BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ah o unutulmaz yıllar...

Ah o unutulmaz yıllar...

...Eğer çalışanlar olarak aramızda bir de espri olmasaydı, o stresli dönem çekilir gibi değildi. Ama biz, gerek toplantıdan çıktığımızda, gerek vapurda giderken hoş esprilerle stresimizi azaltmayı becerirdik... Ve yıllar geçti aradan...



Amerika’dan sevgili Sıtkı Kazancı’nın maili, yılları canlandırdı gözlerimde yine. Ne günleri paylaşmıştık birlikte Cağaloğlu’nda, Anadolu Ajansı’nın üst katında... Çocuk Dergisinde hemen her gün toplantılarımız olurdu. Her gün sabahtan başlayan toplantı saat 14.00’lere kadar uzayıp gider, toplantıdan vakit buldukça da dergi çıkartmaya çalışırdık. Çoğu anlamsız toplantılarla geçen haftanın yedi gününden, en az üç gününde de akşam saat 19.00’dan sonra müdür kaldığı için biz de mesaiye kalırdık. Murat Sevinç vardı kulakları çınlasın. Şakayla karışık fısıldardı: -Hey millet, yine bir köfteye tav olduk... Tav olmuyorduk ama, canın isterse... Tabii o akşamlar inayet buyurup birer de köfte ısmarlıyordu müdürümüz. Köfte yeme faslı saat 20.00’yi buluyordu. Derken efendim, tv’de saat 20.00’de ana haberler başlar... Müdürün yanısıra biz de takılırdık haberlere. “Siz işinizin başına” diye kovmazdı bizi. Birlikte “İki dakika haberlerde ne var ne yok” diye takıldığımız televizyonda cık cık çekerek, hayret ederek haberleri izlerken saat 21.00 olurdu. Sonra göz göze gelirdik müdürümüzle... Sonra yine o bildik laflar dökülürdü ağzından: -Vakit geç oldu değil mi? Neyse, yarın erkenden gelip sıkı bir çalışma uygulayalım. Hiçbir şeye el sürmeden çantalarımızı toplar, 21.40 vapuruna yetişir, evlere ise 23.00 sularında varırdık. Sözü nereye getireceğim... Eğer çalışanlar olarak aramızda bir de espri olmasaydı, o stresli dönem çekilir gibi değildi. Ama biz, gerek toplantıdan çıktığımızda, gerek vapurda giderken hoş esprilerle stresimizi azaltmayı becerirdik. Yıllar geçti aradan... Şimdi gençler çıkartıyorlar Çocuk Dergisini... Ve Dergi çok harika bir şekilde pırıl pırıl. Hepsine teşekkür ediyorum. Sayfaları çevirirken yılları hatırlıyorum bir bir... Hiç unutulmayan o yılları... Sıtkı da unutmuyor benim gibi, diğer arkadaşlar gibi. O yıllardan kalan alışkanlıkla olsa gerek, birbirimizi aradığımızda veya hal hatır sorduğumuzda mutlaka esprilerle, fıkralarla süslüyoruz muhabbetimizi. Sizin anlayacağınız, Sıtkıcığım mail geçerken bir de hoş bir Karadeniz fıkrası yazmış. İstedim ki, hep birlikte gülelim... “Karadenizli bir babanın Almanya’da çalışan oğluna gönderdiği mektuptan: -Uy sevgili uşagum, Allahın selami tabiidür. Mektubumu çok yavaş yazayrum. Çünkim bilirum ki, okuman zayuftur, çabuk okuyamazsun... Benden sana sual edersen, Allahuma bin şükür iyiyum, yeni pir iş buldum. Emrimde 1500’e yakin adam var, hepsi de sessuz sedasuz, kendi hallerinde... Ne iş pulduğumu soraysan söyleyeceğum patlama. Mezarluk pekçisi oldum... Geçtiğimiz hafta puraya iki tefa yağmur yağdu... Biri, pazartesinden perşembeye öbüri de perşembeden pazara... Bacin Emine bir uşak doğuracak, daha erkek midir kız mi pelli değul. Haçan o yüzden sağa dayi mi oldin, teyze mi oldin söyleyemeyrum... Temel emicen de tükkan açtu. O da 30’a alduğuni 25’e verir. Sürümden kazanaymış. Oyle dedu... Bizim köye findukçularun Temel’i muhtar seçtuk. Akullı uşak daa... Geçen gün hepimizu zelzeleye karsi aşi etturdu. Temel hem akillidur, hem de dürüsttür... Geçenlerde bir taksinin şoförü köye varmiş, muhtari ariyor. Meğer yolda bir tavuk ezmiş sahibini soraymiş. Muhtar Temel tavuğa pakmiş ve demiş ki: -Uyy, ha bu pizim tavuklardan değuldur. Pizum köyde yassu tavuk yoktir. Senin küçüğün Ergin çok akullu uşak çıkti. Geçen gün tepeye varmiş, elinde bir ip sallayip duriy. Anan, “Uy uşağum ne edeysun orada?” demiş. O da “heva durumuna bakayrum” demiş. Çektum oni akşam karşuma. Tedum ki: -Ha uşağum, anlat bakayum şu hava turumu işinu? Anlattu. Meğer ip sallaninca havanin rüzgarli olduğuni; ip islanunca da yağmur yağduğuni anlaymiş. Çok akillu uşak vesselam. Sen o yaşta böyle akillu değildun. Senin gönderdiğun resmi alduk. Bir yaninda bir Alman herif, bir yaninda pir Alman karisi var, ortada da sen. İyi ki resmin arkasina “Ortadaki penum” diye yazmişsun. Yoksam taniyamayacaktuk. Yaa işte böyle uşağum. Memleçetten sana pol pol havadis.. .Yeni havadis olursa yine yazarum. Baki Hüdaya emanet ol. Baban NOT: Mektupa para koyacaktim, ama geç akluma geldi, zarfi kapatmişum...
Kapat
KAPAT