BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KARABAĞ’dan sürgün hayatlar

KARABAĞ’dan sürgün hayatlar

Ermenilerin işkence ve katliamlarla yuvalarından ettiği 1 milyon Karabağlı, Bakü’deki kamplarda 18 yıldır dram yaşıyor. 9 katlı barakaların tek göz odalarında vuslat için gün sayıyor.



SUNUŞ 24 Nisan... Ermeniler bu tarihi dünyaya ezberletmeyi nihayet başardı. Her sene bu tarih geldiğinde diaspora dünyayı tahakkümü altına alıp, “Türkler bize soykırım uyguladı” vaveylasıyla ortalığı ayağa kaldırıyor. Bazı ülkelerin meclislerinden kararlar çıkarttıran Ermeniler, Türkiye’yi köşeye sıkıştırma, hatta toprak talebine varan açıklamalarda bulunuyor. Peki Ermenilerle ilgili bu kadar yanlı kararlar alan ülkeler, mağdur rolü oynayan Ermenilerin, Hocavend’i, Hocalı’yı, Şuşa’yı, Laçin’i, Kelbecer’i, Ağdam’ı, Fuzuli’yi, Zengilan’ı, Cebrayil’i ve Gubadlı’yı işgal ettiklerinde çoluk, çocuk yaşlı demeden katlettikleri Azeri Türkleriyle ilgili olarak hangi kararlara imza attılar? Diri diri ateşe verilen, anne ve babalarının gözleri önünde derileri yüzülen, başları ile top oynanan bebelerin görüntülerini kim hafızalardan silecek? 1 milyon insanın vatanlarından olduğu, binlerce insanın da hayatını kaybettiği Karabağ olaylarının mağdurları ikiyüzlü dünyaya isyan ediyor. 92’DEN BERİ Ermenilerin işkence ve katliamlarla yuvalarından ettiği 1 milyon Karabağlı, Bakü’deki kamplarda 18 yıldır dram yaşıyor. 9 katlı barakaların tek göz odalarında vuslat için gün sayıyor. İSYAN EDİYORLAR Her 8 kişiden birinin mülteci olduğu Azerbaycan’da Ermenistan’dan gelenlere kaçkın, Karabağ’dan gelenlere göçkün diyorlar. Kaçkını da göçkünü de, ikiyüzlü dünyaya isyan ediyor. YURT, YURTLARI OLDU Eski bir üniversite yurdu, 18 yıldır mültecilere hizmet veriyor. Yurdun 10 metrekarelik odalarında tam 10 kişi kalıyor. Karabağlılar, bütün ihtiyaçlarını bu odalarda gideriyor. Koridorlar ise çocukların oyun alanı. Arka sokaklardaki binalar dökülüyor Sabahın ilk ışıkları ile birlikte Göçmenlerden Sorumlu Devlet Komitesi Basın Müşaviri Senan Eldar Huseynov, telefonu çaldırıyor. “Gardaş seni beklirik” Bu saatte insanlar kalkmış mıdır? Biraz daha geç gitsek... -Haydı gardaş bizimkiler sosyete değil. Müşfig ve şoförümüz Refik ile doğruca bakanlığa gidiyoruz. Senan bizi kapıda karşılıyor. Öyle bir sıkı sarılıyor ki kemiklerim neredeyse birbirine girecek. “Demek ki gardaş sen taaa Törkiya’dan galhıp bizim torpahlarımıza göçkün, gaçkın balaların matbuatını yapmaya geldin eyle mi? O vakhit ey haydi gidek balam” diyor. Bizim Volga ara sokaklarda Senan’ın verdiği tarife göre bir sağa bir sola kıvrılıyor. Bakü’nün arka sokaklarında 9 katlı barakaların olduğu bir avluda duruyor. OLA GOL DEYİREM Avlunun ortasındaki boşlukta çocuklar yamadan dört köşeye dönmüş topun peşinde bir sağa bir sola koşturuyor. Duvara kireçle çizilmiş kaleye atılan bir topun ardından ortalık karışıyor. Avlu meydan muharebesinde büyük küçük birbirine giriyor; Gol deyirem, -Değül -Ola gol deyirem. -Görmir misen cızgıya deydü? -Ben görirem emme korsan (kör) ola, kor. -Atana (babana) haber uçaracam demek ki bana gumzik (yumruk) vurirsen. Garşında Ermeni mi var ola? .... Dişleri kamaştıran bir gıcırtıyla açılan teneke pencereden uzanan yaşlı bir kadın ortalığı savaş alanına çeviren gürültüye son veriyor: Uşahlar, balalar utanmirsiz mi? -Nene! Duymir misan bana ne deyir! Susun! Gavurun adını söylemeyin zeten hasteyem sizi mi dinleyeceğem seherinen! ... BU UŞAH GAÇKIN Bir iki fotoğraf çekiyorum çocuklar beni fark ediyor. Topu da kavgayı da bir yana bırakıp etrafımı sarıyorlar. -Vışş bizi çekir, emmi bahım bi göster emmi bir görek hee? -Emmi jurnalist misen? -Hangi matbuattansan? Sorular birbirini takip ediyor. Bir ara fırsatını bulup bu defa ben çocuklara nereden geldiklerini soruyorum. Çocuklardan Elvan, Cebrail’den gelmiş, 8. sınıf öğrencisi. Amin ise Dernegül diye bir yerden. Sıra Aziz’e gelince hepsi birden “Emmi bu uşah gaçkın emme o göçgünem deyir inanmayasan. Bah biz garayuh o saru heç bize benzir mi?” diyorlar. Aziz kızarıp bozarıyor, onlar ise kikir kikir gülüyor. (Ermenistan’dan gelenlere kaçkın, Karabağ’dan gelenlere ise göçkün diyorlar.) Aziz, “Yoh emmi ben Fuzuli’den gelmişem inanmirsan abama (anneme) sor” diyor ama nafile. Çocukların kaçkın göçkün muhabbeti hararetleniyor ki, 60 yaşlarında bir adam kolumu tutup “Hoş gelmişsen gardaşım, sen uşahlara gulah asma “diyerek beni çocukların yanından uzaklaştırıyor. Adının Aziz Ağa Memedov olduğunu söyleyen bu adam kamp sorumlusuymuş. Binadan binaya gerilen tellerden asılan çamaşırların arasından geçip bir apartmandan içeri giriyoruz. İçerisi zifiri karanlık sağlı sollu açılan kapılardan yansıyan ışık hüzmeleriyle aydınlanan 30 metrelik koridorda ağır bir koku var. Senan, bir kapı önünde yaşlı kadınla konuşuyor, ellerini karnında birbirine kenetleyen kadın mahcup bir şekilde, “Balam 13 manat (17 dolar) çörek parası yetmir. Bilirem çoh iş yapirsiz emme yaradan hakkı üçün yetmir, Allah hörmetli prezidentimizi başımızdan eksük etmeye, ona hayırlı ömür vere, bir vakit haber edesüz hemi guzum” diyor. Kimi ‘kaçkınım’ kimi de ‘göçkünüm’ diyor. Ama şimdilik hepsinin de ortak adı mülteci. İCAZET VERİN GONUŞSUN Aziz Ağa geriliyor, sıkıca tuttuğu kolumu biraz daha destekliyor, sürüklercesine çekiştiriyor, koridorun sonundaki mutfak gibi bir yere sokuyor. “Bu oğlan Türktür sizin dertlerinizi işlemeye gelmiş. İcazet verin gonuşşun” deyip beni orada bırakıp uzaklaşıyor. Kadınlardan biri teneke kapların içine hamurları özenle yerleştiriyor, diğeri ise ocağın üzerindeki tencereyi karıştırıyor. Ortalıkta dolanan 10 yaşlarındaki kız çocuğu da garson gibi bir tuzluğu bir yağı yetiştirme telaşında. Birinin adı Sevil, diğerinki Şefika. İkisi de Fuzuli’den gelmiş. Şefika Hanım, Ermenilerin kaçarken yolda kızını nasıl vurduklarını, 20 yıldır sürgün hayatı yaşadıklarını gözyaşları içinde anlatıyor. Tam dışarı çıkacakken “Bu dovgada (çorba) göz hakkın var. Göçkünler fakirdir ama misafirine yedirecek yemeği vardır” diyerek yemek için ısrar ediyor. KİM SOYKIRIM ETMİŞ? Mutfağın yanındaki odadan yükselen sesleri bahane edip oraya doğru yöneliyorum. Senan ve kamp sorumlusu da orada. 10 metrekarelik oda, ipin üzerine asılan bezle ikiye bölünmüş. Bir köşeye atılan sedirin üzerinde oturan Alişova Gülsüm (69), gelini Netafet Alişova, torunları Revan (6 ) ve Gülsüm (4) son gelen yardımların ne kadar makbule geçtiğini anlatıyor. Tek göz pencereli odada havasızlıktan neredeyse ciğerlerim patlayacak. Senan, “Bu teyzem Karabağ’da yaşananları bire bir sana anlatır. Hankendi şehrindeydi” diyor. Ben sizin memleketinize gittim Gülsüm Teyze deyince kalkıp boynuma sarılıyor. “Benim torpahlarımı gören o gözlerini bir öpüm balam” diye ağlamaya başlıyor. Uzun uzun caddeleri, sokakları soruyor. Hayalimde canlandırmama yardımcı olacak binaları, meydanları söyleyip kendi evini tarif ediyor. Sonunda derin bir ah çekiyor: “Gördüğün o gözel memleketten bizi bir gecede topla tüfekle çıkardılar. Gavur Mayısın 13’ünde mehlemizdeki 170 aileyi perişan etti. Nergistepe diye bir yer vardı oradan saldırdılar. 74 neferimiz şehit düştü. Anaların, ataların gözü önünde oğlanların, balaların derilerini yüzdüler. Kundaktaki bebelerin başını kesip top oynirdiler. Gelinlere kızlara yaptıklarını demeye dilim varmir. Körpe körpe uşahları süngüye bastılar, gözlerini oyup atalarının ellerine verdiler. O kadar ateş verdiler ki halk nehirlere döküldü. Bir haftalık yolculuğun ardından Karabağlı henüz düşmemişti oradan feraha gavuştuk.” 20 yıldır süründüklerini söyleyen Gülsüm Teyze, “Azeri milletinin kökünü kuruttular. ‘Türkler bizim halkımızı kırdı’ diyorlar ama asıl soykırımı onlar yaptı. Benim yoldaşım dertten öldü. Almanlar 1945’te işgal ettiği yerlerdeki yaşlılara, kadınlara ve çocuklara bir şey yapmadı. Ama Ermeni hiç kimseyi birbirinden ayırmadan herkesi boğazladı. Dünyaya sual verirem kim kimi kırmış? Her şey ortada o dönemin mecmuaları, fotoğrafları, videoları hepsi ortada ama dünya yine de inanmir” diye sitem ediyor. 6 yaşındaki torunu gösteren Gülsüm Teyze, “Bu bala memleketi görmemiş sorun bahım nereliymiş?” diyor. Revan sormadan cevaplıyor, “Kabağlıyam, gendimize getmek istirem”... ÇIPLAK AYAKLA DA OLSA Bir diğer odada ise kamp sakinlerinin “Şehadet Ana” dedikleri 61 yaşındaki Semedova Gendev yaşıyor. O da Karabağ’ın işgal altındaki son kenti Ağdam’dan. 5 şehidi var. Onun hikayesi de oldukça acı; “Oğlum Rüstem (26), idarede şöfer idi 93 yılının Eylül ayının 4’ünde Serhat bölgesinde Ermeniler pusu atmış oğlumu şehit eylediyer. Evin önündeki taziye çadırı cenazeden sonra akrabalarımız, komşularımız toplanmış Kur’an okirdik. Saat 11 gibi Ermeni, bu defa Gırat (füze) attı. O vakit oğlum Kemal (20), kızlarım Rana (19), Muskinaz (17), 3 yaşındaki torunum Sehram ve anam Serencam şehit düştü. Komşularımızdan da ölenler oldu. Ermeniler beni mahvetti, kala kala bir oğlum kaldı”. Cenazelerin oraya definine dahi izin verilmediğini söyleyen acılı anne “Balalarımın ölüsünü 65 kilometir taşıyıp Yevlak şehrinde Karamemetli’ye defnettik. Onları sık sık ziyaret edirem. Amma Rüstem’imin mezarına bir sefer bile gidemedim. 4 gün önce serhattaydım (sınır). Oğlumun kabri gözümün önünde, 3 kilometir ötede, ama geçemedim. Yalvarirem Törkiya kömen (destek) etsin Karabağ’ı geri alsınlar. Buradan 310 kilometir çıplak ayakla da olsa giderem” diyor. Aradan geçen 17 yıla rağmen acıları dinmeyen kadının feryatları üzerine diğer komşular da odayı ağzına kadar dolduruyor. Her gelen bir yakınını kaybettiğinden bahsedip Ermeni’ye lanet okuyor. Velhasıl burada hangi kapıyı tıklasan içinden dram çıkıyor. Gülsüm Teyze, “Ermeniler, Türklerin soykırım yaptığını söylüyor. Ama asıl soykırımı onlar yaptı” diyor. Şehadet Ana, Ağdam’da 5 şehit vermiş. YARIN: ÖLMEDEN MEZARA GİRDİLER
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94219
    % 2.13
  • 5.8343
    % -0.59
  • 6.5282
    % -0.96
  • 7.3229
    % -0.53
  • 252.745
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT