörleri, oyunun ikinci yarısında kuralların değiştiğini, hattâ hakemin sahaya girip şut çektiğini hayretle görürler. Dolayısıyla, “hakeme” (Ankara’ya) daha yakın olmanın önemli bir yatırım olduğunu düşünürler. Şirketlerin başarı öyküleri, Ankara’daki bürokrasinin labirentlerine kilitlenir. Topların niceliği ve niteliği radikal bir biçimde değişir. Enerjisini faaliyet dışı kârlara teksif eden iş adamları, bir dizi başka topla oynamaya mahkumdur. Dahası.. “Paylaşmak için üretmek gerekmiyor, üretmeden de paylaşılabilir’’ gibisinden “alaturka vizyonlar” ortalığı sarar. Özelleşemeyen özel sektör, tam da bu ortamda devreye girer. Sonra mı? *** Sonrası şu: Rekabet ortamını özleyenler, sızlanmaya başlar: -Böyle piyasa ekonomisi olur mu, sayın abim? Maçın skoru önceden belli be, sayın abim! Ne diyelim? -Haklısın, fakat alacağın yok, sevgili abim!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT