BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sultan Hamid dünyanın son imparatoru

Sultan Hamid dünyanın son imparatoru

6 Şubat 2000 Pazar günü dinlediğimiz İkinci Abdülhamid Devri panelini yazmıştım. Sultan Abdülhamid’in iftiralarla karartılmış ışığını dile getiren bu panelin sonuçlarını 14-15 Şubat günleri özetledim. Dinlediklerimin bir kısmını da bugün sunuyorum.



6 Şubat 2000 Pazar günü dinlediğimiz İkinci Abdülhamid Devri panelini yazmıştım. Sultan Abdülhamid’in iftiralarla karartılmış ışığını dile getiren bu panelin sonuçlarını 14-15 Şubat günleri özetledim. Dinlediklerimin bir kısmını da bugün sunuyorum. İkinci Oturum’un başkanı Prof. İlber Ortaylı’nın bildiri konusu “İkinci Abdülhamid ve İmparatorluğun Sonu” idi. Vecize halinde konuşan bu ünlü tarih mütefekkiri “Osmanlı tarihi büyük dehâların tarihidir” diye söze başladı. Bu devlet 15. asırdan itibaren mübassır (dünya jandarması) rolünü üstlendi. Bu bakımdan onu, son Roma gibi düşünmeliyiz. Sultan Abdülhamid ise dünyanın son imparatorudur. Düşününüz ki onun hükümdarlığı günlerinde Müslümanların yarısı yabancı bayraklar altında idi. Bu hilekâr müstemleke devletlerini, kuvvetlerine bakarak sakın “imparatorluk” filan sanmayınız. Tarihte ancak Osmanlı, Roma, Bizans, Sasanî gibi devletlere imparatorluk denilebilir. İmparatorluğun vasfı, yalnız yıkıcı, hükmedici olmak değildir. İmparatorluk, çeşitli ırk, din ve mezhep insanlarını birleştirip koruyan üstün devlet düzenidir. İşte bizim devlet modelimiz budur. Bu vasıfta olan son dünya devleti Osmanlı; son hükümdar ise Abdülhamid’dir. O Sultan, milletiyle o şekilde iç içe idi ki cenazesi Beylerbeyi sarayından çıkarılırken, pencerelerinden el çıkaran hatunlar: -Ey bize ekmeği bir kuruşa yediren hünkârımız, şimdi bizi kimlere bırakıp gidiyorsun? diye figan ediyorlardı. Bizim tarihimiz, liyakatsız şarlatan insanları, öven yalanlar kumkuması değildir. Büyük adamları istediğiniz kadar karalayınız onların, meziyetlerini gömemezsiniz. Kalp para, bir süre dolaşıma girer ama, ilelebet para etmez. Aynı oturumda, Prof. Cevdet Küçük, Sultan Hamid’in dış politikasını anlattı. Avrupa’nın, basını, mitingleri ve müstemlekeci çabalarıyla, Türklüğe en fazla düşmanlık ettiği devir, Sultan Hamid günleridir. Rumeli, isyanlar, tecavüzlerle kudurtulmuş, 93 Harbi sonunda (1877-78) Erzurum dahi işgal edilmiştir. Bu bozgunlara, aptal ihtilâlcilerin hatâları yüzünden katlanan Padişah, devletimizi toparlamak için barış arıyordu. Okullar açarak bir yandan da alt yapılar, iktisadî tesisler kurarak halkın refahını arttırıyordu. Bütün emeli “Gemiyi limana yanaştırmaktı.” Her tarafta “denge politikası” uygulayan Sultan, hiçbir paktın (ittifakın) içine girmiyor, hiçbirine hasımlık da yapmıyordu. İslâmcı, milliyetçi ve (gayri müslimleri de kollayan) Osmanlıcı politika güdüyordu. “Sakın hiçbir ittifakta yer almayın” öğütlerine rağmen İttihatçılar, tam tersini yapıp koca İmparatorluğu on yıl içinde batırdılar.” Türkün güçlü düşmanlarına aldanan Jöntürkler, “Kızıl Sultan giderse her şey düzelir” diyorlardı. Ama “Ulu Hakan’ın 33 yıl burnunu kanatmadan yaşattığı devletimizden eser bile bırakmadılar. Doçent Cezmi Eraslan, “Abdülhamid Dönemi İslâm Birliği Politikası”nı anlattı. Sultan Hamid yaşadığı şartlarda en doğru siyaseti İslam devletleri ve ülkemiz halkı ile kaynaşmakta aradı. İran’la Afrika ve Rusya Müslümanlar’ı ile yakın dostluklar kurmuştu. Gayrimüslim uyrukların, Batı Hıristiyanları desteğiyle aşırı servet ve nüfuz kazanmalarına karşılık Abdülhamid, Batı’nın müslüman sömürgelerini kendine bağlamak için sahip olduğu Hilâfet’in manevî gücünü kullandı. Hicaz Demiryolu’nun önemini derinlikle anlatan Doç. Sait Öztürk ise, bugün dahi başarılması hayret veren bu eserin, ihtişam ve inceliklerine dikkat çekti. İmparatorluğumuzu bir uçtan bir uca kateden bu büyük iş, Sultan Abdülhamid’in güçlü şahsiyeti ile başarılmıştı. Bunun özünde de İslâm dayanışmasını Hilâfet’le sağlayan Padişahın dehâsı vardı. Halife’nin başlattığı Hicaz Demiryolu’na Fas, Mısır, Hindistan ve Endonezya’dan helal yardımlar yağmıştı. “Osmanlı bunu yapamaz” denilen bu heybetli teşebbüs için dört trilyon altın lira bağış toplanmıştı. Böylece, İstanbul’dan Medine’ye Hac yolu açıldı. Manevi, askeri ve siyasi bir zafer kazanan İslâm âlemi inanılmaz güven hissine kavuştu. İngilizler dahi bu sonucu kaskanıyor, sömürgelerini elden çıkarmaktan korkuyordu. Kanuni’den beri rüyasını gördüğümüz (bugün de lâfını ettiğimiz) “Büyük devlet”lik, o günlerde gerçekleşmeye başlıyordu. Ne yazık ki! akılsız Jöntürk’le#le bazı maceraperest İttihatçılar, azınlık hıristiyanları kollayan Batı’nın oyunları ile Ulu Hakan’ı şuursuzca hal’ettiler. Hac yolu için dört trilyon altın bağışı, İslam Halifesinin ayakları altına serpmeyi şeref sayan Hindistan, Endonezya, Asya, Afrika Müslümanlar’ı, Sultan Hamid’in devrildiğini işitince yardımlarını kökten kestiler.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT