BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kral ve ötenazi...

Kral ve ötenazi...

Yunan asıllı ünlü yönetmen Costa Gavras, Yılmaz Güney’i anlatan bir film çekeceğini açıklamamış olsaydı, bu tartışmaların hiçbiri olmayacaktı...



Yunan asıllı ünlü yönetmen Costa Gavras, Yılmaz Güney’i anlatan bir film çekeceğini açıklamamış olsaydı, bu tartışmaların hiçbiri olmayacaktı... Tam onbeş gündür gazetelerin köşe yazarları arasında süren Yılmaz Güney savaşına, Ali Kırca’nın hazırlayıp sunduğu Siyaset Meydanı da katılınca, küllenmeye başlayan ateş yeniden alevlenmeye başladı. Sinan Çetin ve siyasî tavrını hiçbir zaman perde arkasına atmayan Halil Ergün’ün konuşmacı olarak katıldığı programdan her ne kadar ciddi bir sonuç çıkmamış olsa da sarfedilen sözlerinin satıraralarında önemli bilgi/mesajlar yer alıyordu. Sinan Çetin’in sakinliği, Halil Ergün’ün hırçınlığı arasında gelip giden programdan sonra şu sonuca vardım; bu tartışma artık tamamen bitmeli... ÖNEMLİ SÖZLER Türkiye’nin Yılmaz Güney’den daha çok problemi var; bu problemler Yılmaz Güney’in aklanmasından daha da önemlidir bence. Yıllarca belli idol ve düşünce sistemlerine angaje olmuş entelektüel platformda, sivrilmiş isimlerden medet ummayı bırakmadığımız sürece, geleceğe yatırım yapmamız ve değerli ürünler bırakmamız da söz konusu olamaz. Şimdi birçok kimse Fatih Altaylı’yı şu sözlerinden dolayı suçluyor: “Bukowski nasıl bir yazar, diye sorsalar, kesinlikle iyi bir yazar derim; ama rezil bir adamdır ve bu yönü kimseden saklanmamıştır. İyi ama Yılmaz Güney’in pavyona gittiği ve içki masasında büyük bir ihtimalle kadın tartışması yüzünden bir savcıyı öldürdüğü niye saklanıyor? Onun için entelektüel diyorlar. Bir entelektüelin tabancayla dolaştığı nerede görülmüştür? Yılmaz Güney, artısıyla eksisiyle sizin gibi, benim gibi bir insan olarak ele alınmalı...” İşte, altı çizilmesi gereken cümle en son söylediği Altaylı’nın... Sadece Yılmaz Güney için değil, bütün efsaneleştirilmeye, tabulaştırılmaya çalışılan insanlar için de söylenmesi gereken bir cümledir bu. ANLAŞILMAZ TAVIR Mükemmeli arayan insanlar, toplumun önünde birer kandil gibi yolu aydınlatmalıdır. Bu insanların hareketleri, eylemleri, hatta onu sevenler için, mimikleri dahi çok önemlidir. Geleceğini siyasî çatışmaların emrine vermiş insanların, Yılmaz Güney tartışması ile birlikte kendi düşüncelerini ortadan kaldırtma yarışına girmeleri de çok şaşırtıcı. Bir tarafı kapalı fikir salonlarında, sadece kişisel tercih ve etkinlikleri ile sıyrılmayı başarmış insanların yolunda gidilmiş olsaydı, şu anda kaç tane Yılmaz Güney’imiz olurdu acaba? Ya da kendi toplum gerçeğini, içinde bulunduğu fakirlik ve azgelişmişliğini başka ülkelere göstererek, toplumsal trajedisi üzerinde parsayı toplamaya çalışmak nasıl bir davranış biçimidir? AYDIN NEREDE? Yılmaz Güney’in lümpen, entelektüel veya iyi bir sinemacı olup olmaması beni ilgilendirmiyor açıkçası; o da kendine ayrılan zaman diliminde bu dünyaya uğradı ve göçüp gitti; milyarlarca insan gibi... Önemli olan “-mış”ların, “gibi”lerin efsane gömleği giydirilerek başka fikirlere dayanak yapılıp yapılmayacağıdır. Varsa eteğinde taşı olan, döksün; döksün ki, kırk yıl sonrasının entelektüel dünyası onu bütün yönleriyle alkışlasın. Sanatıyla, kişiliğiyle, aydın kimliğiyle... Bugün hâlâ, bazı gazetelerin isimlerini gösterecek şekilde parkaların cebinde taşımak, sırf karizma sağlamak için bazı kitapları hergün yanında bulundurmak, her akşam aynı konuların tartışıldığı mekanlarda pipo/puro tüttürerek entelektüel imajı yaymaya çalışmak, bazı gazete ve dergilerde birkaç kelimelik Fransızca veya İngilizce karışımı cümle ile bilgiçlik taslamak gibi ‘absürd’lü#lerden medet umuyorsak, vay halimize... EZBER Dünyaca Burda, Hindistan’da, Afrika’da, Her şey birbirine benzemektedir. Burda, Hindistan’da, Afrika’da, Buğdaya karşı sevgi aynı, Ölüm önünde düşünce bir. Nece konuşursa konuşsun, Anlaşılır gözlerinden dediği. Nece konuşursa konuşsun, Benim duyduğum rüzgârlardır, Dinlediği. Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız, Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların; Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız, Gökte kuşların kardeşliği, Yerde kurtların. Fazıl Hüsnü Dağlarca ARKA KAPAK Kendini anlatan şair Bütün şiir ve hikayelerinde kendi yaşadıklarından, sevdiklerinden yola çıkan, ev ve aile hayatının, çocukluğunun şiirini söyleyen Ziya Osman Saba’nın geniş ve orijinal bir biyografisi yayımlandı. Günlük hayatların neşesi, kaybedilen değerlerin hüznü, ölümün kaçınılmazlığı ve ‘Değişen İstanbul’un günden güne şaşırtan görüntüsünü başarılı bir biçimde sunan şairi, iyi anlayıp yorumlayan Mustafa Miyasoğlu, son yıllarda hemen hemen unutulmuş gibi olan Saba’yı yeniden gündeme getirdi. Mustafa Miyasoğlu’nun çalışması, Asaf Halet Çelebi gibi bu kendine özgü bir tavrın sahibini, bize özgü duyarlılıkların şairini yeniden gündeme getiriyor. Orijinal olmanın yolunu ‘kendi’ kalmakta bulan bu çağdaş şairimizi rahmetle anıyoruz. Bu ilk tanıtma kitabında, çoğu İstanbul’da geçen sanatçı portresi, seçilmiş şiirlerle hikayelere, yazı ve konuşmalarından seçmelere yer veriliyor. Kitapta, hakkında yazılanlardan başka, genç araştırmacılar için geniş bir bibliyografya da derlenmiş. ALKIŞ Çocuklar Manço’yu unutmadı Ali Dilki, Mehmet Koç ve Gökhan Karaduman’ın birlikte hazırladıkları ve Ali Dilki’nin sunduğu “Barış Manço Müzik ve Şiir Dinleti Günleri” Bakırköy Galeria’da gerçekleşti. Melahat Kaya yönetiminde Zeytinburnu 75. Yıl İlköğretim Okulu öğrencileri “Adam Olacak Çocuk” korosu olarak Barış ağabeylerini unutmadıklarını, onun yolundan gittiklerini ispat ettiler okudukları Manço şarkılarıyla. Ahmet Selçuk İlkan, Zehra Birsen, Muammer Badere, İbrahim Güleç, Mustafa Dilki ve Necmettin Selçuk’un da katıldığı programda Gurup Dönence, Barış Manço şarkıları çaldı. Sanatçı Görkem gitarıyla büyük beğeni toplarken, halk ozanı Mürsel Sinan, Barış Manço’ya ilticalen okuduğu türküyle alkış yağmuruna tutuldu. Piyanist Vahan Agopyan piyanonun tuşlarında Manço’nun nostalji bestelerini çalarken tüm izleyenleri duygulandırdı. Cihat Adlibal, Sedat Akgüden, Hikmet Can, A. Fuat Batu, Şefik Bayram, Erkan Batal, Asuman Eşer, Filiz Bulut, Hüseyin Erdoğdu, Seyfullah Çiçek, Can Dere, Ahmet Özyurt, Canan Işık, Mahmut Özkan, Karacakız, Durmuş Karakuş, İsmail Dağıdır, İlker Koçoğlu, Reşit Samancı, Nuran Alemdaroğlu ve Hüdaverdi Yıldırım Barış Manço’ya yazdıkları şiirleri okudular. YORDAM Erkekler, aşka aşık olarak başlarlar; kadınlara aşık olarak bitirirler. Kadınlar erkeklere aşık olarak başlarlar, aşka aşık olarak bitirirler. Gourmont
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT