BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuk özlemiyle yanıyordu...

Çocuk özlemiyle yanıyordu...

Doğan bey masasına geçip oturdu. Sabahtan beri poliklinikte hasta bakıyordu. Yorulmuştu. Yarım saat evvel bitirmişti işini. Yemekhaneye uğrayıp karnını doyurmuş, odasına yeni çıkmıştı. Sıcak buram buram terletmişti genç doktoru.



Doğan bey masasına geçip oturdu. Sabahtan beri poliklinikte hasta bakıyordu. Yorulmuştu. Yarım saat evvel bitirmişti işini. Yemekhaneye uğrayıp karnını doyurmuş, odasına yeni çıkmıştı. Sıcak buram buram terletmişti genç doktoru. Yedi senelik evliydi Perihan hanımla. Çok da mutluydular evlendikleri zaman. Görücü usulü tanışmışlar ama birbirlerine ısınıp sevmişlerdi. Fazla uzamadı iş. Her iki tarafın aileleri anlaşıp askerlikten önce nişanı, askerlik biter bitmez de düğünü yaptılar. İlk dört sene ihtisasla geçmişti. O zaman Doğan beyin babası bayağı yardım etmişti genç çifte. Maddi destek olmuştu. İhtisas bitip de mesleğini tam anlamıyla eline aldığı zaman da Orta Anadolu’da bir kasabaya tayin edilmişti Doğan bey. Üç seneyi orada geçirdiler. Ama o üç sene belki de hayatında yaşamak istemeyeceği bir zaman dilimiydi. Orada öğrenmişlerdi hiçbir zaman bir evlat sahibi olamayacaklarını. İnanamamışlardı her ikisi de. Perihan hanım aylarca damla uyku uyumamış, pencerelerin önünde düşünerek sabahlamıştı. Doğan bey ise: - Bir çaresi olmalı, biz bu kadar okuduk, böyle aciz kalmak için mi? diyordu. Bütün büyük profesörlere, hocalara gittiler derman bulabilmek için. Nafileydi. Hepsi başlarını öne eğerek mırıldanıyordu sanki suçlu kendileriymiş gibi usulca: - Maalesef, yapacak bir şey yok... Uzun zaman bunaldılar her ikisi de. Hatta bir seferinde Perihan hanım son derece ciddi bir tavırla geçmişti karşısına: - Doğan, istersen ayrılalım... Sana hayatın boyunca bir evlat verememenin ezikliğiyle yaşayacağım. Kendimi düşünmüyorum, sadece seni... Seni baba olma hakkından mahrum ediyorum, diyerek hıçkırıklara boğulmuştu. Doğan bey ise telaşla atılmıştı: - Neler söylüyorsun Perihan? Ben seninle evlendim. Seni istediğim için, seni sevdiğim için... Olsun, biz ikimiz birbirimize yeteriz. Bir daha sakın böyle şeyler söyleme.... Sonunda zamanla bu korkunç gerçeği kabullenmişler, bağırlarına taş basarak yaşamaya devam etmişlerdi. Ama her ikisi de birbirinin bir çocuk özlemiyle yanıp tutuştuğunu biliyor, acılarını kendi içlerine gömüyorlardı. Ne zaman sokakta bir bebek görseler içlerinde derin bir sızı duyuyor, bu sızıyı karşı tarafın da hissettiğini düşünerek kahroluyorlardı. Mecburi hizmet Hakkari’ye çıkınca sevinmişti Perihan hanım. Farklı bir yer, farklı bir kültürün içine gitmek belki biraz daha iyi gelebilirdi kendisine. Evlatsız, çocuksuz bir hayatı yaşamayı öğrenmeye çalışıyordu. Hakkari gerçekten tahmin ettiği gibi sanki başka bir ülkenin toprağıymış kadar enteresan geldi kendisine. İstanbul gibi bir yerde doğup büyümüş, Fransız mektebini bitirmişti. Kendi öz değerlerini yitirmeden Batı medeniyetinin bize uyuşan medeni yönlerini de almış, kaliteli bir insan, bir aydın olarak yetişmişti. Ülkesinin bu en ücra köşesinde yaşana hayatı böylesine yakından tanımak geldiği günden beri genç kadına cazip geliyor, bir sene önce girdiği bunalımlardan yavaş yavaş sıyrılmaya başlıyordu. Bu işe en çok memnun olan ise Doğan beydi. Karısının eski neşesine, eski dinamiğine kavuşması genç doktoru memnun ediyor, daha keyifli, bir hayat sürmeye başlıyordu. Arkasına yaslandı. Yorulmuştu. On beş gün önce bölgedeki bütün köyleri dolaşmıştı yeniden. Öylesine yardıma ihtiyaçları vardı ki buradaki insanların. Hepsi doktoru gördükleri zaman çılgın gibi koşuyorlar, dertlerini soluksuz sıralıyorlardı. Hepsine elinden geldiğince yetişmeye çalışıyordu genç doktor. Bu tüm köylere yapılan sağlık turunun yorgunluğu ancak çıkıyordu. Gözlerini kapadı. Biraz uyusa sanki açılacaktı. Tam içi geçmek üzereyken kapı çalındı sert bir şekilde: - Buyurun, kapı açık... Recep kasketini eline alarak girdi içeriye. Küçük, çipil gözleri cin gibi parlıyordu: - Selâmünaleyküm doktor... Tanıdın mı beni? Doğan bey dikkatle baktı karşısındaki adama. Sonunda başını salladı: - Tamam, tanıdım, tanıdım, hayırdır, bir şey mi oldu hanıma? - Yok beyim, demir gibi maşallah, ben başka konu görüşecektim seninle, vaktin varsa... Doğan bey eliyle karşısındaki masayı işaret edip mırıldandı: - Geç otur bakalım, neymiş derdin? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT