BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Osmanlı’dan yadigâr

Osmanlı’dan yadigâr

Önceleri yeniçeriler için yapılan ve ardından her köşe başında satılmaya başlanan; sütlü simit, makarna simidi ve şerbet simitlerinin artık adı dahi bilinmiyor.



> Tolga Uslubaş - tolga.uslubas@tg.com.tr Simitçiler - Abdullah Biraderler (1891) SİMİTLER KÜÇÜLDÜ Eski Osmanlı fotoğraflarına göre her birinin çapı 20-25 santim olan simitler yıllar içinde küçüldü, kalınlaştı, susam yerine üzerine pekmez sürülüp susam kırıntısı yapıştırılmaya başlandı. İlk defa 14. yüzyılda Osmanlı ordusunda görev yapan yeniçeriler için yapıldı, imparatorluğun tarihi kadar eski olan simit, zamanla Türklerin “fast food”u haline geldi. Eski zamanlarda, genelde Safranbolu ve Kastamonuluların mesleği olan simitçiliğin kendine özgü kuralları vardı. Bilhassa Galata, Kumkapı, Samatya ve Beylerbeyi’ndeki fırınlar, imal ettikleri kaliteli simitlerle nam salmıştı. Bu kaliteli simitlerin hamuru un, su, süt, şeker, susam ve tuzla karıştırılıp yapılır; hamur mayalanınca parçalara ayrılıp halka biçimi verilir, daha sonra da pekmezli soğuk suya atıldıktan sonra susama batırılıp fırına verilirdi. Eski ustalara göre simidin kaliteli olabilmesi için piştikten sonra 22 ayar Osmanlı altınının rengini alması şarttı. MAKARNA SİMİDİ Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne göre, 16. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da 70 fırında 300 simitçi çalışıyordu. Eskiden yapılan simitler içinde en popüler olanları; Anadolu sarması, susamlı simit, sütlü simit, makarna simidi ve şerbet simidiydi. Eski Osmanlı fotoğraflarına göre her birinin çapı 20-25 santim olan simitler yıllar içinde küçüldü, kalınlaştı, susam yerine üzerine pekmez sürülüp susam kırıntısı yapıştırılmaya başlandı. Eskiden sadece simit fırınlarında yapılan bu tada ekmek fırınları da el atınca bir geleneğin daha sonu geldi, ucuza gelsin diye simide has değil, ekmek hamurundan yapılmaya başlandı. Şimdi ise sütlü simit, makarna simidi veya şerbet simidinin adı bile geçmiyor, ama İstanbul’un sıcak, bol susamlı çıtır simidi, Adana’nın nohutlu sarı simidi, İzmir’in gevreği ve Kastamonu’nun susamsız kel simidi vatandaş tarafından çok seviliyor. RAMAZANA ÖZEL Eskiden ramazan-ı şerîf girdiğinde fırınlarda sadece pide değil, simit çıkarmak da gelenekti. Evine simit alan bazı zenginler serginin yahut fırının önünden geçen iki yoksulu da sevindirirlerdi. Aradan geçen zaman içinde ramazan ayında fırınların pideyle birlikte simit çıkarma geleneği de sona erdi. Eski İstanbul’da da simitçiler günde beş posta, fırınlardan simit alır ve her defasında değişik semtlerde satarlardı. Gecenin karanlığı ile beraber son postayı alan simitçiler, kalabalıkların biriktiği meydanlarda sepetlerinin ya da tablalarının köşelerine geçirdikleri uzun çubuklara simitlerini takarlar, görünebilmeleri için de üstlerine küçük bir fener iliştirirlerdi. Hadis-i Şerif Allahü teâlâ yüksek şeylere kavuşmak isteyenleri sever GÜNÜN SÖZÜ Allahtan başka her neye taparsan hiçdir. Yazıklar olsun o kimseye ki bir hiç iledir. > İmam-ı Rabbani kuddise sirruh ESKİ RAMAZANLAR Saltanat sana HARAM oldu >> M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Yahyâ Efendi hazretleri medreseye gitmek için yola çıkmıştı. Yolda atının yularını bir papaz tuttu; Papaz: Ey âlim, veli zât, Yahyâ Efendi! Bir müşkilimiz var. Her sene yeni defter tutulmayıp, gidiyor. Ölen kalan bilinmeden, ölmüş bir gayr-i müslimden haraç isteniyor? Bu nasıl iştir. Bu şekilde hareket dîninizde var mıdır? Yahya Efendi: Dînimizde ölmüş bir gayr-i müslim vatandaştan haraç alınmaz. Sonra çok fakir güç geçinen kimseden ve yaşlı olanlardan da haraç alınmaz. Bunlar affolunmuşlardır. Sultânımız ona muhtaç değildir” Papaz: Efendim, ölen kimsenin bile haracını isteyip, alırlar. Ne olur Sultan Süleymân’a anlat. Bunları işiten Yahyâ Efendi celâllendi ve din gayreti ile medreseye vardı. Hemen bir kalem alıp yazmaya başladı. “Ey cihân sultanı Süleymân Han! Şimdi sana saltanat ve taht haram oldu. Zulmün ölen kişilere kadar uzandı. Halbuki böyle bir zulmü ecdâdın yapmamıştı. Bu mudur din gayreti? Bak, müminleri bir kâfir ilzâm ediyor, susturuyor, çâresiz bırakıyor!..” diye yazıp, talebesiyle gönderdi. Mektup, Kânûnî’nin eline ulaştığında, rengi değişip, kalbini bir üzüntü ve sıkıntı kapladı. Saltanat kayığına binip Yahyâ Efendinin dergâhına vardı. Süleyman Han: Efendim, beyân ettiğiniz suç nedir? Yahya Efendi: Defterler her sene niçin yenilenmez? Ölmüş olan gayr-i müslimlerden memurlarınız haraç toplar. Alınan haram olunca, taht da haram olur. Süleyman Han: Allahü teâlâ hâlimi biliyor ki, olandan zerrece haberim yoktur. Yahya Efendi: Bu gaflet nedir? Yarın Allahü teâlânın huzûrunda vereceğin cevap bu mudur? Bu kâfir hakkı, kul hakkı olur. Yakanı kâfirin eline mi vereceksin, Bu mudur din gayreti?.. Kulları inletip ağlatana Allah’ın rızâsı yoktur. Niçin adâletle iş görmezsin? Süleymân Han gözyaşlarıyla, “Gaflet uykusundan bizi uyandırdın. Allahü teâlâ senden râzı olsun. Yahya Efendi: Tövbe edin ki, Allahü teâlâ affetsin. Bir daha gaflet etmeyin. Süleyman Han: Tahta geçmemize izin var mıdır? Yahya Efendi: Uyandı isen vardır? Kanuni Sultan Süleyman daha sonra bir tamimnâme ile ‘defterler yenilenmesini’ ferman etti. HER GÜN BİR DUA Hak yolda bulunmak için “Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahu ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehu bi-hurmeti Seyyidil-beşer.” (Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en üstünü hürmetine bu duâmızı kabûl buyur!). MANİDAR MANİDAR Karşıma fener geldi, Aklıma neler geldi, Börek bekledim ama, Sofraya döner geldi Maniler çiçeklidir. Birbirine eklidir. Davulcunun daveti, Mutlaka böreklidir. NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Doğuştan gurmeler, sonradan görmeler Biliyor musunuz mükemmel sofralar kurmak rahat insanların işidir. Mutfağın gücü elbette varlıkla da ilgilidir ama daha da önemlisi kültürler huzur ortamında gelişir. Elbette tek partili karne yıllarında süpürge tohumlarıyla açlığını bastırmaya çalışan garibanlar lezzet peşinde koşamazlardı. Koşmadılar da... Devletimizin güçlü, halkımızın huzurlu olduğu yıllarda Türk mutfağı çok gelişti Osmanlı ağzının tadını bilirdi. Mesela koyunun sol tarafını külbastıya ayırırken sağ tarafından uzun pişirmeli yemekler yapar. Niye? Çünkü hayvan hep sağına yattığı için sağı adaleli olur, solu yumuşak kalır. Eskiler bir çimdik aldılar mı bu Boğaz lüferi bu Marmara lüferi diye ayırabilirlerdi pekala. Ya da bu koyun dağın şu yamacında otlamış derlerdi rahatlıkla... Osmanlı bırakın etini, biberini, baharatını ateşi bile seçerdi. Meselâ balık için asma kütüklerinden yapılmış kömürleri tercih eder, köfte pirzola için meşeden şaşmazdı asla. Ecdad işine hassatır, hangi ağacın nasıl bir rayiha bırakacağını bile hesaplar. O ki bu kadar ızgara muhabbeti yaptık bu akşam mangal yakalım. Biftek, kanat, balık ya da pirzola... Artık ne olursa. Yanında bolca salata. BİR LEZZET KANAT IZGARA MALZEMELER: * 1 Kg. tavuk kanat * 1 Adet soğan * 1 Tatlı kaşığı domates salçası ‘tepeli’ * 2 Yemek kaşığı yoğurt * 4 Yemek kaşığı ayçiçek yağı * 1 Çay kaşığı toz kırmızı biber * 1 Çay kaşığı karabiber * 1 Çay kaşığı kimyon * 3 Diş sarımsak * 1 Tatlı kaşığı tuz HAZIRLANIŞI: Kanatlar temizlendikten sonra eklem yerlerinden iki parçaya bölünecek ve bir güzel yıkanacak, düz derinin olduğu yüzeyin alt kısımlarından bıçak yardımıyle çizilecek. Bu işlem, kanatlara sosun daha iyi işlemesi ve pişirmenin daha kolay yapılabilmesi içindir. İlk sarımsak ardından soğan rendelenecek. Soğan püresi süzülecek ve posası kullanılmayacak. SOSUN HAZIRLANIŞI: Uygun bir kap içerisine, 4 Yemek kaşığı ayçiçek yağı, soğan suyu, 1 Tatlı kaşığı domates salçası, 2 Yemek kaşığı yoğurt konulacak, karıştırılacak. Üzerine, 1 Çay kaşığı karabiber, 1 Çay kaşığı kimyon, 1 Çay kaşığı toz kırmızı biber, 1 Tatlı kaşığı tuz katılacak, karıştırılacak. Tavuk kanatları tek tek karışım içerisine alınacak ve sosa bulanacak. Sos kabının kapağı kapatılacak, en az 4 saat süre ile tavuk kanatları bu sos içerisinde dinlendirilecek. 1 Gün süre ile dolap içerisinde dinlendirilirse daha iyi sonuç alınabilir. NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR HACI LORD EL-FÂRÛK HEADLEY İNGİLİZ (Bir Lord olan Headley Asâletmeab ünvânına sâhiptir. Sir George Allanson, 1855 târîhinde doğmuştur. İngiltere’de birçok mühim siyâsî vazîfelerde bulunmuş, aynı zamanda muharrir olarak da şöhret yapmıştır. Cambridge Üniversitesi’nden mezûndur. 1877’de lord pâyesini kazanmıştır. İngiliz ordusunda yarbay olarak vazîfe yapmıştır. Asıl mesleği mühendislik olmasına rağmen, kuvvetli bir kaleme sâhiptir. (Bir Avrupalının gözü açılıp müslümân oluyor) eseri, neşr ettiği kitâplar arasında en meşhûrudur. Lord Headley, 1913 senesinde müslümân olmuş, Hacca gitmiş, Şeyh Rahmetullah-ı Fârûk adını almıştır. 1928 senesinde Hindistân’ı da ziyâret etmiştir.) Tanıdığım birçok kimse, dostlarım sebebiyle müslüman olduğumu düşünür. Halbuki mesele böyle değil. Uzun süren araştırmalar ve incelemeler neticesinde şunu müslümanlığı kabul ettim. Kur’ân-ı kerîm, bir insanın bütün kalbi ile îmân ederek, islâmiyyeti kabûl etmesini emir eder ve istemeyerek zorla dîne girmeyi reddeder. Îsâ Aleyhisselâm da, kendi havârîlerine, (Her hangi bir yere gittiğiniz zamân oradakiler sizi kabûl etmez ve dinlemezlerse, siz hemen oradan ayrılın, onları zorlamayın) demiştir. (St. Mark, 6-11) Birçok protestan gördüm, katolik talebe yurtlarına gidip onları zorla protestan yapmaya çalışan. Bu gereksiz gayretler ve zorlamalar, insanları birbirine düşman ediyordu. Aynı manasız işleri Hristiyan misyonarler, Müslümanlar üzerinde yapmaya çalıştı. Onları türlü oyunlarla aldatmaya çalıştılar. Para iş ve mevki vaad ettiler, ama bilmedikleri çok önemli bir şey vardı o da: İsa aleyhisselamın gerçek emirlerini en iyi tatbik eden din İslamiyettir. Şuna emînim ki, binlerce Hristiyan erkek ve kadın, İslâm dînini incelemiş ve onu tamamıyla benimsemişdir. Ancak müslümanlığı seçtikleri takdirde iş ve mevkilerini kaybetmenin yanısıra, çevreleri tarafından alaya alınmak korkusuyla müslüman olmaya cesaret edememiştir. Müslümanlığı neden kabul ettiğimi kısaca anlattıktan sonra şunu söylemeliyim ki; ben Müslüman olmakla çok daha doğru temiz bir İsevi olmayı da başardım. Diğer hıristiyanlara da bir misâl olmak isterim. Müslümân olmak, onları hıristiyanlığa düşman yapmaz, aksine onlara hakîkî Îsevîliğin ne olduğunu öğretir ve onları yükseltir. Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT