BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > MARDİNLİ SALİHA: Yeter ki barış gelsin ACILARI UNUTURUM

MARDİNLİ SALİHA: Yeter ki barış gelsin ACILARI UNUTURUM

PKK, 20 Haziran 1987’de ilk toplu katliamını Mardin’in Pınarcık Köyü’nde yaptı. 9 yaşında dehşeti yaşayan Saliha Yavuz, “2’si kundaktaki bebek, 33 kişiyi öldürdüler. Acaba yine gelirler mi? korkusu olmadan yaşamak istiyorum. Birlik, beraberlik için kim ne yapacaksa yapsın. Acımı kalbime gömmeye hazırım” diyor.



PKK, 20 Haziran 1987’de ilk toplu katliamını Mardin’in Pınarcık Köyü’nde yaptı. 9 yaşında dehşeti yaşayan Saliha Yavuz, “2’si kundaktaki bebek, 33 kişiyi öldürdüler. Acaba yine gelirler mi? korkusu olmadan yaşamak istiyorum. Birlik, beraberlik için kim ne yapacaksa yapsın. Acımı kalbime gömmeye hazırım” diyor. KK’nın 20 Haziran 1987’de ilk toplu sivil katliamı yaptığı Mardin’in Ömerli İlçesi’ne bağlı Pınarcık Köyü’nde o günden bu yana neler değiştiğini görmek, olayın canlı tanıklarını dinlemek ve açılımı gerçek muhataplarına sormak için yola çıkıyoruz. Hani şu bebeklerin öldürüldüğü köy var ya işte orası. Pınarcık merkeze 85 kilometre uzaklıktaymış. Ömerli’yi çıktıktan sonra bir kaç çobanın yönlendirmesiyle köy yolunu ancak buluyoruz. 30 kilometre boyunca alabildiğince uzayıp giden yeşil tarım alanlarının arasında geçip bir dağın yamacındaki Pınarcık Köyü’ne varıyoruz. Uzaktan görünen manzarası kartpostalları andırıyor. Peki dışardan görünüşü umutları yeşerten köyün içinde nasıl bir hayat sürüp gidiyor? Gezip, öğreneceğiz. ASKER NEZARETİNDE GEZİ Katliamdan sonra köye kurulan karakolun askerleri karşılıyor bizi. Karakolda bir süre ağırlıyor çay ikram ediyorlar. Karakol komutanı köyde bulunduğumuzu tabura bildiriyor. Kimlik bilgileri kaydediliyor, sonra da yanımıza bir asker verip, “Buyurun gezin” diyorlar. Biz askeri meşgul etmesek teklifini, “görevimiz” gerekçesiyle reddediyorlar. Köyün kırmızı yanaklı çocukları bir süre bizi temkinle izliyor, sonra yanımıza sokuluyorlar. Elindeki oyuncak tabancasıyla hayali hedefelere ateş eden Yunus’a “Köyde yaşamaktan mutlu musun? “ diye soruyoruz, “Köyümü çok seviyorum” diyor. “Burada daha önce ne olmuş Yunus biliyor musun?” diyoruz, “demiyeceğim” deyip omuzlarını silkeliyor. Köyün yamacındaki evlerde günlük ev işlerinin telaşında koşuşan köylü kadınlarla sohbet etmek istiyoruz, muhtar olmadan konuşamayacaklarını söylüyor, bir çocuğu gönderip muhtarı bağdan çağırttırıyorlar. Karşı yamaçtan yöreye has şalvarıyla 62 yaşındaki muhtar Bedirhan Öztep çıkageliyor. Köyün yıllar önce maruz kaldığı katliamın canlı şahitlerini, kadınları da çağırıyor, Saliha Yavuz’u işaret ederek, “Burada herkes acılıdır. Ama acıyı en derinlerde hisseden bu kızımızdır” diyor. YERE YATIN, KORKMAYIN! Saliha Yavuz 32 yaşında. PKK’nın 23 yıl önce çocuk, genç, yaşlı demeden 33 kişiyi kurşuna dizerek öldürdüğü o kara günü dün gibi hatırlıyor. 2 çocuk annesi Saliha Yavuz o geceyi şöyle anlatıyor; “Tam akşam yemeği için sofraya oturduğumuzda, bir patlama oldu. 9 yaşlarında bir çocuktum. Korku içinde camdan baktım elektrikler kesilmişti, roket atmışlardı, trafo yanıyordu. On dakika sonra teröristler köyü bastılar. Babam İzzetin Yavuz köyün muhtarıydı. Onun için önce bizim eve geldiler. Annemi, babamı, ağabeyimi katlettiler. Bizim saklandığımız odaya geldiler. 4 yaşındaki kardeşim pekmez küpünün içine saklanmıştı. Teröristlerden birini tanıdım. Komşu köyden Ferhat’tı(ertesi gün çatışmada öldürüldü) ablamı öldürdükten sonra bize yere yatın dedi. Ablamın üzerine kapaklandım. Bir iki el daha ateş açtı. Dışarı çıkıp içerisi ‘temizlendi’ dedi. Katliamda 6 kardeşim ölmüş, 3 kardeş hayatta kalmıştık.” ACIYI BAĞRIMA BASARIM... Saliha Yavuz, demokratik açılımı yaşadıkları bu tarifsiz acıyı başkalarının da yaşamaması için bir umut ışığı olarak gördüğünü söylüyor. “Bu katliamda 2’si kundaktaki bebek, 16 çocuk 7 genç , 8 yetişkin olmak üzere 33 kişiyi katlettiler. Evlerimizi yaktılar, köyü ateşe verdiler. Artık bu acılara bir son verilsin. İnşallah bu açılım hayırla sonuçlanır, annelerin gözyaşları diner” diyor Terörün cehaletten kaynaklandığını anlatan Yavuz, “Çocuklarımı Ömerli’ye yatılıya gönderiyorum. Yeter ki okusunlar cahil kalmasınlar.Allah razı olsun burada köyün içinde karakol var, askerimiz bizi koruyor. Bundan sonra da ‘acaba yine gelirler mi?’ endişesi içinde olmadan, huzur içinde yaşamak istiyorum. Birlik, beraberlik için kim ne yapacaksa yapsın. Ben acılarımı bağrıma basmaya razıyım” diyor. 5 MEKTUPLU ÖLÜM TEHDİDİ ALDIK Pınarcık Köyü’nün sakinlerinin geri dönüşü ise o kadar kolay olmamış. Köyün Muhtarı Bedirhan Öztep, “Burada Yavuz ve Öztep ailelerinden 32 kişi öldürüldü. Bu iki ailenin hepsi akrabadır. Bir de misafirimiz vardı köyde. Saldırıdan sağ kurtulanlarla göçümüzü yükledik ve Diyarbakır’a yerleştik. 2000 yılında köye dönüş yasası çıktı, ben o zaman 3 aile ile birlikte köye geri döndüm. PKK, 5 kere mektup yollayarak ‘Ya bizden yana olacaksın, ya da köyü terk edeceksin. Yoksa hepinizi öldürürüz, köyünüzü yakarız” diye tehdit etti. Ama aldırmadım. Sırf onların ‘Pınarcık’ı haritadan sildik’ diye propaganda yapmaması için, canımı ortaya koyarak direndim. Mektuplar kesildi ve her hangi bir saldırı olmadı” diyor. DEVLETİ DE PKK’YI DA AİHM’YE VERDİLER Ancak köyün terör acısı kadar başka bir acısı daha var. O da baskından 29 gün sonra çıkarılan ‘terörden mağdur olan köylere tazminat ödenmesi hakkındaki kanun’dan bu güne kadar faydalanamamış olmaları. “Yasa geriye işletilemez “ denilerek Pınarcık Köyünün bu tazminatın dışında tutulmasına karşılık köye döndükten sonra geçmişte verilmeyen tazminatları almak için 2001 yılında bölge idare mahkemesine dava açtıklarını anlatan Muhtar Öztep, “Mahkeme bizi haklı buldu ve tazminat ödenmesini onayladı. Ancak Danıştay kararı bozdu ve onayı reddetti. Biz de istemeyerek de olsa hem devleti, hem de bize bu acıları yaşatan PKK’yı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verdik. 32 kaybımız için toplam 480 bin TL’lik tazminat davası açtık. Avukatımız davayı takip ediyor ama hâlâ bir sonuç çıkmadı. Açılımda hükümetin samimiyetine inanıyoruz. Gerçekten bir şeyler yapılmak isteniyor. Ama yargı da bu sürece destek olmalı. Biz yaşadığımız acıları da yüreğimize gömeriz. Yeter ki demokratik açılım tamamlansın, köyümüze ülkemize huzur hakim olsun” diye konuşuyor. ŞEHİTLİKTE DUA VAKTİ Pınarcık Köyünün yarısından çoğu bu şehitlikte yatıyor. Her sabah ve akşam kabristanı ziyaret eden acılı annelerin göz pınarları doluyor. 70 yaşındaki 55 torun sahibi Fatma Yavuz gelinlerini, torunlarını alıp bizi çocuklarının mezarına götürüyor. Fatma nine bir kelime Türkçe bilmiyor. “Bu büyüğü bu da küçüğü” diyerek katliamda kaybettiği 2 evladını gösteriyor. “Yüreğim hâlâ yanıyor. Onları rüyalarımda görüyorum, sonra sabahın ilk ışıklarıyla kabristana gidiyorum. Her ay bir hatim okuyor ve ruhlarına bağışlıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor” diyor. ÇOBAN ŞEYHMUZ DA AÇILIMI BEKLİYOR Kelekçi köyünden dönerken, kuş konmaz kervan geçmez dağlık arazilerin sessizliğini uzaktan duyulan meleme sesleri bozuyor. Koyunlarını otlatan Şeyhmuz Özgün, güler yüzle karşılıyor bizi, Bir de yeni keçi yavrusu var hayata tutunmak istercesine sert esen rüzgarda ayakta durmaya çalışan. İki çocuk babası 29 yaşındaki çoban Şeyhmuz, “Evim bu otlak alanlara yarım saat mesafede. Son zamanlarda herhangi bir terör olayı olmadı ama, daha huzurlu ve özgürce dolaşmak istiyorum. Yaylalarda daha verimli otlaklar var. Ancak çıkmak yasaktır. İnşallah bu açılım olursa oralara da gitmeyi umuyorum” diyor. Ve başka işten anlamadığını da ekliyor... 55 TORUNU VAR Pınarcık Köyü Muhtarı Bedirhan Öztep, Yavuz ve Öztep ailelerinden 32 kişinin öldürüldüğünü söyledi. 55 torunu olan Öztep’in iki çocuğu da bu katliamda hayatını kaybetti. Muhtarın 6 yaşındaki torunu Yunus Öztep, çocukların bölgeye gelen yabancılara ilk bakışlarını, bu yüz ifadesiyle yansıtıyor. Sosyeteye rezil olmayalım Yola devam ederken ileride bir toz bulutu beliriyor. Lise çağındaki iki gencin bir sürüyü önlerine katarak yol aldıklarını görüyoruz. Arabayı durdurup fotoğraf çekerken gençlerden biri “Aman abey durun ya şimdi bu internete düşerse sosyeteye rezil oluruz. Bari yakışıklı çıkalım diyor. Muhammed ve Abdülhalim, “Meslek sahibi değiliz. Ama biz çobanlık yapmaktan utanmıyoruz, Bu her yerde konuşulan açılım eğer olursa hem okumak hem de iş güç sahibi olmak istiyoruz, Çünkü çobanlık bizim için gelecek vaat etmiyor” diyorlar. > YARIN: Biz ayrılamayız
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT