BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siyah Adamlar

Siyah Adamlar

Zonguldak’ta asırlık bir statüko gerçeğini değiştirmeye ve işletme özürlü statükoculardan kurtulmaya kimsenin niyeti yok...



Zonguldak’ta asırlık bir statüko gerçeğini değiştirmeye ve işletme özürlü statükoculardan kurtulmaya kimsenin niyeti yok... Ekmeğini taştan çıkartan işçiler, her akşam ‘paydos’ ziliyle güneşi gördüklerinde dillerinden eksik etmedikleri tek kelime var; şükür... Kara elleriyle beş yüz metre yer altında ekmeğini kandil ışığında bölüp de yiyen, yine de namussuzluğa yenik düşmeyen, elini kana bulamayan, ihanet gerekçelerine sığınmayanların memleketi Zonguldak’a bakıp; ‘iş yok, aş yok’ diyerek beş yüz metre yer üstündeki Kandil Dağında ucuz ihanetlerine gerekçeler uydurup terörist olanlar, siyah yüzlü, beyaz yürekli bu ‘sefilleri’ görüp de ibret alıp utanması gerekiyor... * 90’lı yıllardı. Yine bir grizu faciası olmuş ve bölgeye gazeteci olarak gitmiştik. Günlerce yer altından işçileri beklemiştik... Ölümün kol gezdiği kara kuyulardan, sevdiklerini bekleyen ailelerin dramına şahit olmuştuk... Günler sonra yangının söndürülemediğini belirten yetkililer ocakların kapatılmasına karar verdi... Hayatın kapıları yüzlerine ölüm gibi kapanmıştı... Aileler; bu umutsuzluğa, talihsizliğe isyan etmişti... Oğlunun cesedini isteyerek feryat eden; ‘bari ağlayacak bir mezarım olsun!’ diyerek ağlayan annenin sözlerini yıllarca unutamamıştık... ‘Madencinin mezarı çok derinlerdedir’ sözüne galiba bu topraklarda alışılmıştı... Derin kazılmıştı mezar yerleri... Geride kalanların yarası da çok derinlerde gizliydi... * Hangi eve girsek, genç insanların ya ayağı kopuktu, ya kolu... Kırılmıştı kanatları, kolları... Ekmek kavgasının acı bir sonucuydu... Yıllar sonra, yine aynı yer ve yine aynı sahne... Günlerce bin ayrı umuda sığınanlar, gelen acı bir haberle yıkıldılar... Avrupa’da madencilik yaparak sağ salim emekli olmuş bir babanın evine gitmiştik, oğlunu gösterdi, ayağı kopuktu, oysa oğlu daha üç yıllık madenciydi... Ölüm elbette mutlak bir tecellidir... Yani kaderdir... Peki, ya iş güvenliği? Ya insanın değeri? Ya ihmal? Hiç yok muydu? Statüko düşmanları; statükoyu yıkmaya, değişime önce bu sefil yaşamlardan, köhnemiş işletmelerden başlamalıydı... Yürekleri beyazdı yüzlerindeki siyaha inat ve ‘kirlenmek güzeldir’ sözündeki o saf yüzlü sefillerin akıbeti artık değiştirilmeliydi! Onların yüzleri ve elleri kirlenmişti... Ya suçluların?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT