BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk sinemasının 100 yılı müzeleşti

Türk sinemasının 100 yılı müzeleşti

Müzede, Türk sinemasının 100 yılına ait afiş, fotoğraf, ilan, senaryo, sinemayla ilgili kitap ve dergiler bulunuyor



PAZAR KAHVESİ Betül ALTINBAŞAK betul.altinbasak@tg.com.tr SUNUŞ 100 yılın izini taşıyan bir mekânda hatırlayabildiğim kadar geçmişe gitmeye çalıştım. 70’li yılların sonlarına doğru yakaladığım anılarımdan bugüne geldi birçok isim. Kimileri hâlâ bizimle, birçoğuysa güzel fotoğraflarında aynı çocukluğumdaki gibi gülümsüyor. Adile Naşit’in gülüşü, Hulusi Kentmen’in babacan duruşu, Cenk Koray’lı yıllar, Halit Kıvanç’lı sohbetler... Filiz Akın’ın güzelliği, Türkan Şoray’ın bakışları... En güçlü Cüneyt Arkın, en sert Kadir İnanır, en masum Ömercik, Ayşecik... Siyah beyaz dünyanın güzel insanları, sıcacık kış akşamları, serin akşam esintileri, babaannem, Türk fimleri, izlerkenki gözyaşlarımız, televizyonumuz, dizilerimiz, gençlik kahramanlarımız... Hepsi oradaydı. Emektar sinemacılar, tiyatrocular, makineler, makinistler, montaj cihazları, mikrofonlar... Üstadlarıyla uyum içerisinde geçmişi bugüne tanıtıyordu. Muhsin Ertuğrul’un en özel eşyaları, anıları bu müzedeydi.... Büyük usta Türker İnanoğlu’nun kuruculuğunu yaptığı, yılların birikimini aktardığı ve kendisiyle birlikte her noktasında el emeği, göz nuru olan Erol Şener’in misafiri olarak gittiğim TÜRVAK bünyesindeki, Sinema, TV ve Tiyatro Müzesinin kapısından girince işte şu satırlar yansıdı sohbetimizden Pazar Kahvesine...... 100 YILLIK BİRİKİM Müzede, Türk sinemasının 100 yılına ait afiş, fotoğraf, ilan, senaryo, sinemayla ilgili kitap ve dergiler bulunuyor SEKTÖRE AKTARMIŞ Türker İnanoğlu, 50 yıllık maddi ma-nevi birikimini TÜRVAK’ı kurarak sinema sektörüne aktarmış durumda... SİNEMANIN BİRİKİMİ Türk Sinema, TV ve Tiyatro Müzesinin Müdürü Erol Şener, Türk Sinemasının eski 8, 16 ve 35 mm’lik film oynatıcı ve çekici cihazları, aydınlatma projektörleri, dolly, şaryo arabaları, stüdyo ve laboratuvar cihazlarının burada sergilendiğini söyledi. > Türkiye’nin ilk ve tek Sinema, TV ve Tiyatro Müzesinin müdürüsünüz ve kuruluşunda da sanırım büyük emeğiniz var; sizi tanıyarak başlasak söze... Basın kökenliyim. 1967’de Babıali’de başlayan serüvenim 20 yıl Hürriyet gazetesinde sürdü. Erol Simavi ile Türker İnanoğlu yakın arkadaştı, böylece bizim tanışıklığımız başladı ve onca yıl süren dirsek temasımız kopmadı. Türker Bey’in kafasında müze projesinin geliştiği sıralarda ben de Show TV’den emekli olmuştum. Türker Bey, “Gel, oturmak olmaz sinema tarihi müzesi kuracağız” dedi ve böylece çalışmalarımız hızla, büyük bir heyecanla başladı. Bir yıl sonra da bir üst katımıza tiyatro müzesini kurduk. Etiketlerimizi taşımadan buraya emek veriyoruz biz, müzenin müdürü olmanın yanı sıra müzenin bekçiliğini de, işçiliğini de, mihmandarlığını da yapıyorum. Konuklarımızı da ağırlıyorum. Her adımında emeğim var. Türker Bey’den hepimize yansımış bir havadır bu durum. Birçok kişiden de farklıdır bu yönüyle. Bir müze kurulacaksa bir iş yapılacaksa her şeyi ile ilgilenir. Makine de taşır, dolap da çeker. Heyecanını, enerjisini her yere yansıtır ve çevresini de etkiler. BEYOĞLU MERKEZ OLUYOR > Yakında Beyoğlu’na taşınıyorsunuz değil mi? Evet, ekim ayında taşınıyoruz. Çünkü Beyoğlu’nda daha çok kişiye ulaşacağımızı düşünüyoruz. Türk sinemasının lakabı biliyorsunuz Yeşilçam’dır. Ancak bugün Yeşilçam’da bir tane film yapımcısı yok. Sinemalar da kapanıyor Beyoğlu’nda, Elhamra kapandı, Emek kapanıyor, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, İstanbul Film Festivalin’de film gösterecek yer bulamıyor. Bir tek Atlas Sineması’yla olmaz ki. Saray sinemasının önü arkası kapanmış durumda. Biz Beyoğlu’na geçiyoruz ama sinemalarda birer birer kapanıyor, daha koruyucu olmamız lazım. Sanatsal faaliyetler adına çok özel bir bölge Beyoğlu. > Önce vakıf, ardından da özel bir müze kurmak büyük emek ister, çok zor bir yola çıkmışsınız ama çok da başarılı olmuşsunuz. Başlangıçta çok yorulduk, çok çalıştık ama değdi. Türker İnanoğlu gibi bir usta varsa yanınızda her şey başarılır. Türker İnanoğlu, 50 yıllık emek boşa gitmesin diye önce TÜRVAK’ı (Türker İnanoğlu Vakfı) kurdu. Vakıf, Türk Sineması, Türk Televizyonculuğu ve Türk Tiyatrosuna hizmet ediyor, mesleki okullar açarak çağdaş bilgilerle donatılmış elemanlar yetiştiriyor. Türker İnanoğlu bugüne dek yaptığı tüm film ve televizyon programlarının mülkiyetini, bilgisini, araç-gereç ve belgelerini de bu vakfa bağışladı. Vakıfta yetenekli gençler yurt içi-yurt dışı eğitim bursları alabiliyorlar. Müzeye gelince... Ardından gelen gençlere geçmişlerine ait kültürel mirası, deneyimi ve hayatının en önemli parçası olarak gördüğü sektörün faaliyet ve eserlerinin birikimini aktarmayı amaçlayan girişimi sonucu, başta TRT kurumu ve Necip Sarıcıoğlu olmak üzere sinemaya gönül vermiş kişi ve kuruluşların katkılarıyla Türkiye’de ilk kez bu denli kapsamlı ve özel bir müze 2001 Şubatında kendisinin önderliğinde açıldı. İLK TÜRK FİLMLERİ > Biraz da Türk sinemasının geçmişini konuşsak, ilk Türk filmi ne zaman çekilmiştir? 100 yıl civarı bir geçmişe sahiptir bizim sinemamız. Osmanlı Rus Harbi’nin sonunda Yeşilköy’de, Ayastefanos barış anıtının yıkılışının Atğm. Fuat Uzkınay tarafından görüntülenmesiyle Türk sinemasının ‘İlk Türk Filmi’ unvanını almıştır. Günümüzde bir kopyasının olmadığı, ilk olduğu da tartışma konusudur. O dönemlerde Enver Paşa’nın ilgisiyle sinematografinin ülkeye girişi sağlanmıştır. Çok sık Fransa, Rusya, Almanya gibi ülkelere seyahate çıkan Enver Paşa, sinemanın kaşifleri Lumiere kardeşleri ziyaret eder. Yanına onlardan bir teknisyen bir de genç, meraklı zabit Fuat Uzkınay’ı alarak ona sinemanın önemini anlatır ve gelişmesini teşvik eder, ama bugün bu film günümüze gelmemiştir. Fuat Uzkınay’ın şöyle de bir önemi var; Çanakkale savaşları, Osmanlı Ordusuna esir düşen askerlerin görüntüleri, doğuda Rus cephelerinde çekilen savaş alanlarındaki belgeseller Fuat Uzkınay’ın ve kurduğu ekibin ürünüdür. Bazı çevrelere göre de Sultan Reşat’ın Balkan ülkelerini ziyareti sırasında önceleri fotoğrafçılık yapan Manakis kardeşlerin bu ziyaretleri kameraya aldıkları filmler o dönemler Osmanlı toprağı olan bu bölgelerde çekilen ilk filmlerdir. Günümüzde de Makedonya Devlet Film Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. > Kısa metrajlı filmler ilgiyle izleniyordu galiba. Elbette. İlk filmler hep ithaldi ve kısa metrajlı, 2-3 dakikalık sessiz filmlerdi. Bir senaryoya bağlı çekimler değildi. Mesela bir treni çekiyorlar, onu gösteriyorlarmış. İnsanlar perdeden görüntü izlemeye alışık değil tabi; anlatılanlara göre tren üstümüze geliyor diye korkuyor, kaçıyorlarmış. İşte böyle bir yolculuktan bugün dev bir endüstri oldu sinema. UNUTULMAZ FİLMLER VE OYUNCULAR > Şimdi gelelim sade ama duygu yüklü Türk filmlerine, onların unutulmaz oyuncularına... Yeşilçam Filmleri başkadır. İşini ciddiye alan, son derece önemli oyuncuların olduğu çok özel bir dönemdi. Türk filmlerinin en yoğun izlendiği, televizyona henüz geçmediğimiz, Filiz Akın, Ayhan Işık, Türkan Şoray, Kartal Tibet, Ediz Hun’lu günlerdi. O dönemlerde dünyada hiçbir yerde olmadığı kadar çok film çekiliyordu Türkiye’de, yılda 250 civarı... Bir oyuncu birkaç sette rol alıyor, projeden projeye koşturuyordu. Sinema işletmecilerinin oyuncusunu belirlemediği arz ve talebin müşteri isteklerine göre değerlendirildiği günler... > Bugünü yaşıyoruz, bir de bu tarih kokan yerde, siz de anlattıkça geçmişi düşünüyorum. Ne çok şeyi tüketmişiz bu yolculukta... Öyle. Yakın zamandan da çok isim var burada ama görmeyince unutuyoruz. Ancak Yeşilçam bir klasikti. Televizyonda tek kanallı dönemlerin haberleri, spikerleri, filmleri, eğlence programları ve istiklal marşının ardından televizyonunuzu kapatmayı unutmayın uyarıları ile bugünlere geldi sinema da televizyon da. Çok emek var bu sektörde. Azot ve oksijenin yanmasını sağlayarak ışık üreten film gösterme makinelerinden, kazanında yakılan kömürle çalışan makinelere, işi zor makinistlere, el emeğine dayalı montaj cihazlarına bakıldığında bugünkü teknoloji olmaksızın sinemaya verilen büyük emeği göz ardı etmek mümkün değil. Sanatçılar beğenmediği fotoğraflarını değiştiriyor > Türk Sinema, TV ve Tiyatro Müzesinin çok ciddi bir arşivi var. Elbette sadece Türker İnanoğlu’nun veya Erler Film’in arşivinden değil birçok kaynaktan beslendik. Gazetelere ilan verilerek, filmciler, sinemacılar, özel koleksiyoncular, eski filmci ve sinemacı aileleri ile sinemayla ilgilenen herkese çağrıda bulunduk. Hatta Beyoğlu’nda tünelin başında küçük bir kafeteryada yaşlıca bir beye ait, eski bir para kasasında, bir film afişi olduğu duyumunu aldık. Gittik, doğruydu. Ancak sahibi, sadece fotoğrafını çekebilirsiniz o da burada olmak şartı ile dedi ve biz 1950 ‘lere ait film afişinin sadece fotoğrafını çekebildik sonra tekrar kasaya girdi. Nasıl bir hatırası vardı bilmiyorum, anlatmadı çünkü. Eski 8, 16 ve 35 mm’lik film oynatıcı ve çekici cihazları, aydınlatma projektörleri, dolly, şaryo arabaları, stüdyo ve laboratuvar cihazları ile Türk Sinemasının kuruluşundan bugüne kadar çevrilen Türk filmlerine ait afiş, fotoğraf, el ilanı, lobi, broşür, reklam malzemesi, senaryo ve sinemayla ilgili kitap ve dergi ne varsa ulaşmaya çalıştık. Müzeye önerilen malzemeler, konunun uzmanları tarafından büyük bir titizlikle incelenip değerlendirildi ve uygun görülenler müzenin varlığına katıldı. > Müzenize gelen ünlülerin yaklaşımı nasıl? Çok duygulanıyorlar, geçmiş hüzünlendiriyor. Bazen fotoğrafını değiştirmek isteyenler de oluyor. Mesela Emel Sayın doğum gününü sildirdi. Selda Alkor fotoğrafını beğenmedi, kendisi fotoğraf getirdi. Tanju Korel “Bu resim beni yansıtmıyor, ben size başka fotoğrafımı getirsem” dedi, değiştirdik.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94158
    % -0.09
  • 5.7769
    % -0.98
  • 6.5197
    % -0.37
  • 7.3415
    % 0.29
  • 257.508
    % 1.67
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT