BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölüm ve sonrası

Ölüm ve sonrası

Mü’minin rûhunu rahmet meleği alır. Ölüler, dünya’da müjde isteyenlerin toplandığı gibi, bunun etrafına toplanırlar.



Her canlı için ölüm kaçınılmazdır. Bunun için ölümden sonra olacakları bilmek, buna hazırlanmak aklın gereğidir. Ölümden sonra ilk durak kabirdir. Kabir hayatı nasıl olacak, azab yapılacak mı yapılmayacak mı ? Bugün bunun üzerinde durmak istiyoruz: Kabirde azâb yapılacağı sahîh ve meşhur hadîslerle, hattâ Kur’ân-ı kerîmdeki âyetlerle bildirilmiştir. Buna rağmen, çok kimsenin bunda şüphe ettiği, hattâ inanmadığı, böyle şey olmaz dediği görülüyor. “Ölüye azâb yapılsaydı, dirilerde olduğu gibi, çırpınır, hareket ederdi” diyorlar. Ölülerin hâli, dünyadaki dirilerin hayatı gibi değildir. Dünyanın nizâmı için buradaki hayatta hem his, hem de irâde ile hareket vardır. Kabir hayatında, ölülerin azâb ve elem duymaları için yalnız hissetmeleri yetişir. Kabirde rûhun bedene bağlanması, diri iken bağlanmasının yarısı kadardır. İşte bunun için ölüler, azâbı duydukları hâlde, hareket etmez ve kıpırdayamazlar. Şüpheleri gidermek için şunu da bildirelim. Aklın eremeyeceği, anlayamıyacağı çok şeyler vardır. Her şey akıl ile anlaşılsaydı, Peygamberler gönderilmezdi. Akıl, çok şeyi anlıyabilirse de, her şeyi anlıyamaz. RUHUN VE BEDENİN BAĞLILIĞI Kabir azâbı, rüyâ gibi değildir. Kabir azâbı, azâbın görüntüsü değil, azâbın kendisidir. Kabir azâbı, âhıret azâblarındandır. Dünya azâbları, âhıret azâbları yanında hiç kalır. Eğer âhıret azâblarından bir kıvılcım dünyaya gelse, her şeyi yakar, yok eder. İmâm-ı Suyûtî hazretleri buyuruyor ki: “Ruh, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Bu bağlılıkları, dünyadaki bağlılıklar gibi değildir. Rüyâ gören kimsenin gördüğü şeylere olan bağlılığı gibidir. Fakat, ölülerin cesetlerine ve başka şeylere bağlılıkları, rü’yâ görenin bağlılığından pek çok kuvvetlidir. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Meyyit kabirden çıkarılıp başka kabre konursa, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. Beden çürüyüp, toprak maddeleri, sıvı ve gaz haline gelince de, bu bağlılık yine devam eder.” Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Kabir, dünya konaklarının sonu, âhıret menzillerinin ilki olup, ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur.) (Mü’min ölü için Cennetten yaygı serilir. Cennet elbiseleri giydirilir. Ona Cennetten bir kapı açılır. Kabre Cennet kokuları yayılır. Yanına güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokular saçan biri gelir. Buna “Sen kimsin?” diye sorar. O da, “Senin sâlih amelinim” der. Bunu işitince, “Yâ Rabbî kıyâmet çabuk kopsa da, çoluk çocuğuma ve ni’metlere kavuşsam” der.) (Sâlih bir kul mezara konulunca iyi amelleri etrafını sarar, onu muhafaza ederler. Azâb melekleri gelince namaz karşılarına çıkıp “Allah için çok kıyâmda durmuştu” der. Sonra oruç karşılarına çıkar. “Dünyada çok susuzluk çekmişti” der. Sonra, hac ve Allah yolunda harbleri karşılarına çıkar”, Bu beden çok eziyet çekmişti” derler. Daha sonra verdiği sadakalar der ki “Buna dokunmayın, bu el ile çok sadaka vermişti” Melekler de “Çok güzel, mübarek olsun” diyerek geri dönerler. Sonra rahmet melekleri, Cennetten bir yatak getirip yayarlar. Mezar ona gözün görebiliği kadar geniş ve nurlu olur, Kıyâmete kadar böyle devam eder.) RAHMET-İ İLÂHİ Eshâb-ı kirâm zamanında sâlih bir zatın bir yeğeni vardı. Bu genç ölüm hastalığına yakalanınca amcası dedi ki: - Ey yeğenim! Birçok eksikliklerin vardı. Ölünce hâlin ne olacak? - Ölünce, beni anneme teslim etseler, beni ne yapardı? - Elbette seni Cennete götürürdü. - Şimdi ben Rabbime gidiyorum! Allahü teâlâ, “Kulum beni zannettiği gibi bulur!” buyurduğuna göre, elbette O’na hüsn-i zannım vardır. O annemden daha merhametlidir. Rahmeti bol olan da beni cennete koyar. Amcası, “İnşallah zannettiğin gibi olur” dedi. Nihayet yeğeni öldü. Defnetmek için mezarına inen amcası, heyecanla “sübhanallah” diye bağırdı. Sebebini soranlara dedi ki: - Kabri çok genişlemiş ve nur ile dolmuş olarak gördüm. İmâm-ı Yâfî’î hazretleri buyuruyor ki: (Ölenleri iyi veya kötü halde görmek, Cenâb-ı Hakkın bazı kullarına ihsân ettiği bir keşiftir. Dirilere nasihat vermek ve ölülere hayırlı bir iş yapılmasına vesile olmak içindir. Ölüleri görmek daha çok rüyâda olmaktadır. Uyanık iken gören evliyâ da vardır. SÖZÜNÜN ERİ Peygamber efendimiz hazret-i Ali’nin de bulunduğu bir toplulukta, hazret-i Ömer’e buyurdu ki: - Yâ Ömer! Ölünce seni dar bir mezara koyarlar. Münker-Nekir gelir. Gözleri şimşek gibi çakar, sesleri gök gürültüsü gibidir. O zaman ne yapacaksın? Hazret-i Ömer suâl etti ki: - Yâ Resûlallah, o zaman, şimdiki gibi aklım başımda olur mu? - Evet yâ Ömer. - Öyle ise korkmam. Allahın izniyle onlara gereken cevâbı veririm. Hazret-i Ömer vefât etti. Defnettiler. Hazret-i Ali, telkîn beklerken Münker-Nekir sorguya başladılar. - Rabbin kim? Hazret-i Ömer, suâl meleklerine sordu: - Siz kaç günlük yoldan geldiniz? - Yedi bin yıllık yoldan geldik. -Siz bu kadar uzak yoldan geldiniz ve Allahı unutmadınız da ben birkaç dakikalık yoldan gelir de nasıl unuturum? Melekler dediler ki: - Biz senin böyle cevap vereceğini biliyorduk. Ancak, emrolunduğumuz için böyle suâl ettik. Hazret-i Ömer buyurdu ki: - Ümmet-i Muhammede böyle heybetli gelmeyeceğinize söz vermedikçe sizi serbest bırakmam. Meleklerden söz alınca onları bıraktı. Bunları müşâhede eden hazret-i Ali “Yâ Ömer, sözünün eriymişsin” buyurdu. Bedir harbinde öldürülen müşriklerin bir çukura konulması emredildi. Birkaç gün sonra peygamber efendimiz, çukurun başına gelip durdu. Çukurdakilere kendilerinin ve babalarının isimlerini birer birer söyleyerek buyurdu ki: (Rabbinizin size söz verdiğine kavuştunuz mu? Ben Rabbimin söz verdiğine kavuştum.) Hazret-i Ömer, bunu işitince, “Yâ Resûlallah, leş olmuş kimselere mi söylüyorsunuz?” dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Beni Peygamber olarak gönderen Rabbim hakkı için söylüyorum ki, siz beni onlardan daha iyi işitmiyorsunuz. Fakat cevâb veremezler.) Kabir ehli de acı ve zahmet çektiği için Peygamber efendimiz, ölünün kemiklerini kırmayı yasaklamıştır. Kabrin üstüne oturan kimseye buyurdu ki: (Ölüye kabirlerinde ezâ etmeyiniz! Diriler, evlerinde, elem, zahmet duyup hissettikleri gibi, ölü de kabrinde öylece elem ve ezâ duyar) (Ölü, kabre konulunca, ardından gelenlerin ayak seslerini duyar. Mezardan başka onunla konuşan olmaz. Mezar der ki: Benim nasıl olduğumdan ve bendeki korku ve sıkıntılardan sana söylenilenler azdır, benim için ne hazırladın? Yazıklar olsun sana ey insanoğlu! Ben varken neye gururlandın? Benim, sıkıntılı, karanlık, yalnız ve böceklerle, kurtlarla dolu bir yer olduğumu bilmiyor muydun? Üzerimden geçerken, bir ayağın geride, bir ayağın ileride şaşkınca durduğun zaman, neye aldanmıştın? Eğer o kimse sâlihlerden ise bir ses der ki: Ey mezar, neler söylüyorsun, o doğruluk üzere idi? Emr-i ma’ruf nehy-i münker yapardı. Ona elbette yeşil bahçeler hazırladım. Sonra bedeni nura çevrilir, ruhu göğe çıkarılır.) YÜKSEK SESLE AĞLAMAK AZAP VERİR (Bir kimse, tanıdığının mezarı başına gidip selâm verince, ölü onu tanır ve selâmına cevâp verir. Tanımadığı kimsenin de kabrine gidip selâm verince, ölü selâmına cevâb verir.) (Ölü, yakınlarının kendisine bağırarak ağlamasından azâb duyar.) (Mü’minin rûhunu rahmet meleği alır. Ölüler, dünya’da müjde isteyenlerin toplandığı gibi, bunun etrafına toplanırlar. Ona çeşitli sorular sorarlar. İçlerinden birkaçı da, “Kardeşinizi bırakın dinlensin! Çok sıkıntılı yerden geliyor, derler. Etrafına üşüşürler. Dünyadaki tanıdıklarını sorarlar.) (Bir ölü, dünyada sevdiği bir kimse, kendisini ziyârete geldiği zaman sevinir.) (İnsanların yaptıkları işler, Pazartesi ve Perşembe günleri, Allahü teâlâya arz olunur. Enbiyâya, evliyâya ve ana-babaya Cum’a günleri gösterilir. İyi işleri görünce sevinirler. Yüzlerinin parlaklığı artar. Kötü işlerinizi görünce üzülürler. Allahtan korkun, ölülerinizi incitmeyin!)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98271
    % -1.06
  • 5.4924
    % -1.28
  • 6.2094
    % -1.34
  • 7.2912
    % -0.47
  • 234.048
    % -0.8
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT