BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Demokratik anayasa istemeyen, bu ülkenin dostu olamaz

Demokratik anayasa istemeyen, bu ülkenin dostu olamaz

Komşu ve diğer ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmamıza rağmen, ülke içinde yaşanan sen-ben kavgaları, gerekçelerine inmeyi zaruri hale getirmiştir. Politikanın da, ülke rotasını belirleme ve problemlerini çözme yönleri bulunduğuna göre; konjonktür, insanı politikadan istese de soyutlayamıyor.



Komşu ve diğer ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmamıza rağmen, ülke içinde yaşanan sen-ben kavgaları, gerekçelerine inmeyi zaruri hale getirmiştir. Politikanın da, ülke rotasını belirleme ve problemlerini çözme yönleri bulunduğuna göre; konjonktür, insanı politikadan istese de soyutlayamıyor. Ülkemizde başta işsizlik olmak üzere, yetersiz gelir seviyesi, farklılıklar vs. gibi vatandaşın çözüm bekleyen yığınla problemi masada beklerken, daha ne kadar zaman müdahalelerle, kapatmalarla, suni gündemlerle zaman kaybedeceğiz? Saçma sapan konularla daha ne kadar vakit geçirilecek? Bütün bunların bedelini fakir-fukara halkımız ödemektedir. Suni gündemi oluşturan güruhun, insan sevgisinden fazla nasiplenmediklerini düşünüyorum. Kendileriyle barışık olmayan bu güruh esas problemlere zemin hazırlamakta. Elimizi vicdanımıza koyalım! Ülkede işsizlik, gelir adaletsizliği eskiden beri vardır ve bunların çareleri uzun zaman almaktadır. Bunlara çare üretmek, yasama ve yürütme organlarının görevidir ki bu organlar belli aralıklarla halka hesap vermekte. Peki; hiçbir organa hesap vermeyen, sorumlulukları bulunmayan Yüksek Yargı Organları’nın bu alana müdahale etmeleri nasıl meşru karşılanabilir? Mevcut Anayasa yürürlükte olduğu sürece, Hükümeti hiçbir kurumun veya kimsenin eleştirme hakkı olmamalı. Direksiyon kimde ise, onlar hesap versinler. Bazı kişilerin ideolojik ve zihinsel yapılarının demokrasiye kapalı olduğu bilinmekte. 1950’den önceki yıllar karanlıklarla dolu, 1960’lardan sonra da maalesef siyasi iktidarlar muktedir olamadı. Son zamana kadar demokrasi mücadelesi verilememiş veya cılız kalmıştır. Halkımız yeri-göğü inletecek derecede demokratik tepkilerini göstermediği için, bu hususta oluşan problemler günümüze kadar gelmiştir. Tepkiler güçlü olsaydı, hevesler kursaklarda kalmaya mahkum olurdu. Hukuki meşruiyet hep tartışılmaz ama netice de alınmamıştır. Muhalefetin bir cenahı, “yargıya dokunulmasın”; diğer cenahı ise “milli bütünlüğümüze zeval verilmesin” gerekçeleriyle, Demokratik Anayasa için masaya oturmamakta. Oysa ki; Avrupa’daki yargı organlarının yapılanmasına, bizdeki Yüksek Yargı Organlarının kararlarına; Osmanlı Padişahları’nın ise her etnik ve dini gruba adaletle yaklaştıklarına bakmak lazım. Ayrıştırmalar, çatışmaya zemin hazırlar. Reaksiyoner olmaktan çok, aksiyoner olmamız lazım. Mevcut Anayasamızda değişmez bir hüküm olarak, “Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” ifadesi yer almakta. Müdahaleler, “demokratik hukuk devleti” ilkesini yok saymıyor mu? İnsanların dinini öğrenmeleri ve yaşamalarından tabii ne olabilir? Bu konuda İslami mesajlara kulak verilmesin mi? Laiklik ancak özgürlüklerle anlam kazanır. Bugüne kadar, siyasi iktidarların, hukuk dışı uygulamaları göz ardı etmeleri; ülkemizi, hukuk dışılığın kol gezdiği bir ülke haline getirmişti. Şimdi bunları canı pahasına ortaya çıkarmak, berhava etmek için verilen mücadelenin adı “sivil dikta” mı oluyor? “Milli irade” kavramı, “sivil dikta” iddiasıyla küçümseniyor. Demokratik ülkelerde Anayasaları parlamentolar yapar. 367 garabeti yaşandı, millet seçime gitti, yine değişen bir şey olmadı. Boşuna masraf yapıldı. Yine 2/B yasası gerçekleşmiş olsaydı, devlet kasasına 25-30 milyar dolar taze para girecekti. Bu olay yargı adına yapılan engellemelere iyi bir örnektir. Meslek liseleri ile ilgili son Danıştay kararları da her şeyi açıklamak için yeterli. Bütün bunlar ancak demokratik bir anayasa ile çözülebilir. Bütün bu engellemelere rağmen, mevcut iktidarın canla-başla çalıştığını görüyor, problemleri çözmek için gösterdikleri azimlerini takdir ediyorum. Necdet Akman Bu işler ne zaman hızlanacak? İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’ın dikkatine; İstanbul, Üsküdar’daki Çevik Kuvvet Müdürlüğü binasında faaliyet gösteren Pasaport Şubesi’nde, vatandaş inanılmaz bir müşkülât çekiyor, sıkıntılar bir türlü giderilemiyor. Şöyle ki: Pasaport için sabah 08-10.00 arasında bir kuyruk var. Ondan sonra işler duruyor. Bir başka ifade ile sabah gelen 100 kişinin işlemleri yapılıyor, geri kalan, parmak izi dahî veremiyor. Geçen gün, öğle vakti olduğu halde geç geldiniz diye işlemlerimiz yapılmadığı için bu sabah yine oraya gittik, sabah 09.10 idi. Sıra numarası bitti diye, muamelemizi yaptıramadık. Bu ikinci defa oluyor, yine geri döndük. Devlet işinde devamlılık esası vardır, üniversite mezunu polisler çoğaldığı halde, bir türlü iş yaptıracak kalifiye adam mı bulunamıyor, sevk ve idarede mi bir sıkıntı var, yoksa parmak izi alacak cihaz mı yok? Ömrümüz nelerle geçiyor. Bir İçişleri Bakanı’nı ne için meşgul ediyoruz düşünebiliyor muyuz efendim? Bu konuyu önce sizinle paylaşayım dedim. İstanbul’un Sahrayı Cedid semtindeki pasaport işlemleri de aynı halde. Onun da bir farkı yokmuş. Bir vatandaş-İSTANBUL Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT