BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HAİTİ’DE İNSANLIK ÖLDÜ BM SEYRETTİ

HAİTİ’DE İNSANLIK ÖLDÜ BM SEYRETTİ

Filistin, Bosna, Lübnan, Ruanda ve Keşmir’deki uygulamaları ile şimşekleri üzerine çeken Birleşmiş Milletler’in en son vukuatı ise Haiti oldu... 30 bin personel ile yer aldığı Haiti’de yetim çocukların kaçırılmasını engelleyemeyen BM, depremzedelere ise üç hafta sonra gıda dağıtabildi... Sadece yıllık 3.5 milyar dolarlık masrafı ile dahi ihya edebilecekleri Haiti’yi ihmal eden BM depremle yıkılan Haiti’deki en büyük enkazı bıraktı...



OSMAN SAĞIRLI’NIN HAİTİ İZLENİMLERİ Ortada UN var yandan geç Bir lokma yiyecek için sıra bekleyen bu insanlar 40 derecelik sıcaktan kendilerini böyle koruyor. Görüntü ise BM (UN) askerlerinin bu insanları rehin aldığını gösteriyor. Yalan da değil hani! > Filistin, Bosna, Lübnan, Ruanda ve Keşmir’deki uygulamaları ile şimşekleri üzerine çeken Birleşmiş Milletler’in en son vukuatı ise Haiti oldu... > 30 bin personel ile yer aldığı Haiti’de yetim çocukların kaçırılmasını engelleyemeyen BM, depremzedelere ise üç hafta sonra gıda dağıtabildi... > Sadece yıllık 3.5 milyar dolarlık masrafı ile dahi ihya edebilecekleri Haiti’yi ihmal eden BM depremle yıkılan Haiti’deki en büyük enkazı bıraktı... Hani bazı şeyler vardır yazsan bir türlü yazmasan başka türlü. İşte bu da öyle bir yazı. Uzatmadan anlatalım; İndim Dominik Cumhuriyetine... Hadi bagajı kurtarayım, vizeyi alayım derken kapı aralığında UN (BM) yazılı bir pankart beliriveriyor. Ohh be nihayet akıllıca bir iş yapmışlar gelen gazetecileri, yardım kuruluşlarını karşılayıp, ilgilenecekler diyorum. 15 dakika sonra kapının önündeyim ne UN var ne de UNcu... Koskoca alan, nerede bulacaksın şimdi bunların ofislerini? Sağa sor, sola sor yok. Yahu havalanında çalışan polis de mi bilmez bu adamların yerini? Nihayet bir temizlik görevlisi elimden tutup ikinci katta sote bir yere götürüveriyor, beyaz bir kağıda küçücük bir UN yazılı bir kapının önünde duruyor, “ahan da burası” diyor. İçerisi genişce bir salon. Kahve ve çay makineleri sıra sıra. Hemen yanı başında üçü bir arada, expresso, dağ gibi yığılmış şişe sular... Bir köşede boydan boya masa üzerinde alengirli notebooklar, yazıcılar. Duvarlar ise alabildiğine harita dolu. İçerideki iki arkadaşın da keyfi yerinde... Selam, kelam faslını geçip konumuza geliyoruz. Türkiye’den geliyorum Haiti’ye gidiyorum, bana ne gibi faydanız olur diyorum. Beni aşağıdan yukarı süzen BM görevlisi soruları birbiri ardına sıralıyor; “Kalacak yerin var mı?” -Bulurum olmadı tulum var. “Peki yiyeceğin içeceğin?” -Onları da bulurum. “Güzel, o zaman sana tavsiyem bir araç kirala yok yok otobüse bin git” -İyi de ben buraya niye geldim? Cahile iş buyur sana akıl öğretsin. HAFTASONU KAPALIYIZ Dominik’ten BM’deki abinin dediği gibi aracı kiralıyor, Haiti’nin yolunu tutuyorum... 14 saat yol, güvenlik namevcut. Haiti’nin başkenti Port Au Prince’deki havalimanında BM görevlilerinin olduğunu söylüyorlar. BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi değil miyiz ülke olarak, akredite olmak gerek. Onlarca prefabrik, onlarca çadır arasında bir adres buluveriyorum. -Şey ben akredite olacaktım. Bu kapı gibi başbakanlık basın kartım, bu da pasaportum. “Beyefendi pazartesi sabah 9.00’da gelin” - Niye bugün değil? “Çünkü cumartesi” -Haydaaaa ipe UN sermenin sırası mı? Afet bölgesinde cumartesi, pazar olur mu ya? Olurmuş... -Eeee depremzedeler ne olacak? Enkaz altındaki adamın “ben en iyisi iki gün daha ölmeyeyim pazartesi gelir kurtarırlar” deme şansı var mı? Kafam bozuk dışarı çıkmamla alev yüzümü yalıyor. İçerisi de bayağı serinmiş. Bilmem kaç dönümlük alandaki yüzlerce Toyota ve Nissan cip. Adeta hafta sonu çalışmıyoruz tezini doğruluyorlar. Japonlar da BM’ye çalışmış sanki, o biçim arazi araçları yapmışlar. Tabii canım bu amcalar hep araziler zaten. BM’de çalışmak keyifli bir iş. Eğer dayınız amcanız varsa ne yapın edin bir yerine kapak atın. Laf aramızda başladığınız ay, günlük 212 dolar. Allah bereket versin. 7 BİN ÇOCUĞU TESLİM ETTİK Haiti’deki ilk haftamız günlerden çarşamba... İHH’nın kurduğu polikliniklerde doktorlar günlük 200 civarında hasta muayene ediyor, aşevinde ise 2.000 kişiye sıcak yemek dağıtılıyor. O gün nedense çocukların sayısında azalma görülüyor. Hemen karşımızdaki çadır kentte de çocuklardan eser yok. Çok geçmiyor durum anlaşılıyor. Beyaz adamların çocukları topladığı şeklindeki söylenti üzerine başkentte halk alarma geçmiş. Demek ki burada da senaryo işliyor. Ortada devlet olmayınca, koruyacak, kollayacak birileri bulunmayınca olacağı bu. Hem Pakistan’da, Endonezya’da, Irak’ta aynı şeyler olmamış mıydı? BM yetkililerinin başına dikiliveriyorum yine. Bu defa İHH’dan Recep ve Mustafa da var. Onlar da 700 çocuğu BM Çocuk Fonu UNICEF ve Haiti hükümeti görüşerek Türkiye’ye götürmek istiyorlar. Bu konuda en yetkili adres şüphesiz ki UNICEF. Bilmeyenler için UNICEF’i de kısaca anlatalım... BM Genel Kurulu, çocukların haklarının korunması ve savunulması, sağlık ve beslenme, eğitim, acil yardım, korunma, temiz su ve temiz ortamda yaşama haklarını sağlamak amacıyla BM Çocuk Fonu kurmuş, adına da UNICEF demiş. Kurumun görevi ; özellikle en muhtaç durumdaki çocukların yardımına koşacak savaş, çatışma ve doğal afet ortamlarında olan çocuklara ve ailelerine yardım götürecek. BM bünyesindeki ortakları ve diğer insani yardım kuruluşlarıyla birlikte çocukların ve ailelerinin âcil ihtiyaçlarını temin edecek. ADRES YOK AMA ÇOCUKLARI BULUYORLAR! Yani doğru adresteyiz. UNICEF yetkilileriyle uzun bir toplantı yapıyoruz. Ülkeden 7 bin çocuğun çıkarıldığını söylüyorlar. Bir kısmının evlat edinildiğini, bir kısmının tedavi için götürüldüğünü anlatıyorlar. Deprem esnasında çocukların evlat edinilmelerinin hangi yasal prosedürle yapıldığı şeklindeki sorumuza “depremden önce müracaat edenlere çocukları teslim ettik” diyorlar. Duy da inan. Biz bile ilk hafta sonunda binbir zorlukla bölgeye ulaşabilirken, güya 7 bin çocuk için müracaat etmiş aileler ya da örgütler depremin ilk haftası size ulaşabiliyor ve siz yerle bir olmuş memlekette bu çocukları adreslerinde bulup bu insanlara teslim ediyorsunuz öyle mi? Serzenişlerimiz ortalığı geriyor. Bazı çocukların kaçırıldığını bunun engellenmesi için Haitili yetkilileri uyardıklarını itiraf ediyorlar. “Cambaza bak taktiği” O günlerde “yetim çocuklar bir bir kayboluyor” diye haber yapıyoruz, üç gün sonra 10 Amerikalının 33 çocuğu kaçırırken yakalandığı haberi yayılıyor ortalığa. Üstelik bu kişiler misyoner evangelistler... Çocukları korumakla, kollamakla görevli olan UNICEF’in, misyoner örgütlerin oyuncağı olduğunu bütün dünya öğreniyor. Asli görevini yapmayan UNICEF’in kimlere hizmet ettiği ortaya çıkıyor. ÜÇ HAFTA SONRA YARDIM Problem sadece UNICEF mi? Keşke öyle olsa... Gökyüzünde sinekten çok helikopter ve uçak dolanıyor. Görüntüye bakılırsa yardım yağıyor. Peki öyle mi? Ne yazık ki hayır. Port au Prince’de deprem olduğu andan itibaren yardımların nasıl dağıtılacağı müzakere ediliyor. BM yardımların havadan atılmasını, ABD atılmamasını savunuyor. Tam üç hafta sonunda karar veriliyor. Yardımlar 16 noktada dağıtılacak, silahlı askerler dağıtıma nezaret edecek. İnsanın aklı şaşıyor. Yahu 3 hafta boyunca bu insanlar ne yer ne içer? Sanki umurlarında! Üç hafta sonunda ne oluyor dersiniz. Bizzat yaşamış biri olarak anlatayım. Premier Cite’deki İslamic Relief’in çadır kentindeyiz. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte yerel polis eşliğinde kampa gelen iki BM görevlisi çadırkenti inceleyeceklerini gerekli şartları taşıyorsa yardım dağıtacaklarını söylüyor. Şartlar tutuyor. Üç kamyon Nepalli BM askeri eşliğinde bir kamyon gıda getiriliyor. Görüntüye bakan gıda değil de asker dağıtımı yapılacak sanır. Askerler, çadır kenttekileri dışarı çıkarıp çevreyi tel örgü ile ablukaya alıyorlar. Kadınlar, erkekler ve çocuklar kendilerine göre sıra olup içeri giriyor. 30 BİN KİŞİNİN MAAŞI YETER İçerisinde süt tozu, kibrit, çikolata ve krakerden oluşan koca koca kutulardan adam başı üçer tane olmak üzere yardım dağıtımı başlıyor. Yahu kutuya ve diğer ambalajlara harcanan para emin olun içindekilerden daha fazla. Ama ne yapacaksın böyle çalışıyorlar. Bir ara sırada bir hareketlilik oluyor, deprem sırasında kolunu bacağını kaybetmiş kişilerin sıraya geçmesini hazmedemeyen Haitililerle BM görevlileri hararetli bir şekilde tartışıyor. Askerler silahlarını göze sokacak şekilde kalabalığa doğrultunca ortalık duruluyor. Saatlerce süren bu eziyetin adı da yardım oluyor. Olsun bakalım! Ezcümle, yönetime müdahale ediliyor denilerek lağvedilen Haiti ordusu yerine görev yapan BM, ne acıdır ki depremin olduğu andan itibaren kendini her türlü müdahalenin dışında tutuyor. 17 yıldır ülkede askeri, polisi ve çeşitli misyonlar olmak üzere, 30 bin kişilik güçle görev yapan BM, üç hafta sonra üstelik de keyfe keder uygulamalarla gıda ulaştırıyor, çocukların kaçırılmasına aracılık ediyor. Enkazlarda binlerce insanın yardım çığlıkları arasında ölmesine seyirci kalıyor. Şimdi ise ülkenin yeniden imarı için çağrı yapıyor. Peki Haiti’deki yüz binlerce kişinin öldüğü (500 bin ölü var) milyonlarca kişiyi de evsiz bırakan enkazlar altında kalan ve Haiti’de görev yaptıkları için! yıllık 3.5 milyar dolarlık masrafına tahammül edilen BM’yi kim kurtaracak? Aman UnIcef görmesin! BM’nin afet bölgelerindeki yetim, kimsesiz ve yardıma muhtaç çocukları korumakla görevlendirdiği Unicef, 7 bin çocuğun götürülmesini seyretti. Adaletinizi sevsinler! Sözüm ona BM herkese eşit davrandığını gösterecek ya depremde ayağını kaybeden bu adamı dikenli tellerin arkasında silah zoruyla sıraya sokuyorlar. BM, NİYE KURULDU? Birleşmiş Milletler (BM) dünya üzerinde büyük bir tahribata sebep olan İkinci Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası ilişkileri istikrara kavuşturmak ve barışı sağlam temeller üzerine oturtmak için 1945 yılında kuruldu. Günümüzde, söz konusu faaliyetlerine ilâve olarak çocuk gelişimi ve sağlığı, çevre koruma, insan hakları, yoksullukla mücadele ve ekonomik kalkınma, tarımsal kalkınma, eğitim, kadın hakları, tabiî afet yardımı, atom enerjisinin barışçıl amaçlar için kullanılması ve iş ve işçi hakları gibi pek çok alan vardı. Güvenlik Konseyi’ni de kuran BM, bu konseyi de üye ülkeler arasında güvenlik ve barışı korumakla yükümlü yaptı. Konsey’de bulunan 15 üyenin 5’i daimi, 10’u ise geçici. BM Güvenlik Konseyi’nde, kararları veto etme hakkı bulunan daimî üyeler ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya. Türkiye ise 31 Aralık 2010’a kadar BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi. NE İŞE YARAR? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Libya Lideri Kaddafi ve İran Lideri Ahmedinejad’ın BM Genel Kurulu’nda , varlık sebebini ve işleyişini yüksek sesle eleştirmesi BM’nin ne işe yaradığı sorusunu akıllara getirmişti. Sadece küresel güçlerin arzu ve isteklerine uygun kararlar almakla itham edilen BM, Filistin, Bosna, Lübnan, Keşmir, Ruanda, Pakistan, Afganistan ve Çeçenistan gibi bölgelerde ise zulmü görmezden geldiği gibi mazlumların değil, zalimlerin yanında durması ile biliniyor. Kıbrıs dahil, çözmek üzere el attığı her meseleyi, problem yumağı haline getiren BM, Bosna savaşı esnasında yaptığı ahlaksızlıklarla dünyayı şok etmişti. Haiti ise BM’nin yeniden sorgulanması gerektiğini bir daha gözler önüne serdi. ORDU EVE, BM GÖREVE 18. ve 19. yüzyıllardaki köle ticaretinde Fransa’nın sömürgesi olan Haiti, 1804 yılında savaşarak bağımsızlığını kazanır, bununla da kalmaz dünyada bağımsızlığını kazanan ilk zenci topluluğu olarak diğerlerine de örnek teşkil eder. Faturası ağır olur hani. Kıtlık, ambargo birbirini izler. Dağlık ve yeşillik ülke anlamına gelen Haiti’de yeşil namına hiçbir şey kalmaz. Millet ağaçlara varıncaya kadar tek tek söker ve yakar. Amerika da boş durmaz 1915-1934 yılları arasındaki işgale çabalar ama püskürtülür. Bu defa iç karışıklıklar yaşanır. 1991 yılında Devlet Başkanı seçilen Aristide, Güney Afrika’ya sürgüne gönderilir. BM Güvenlik Konseyi ülkede barışı koruma operasyonu adı altında 1993’de ülkeye girer. Ordu yönetime müdahale ediyor denilerek lağvedilir. 2004’de ise BM, MINUSTAH ismiyle temelli yerleşir. BM’nin bulunduğu her yerde buna benzer bir çok senaryo görmek mümkün, inanmayanlar araştırabilir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT