BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dış politikada dönüm noktası

Dış politikada dönüm noktası

Gazze’ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail’in düzenlediği kanlı baskın, Türk dış politikası açısından “dönüm noktası” sayılabilecek derecede önemli bir olaydır.



PROTESTOLAR BİTMİYOR İsrail askerlerinin yardım gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı baskın ve 9 Türk vatandaşının öldürülmesi, bütün dünyada tepkiyle karşılanırken, kanlı saldırı, birçok ülkede düzenlenen gösterilerle her milletten insan tarafından protesto edildi YARDIM GEMİSİNE SALDIRI Gazze’ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail’in düzenlediği kanlı baskın, Türk dış politikası açısından “dönüm noktası” sayılabilecek derecede önemli bir olaydır. ADIMLAR DİKKATLİ ATILMALI Türkiye, daha önceki gelişmelere hiç benzemeyen saldırı olayını iyi analiz etmeli, atacağı adımları dikkatlice seçmeli, bir adım attıktan sonra da, bundan geri dönmemelidir. İsrail askerlerinin 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine yaptığı baskın sırasında 9 Türk vatandaşının öldürülmesi ve onlarcasının yaralanması Türk dış politikası açısından, daha önceki hiçbir gelişmeye benzemeyen, çok önemli bir olaydır. “Bu Türkiye’nin 11 Eylülüdür” demek doğru değildir. Ne gerçekleşme şekli, ne saldırıyı yapanlar, ne de saldırı sonrasında Türkiye’nin takındığı tutum açısından, bununla 11 Eylül terör saldırıları arasında bir bağ kurulabilir. Yaşananlar, Türk Dış Politikası tarihine -ve muhtemelen Türk siyaset tarihine- “31 Mayıs Olayı” şeklinde geçecek bir dönüm noktası niteliğindedir. 5 ÖNEMLİ SEBEP 31 Mayıs Olayı’nı bu denli benzersiz ve önemli kılan başlıca beş sebep vardır: Birincisi; Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez sivil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, uluslararası sularda, başka bir ülkenin resmî silahlı kuvvetlerine mensup askerlerin silahlarından çıkan kurşunlarla öldürülmüştür. Türk vatandaşlarına silah sıkanlar EOKA, PKK ya da ASALA militanları değildir. Üstelik eylem, “kazayla” da gerçekleştirilmiş değildir. Saratoga’dan fırlatılan bir füzeyle vurulan Muavenet zırhlısı olayından farklı olarak, Mavi Marmara kasten hedef seçilmiş, Türk vatandaşları kasten öldürülmüştür. İkincisi; vatandaşlarımızı öldüren askerlerin mensubu oldukları ülkenin ordusu ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında 23 Şubat 1996’da imzalanan “Askerî Alanda Eğitim ve Teknik İşbirliği Anlaşması” adında bir anlaşma mevcuttur. Bu anlaşmaya dayalı olarak bugüne kadar yirmiden fazla ikili anlaşma imzalanmış, iki ülkenin silahlı kuvvet mensupları karşılıklı olarak birbirlerinin ülkelerinde eğitim görmüşler, savunma sanayi alanında iş birliği yapılmış, ortak tatbikatlar düzenlenmiş, periyodik olarak toplanan ortak üst düzey savunma iş birliği komiteleri oluşturulmuştur. Söz konusu çerçeve içinde, Türkiye’de çok sayıda İsrailli pilot uçuş eğitimi ve İsrail denizaltıcılar da “serbest kule çıkış eğitimi” almışlardır. İsrailli komandoların da Bolu ve Isparta’da dağ komando eğitimi aldıkları yönünde ciddi iddialar vardır. Ordusunun bir bölümüne Türkiye’de eğitim verilen bir devletin, pervasızca Türk sivillerini öldürmesi son derece trajik bir durumdur. Üçüncüsü; yeni Türk dış politikasının karşı karşıya kaldığı en büyük kriz 31 Mayıs Olayı’dır. Zira Türkiye, “komşularla sıfır sorun” ve “yakın çevresinde istikrar ve güvenlik alanları ihdas etme” gibi girişimlerde bulunurken, Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümünde de aktif bir rol üstlenmişti. Diplomatik terminolojideki karşılığıyla “dürüst arabulucu” olarak davranan Türkiye, Suriye ve İsrail temsilcilerini bir araya getiriyor, Filistinli karşıt tarafların aralarındaki sorunları çözmesine katkı sağlıyordu. 31 Mayıs Olayı’yla birlikte, Türkiye’nin, İsrail’le herhangi bir ülke arasında arabuluculuk yapması ihtimali tamamen ortadan kalkmıştır. Dördüncüsü; daha önce çeşitli defalar ortaya atılan İsrail ile terör örgütü arasında bir bağlantı olabileceği iddiaları, Mavi Marmara’ya yapılan saldırıyla aynı gün gerçekleştirilen PKK’nın İskenderun saldırısı sonrasında, gerek iktidarın, gerek ana muhalefet partisinin yetkili ağızları tarafından dile getirilmiştir. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsrail’i “devlet terörü” uygulamakla itham etmiştir. 1996 tarihli anlaşmanın yapılmasının arka planında yer alan unsurlardan birinin, PKK’yla mücadelede Türkiye ve İsrail arasında istihbarat değişimi olduğu göz önüne alındığında, 31 Mayıs Olayı’ndan sonra gelinen bu nokta son derece manidardır. Beşincisi; 31 Mayıs Olayı’nın tam da Türkiye’nin Brezilya’yla birlikte, İran’ın nükleer programı konusunda bugüne kadar ulaşılabilen en mantıklı ve kabul edilebilir anlaşmayı elde ettiği noktada meydana gelmesidir. İsrail Hükümeti’nin Türkiye ile İran arasında benzerlikler kurmak suretiyle, uluslararası İsrail yandaşı medya üzerinden İran’la yapılan anlaşmayı hükümsüz kılmak için yoğun bir propaganda başlattığı gözlenmektedir. İsrail, uluslararası alanda Türkiye’yi yalnızlaştırma ve İran yanına iterek, bölgesel rolünü etkisizleştirme peşindedir. DİKKATLİ OLUNMALI Türkiye, 31 Mayıs Olayı’nı tüm yönleriyle analiz etmeli, bundan sonra atacağı adımları dikkatlice seçmeli, bir adım attıktan sonra da, Türkiye’nin itibarını zedeleyecek şekilde bundan geri dönmemelidir. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın, Mavi Marmara saldırısını gerçekleştiren askerleri kutladığı bir dönemde, İsrail’le halen neden askerî iş birliği anlaşmamız olduğunu izah etmek ya da edememek akademisyenlerin değil, devleti yönetenlerin görevidir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95491
    % 0.07
  • 5.7578
    % -0.57
  • 6.5423
    % -0.57
  • 7.3036
    % -0.69
  • 260.321
    % -1.85
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT