BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Neler oluyor burada!”

“Neler oluyor burada!”

Delikanlı oldukça mutlu bir tavırla girdi odaya. Füsun’u görünce coşkuyla bağırdı: - Oooo! Füsun abla, ne güzel şey sizi burada görebilmek. Siz bizim evin yolunu bilir miydiniz? Genç kadın samimiyetle gülümsedi:



Delikanlı oldukça mutlu bir tavırla girdi odaya. Füsun’u görünce coşkuyla bağırdı: - Oooo! Füsun abla, ne güzel şey sizi burada görebilmek. Siz bizim evin yolunu bilir miydiniz? Genç kadın samimiyetle gülümsedi: - Haksızlık etme Oktay... Geldim işte... Perihan hanım biraz önceki sıkıntılı ve çaresiz halini bir çırpıda üzerinden atmayı başarmıştı. Yüreğinin içinde kendisini sürekli rahatsız eden koca bir kaya parçasının olmasına rağmen neşeli görünmeyi başarabiliyordu. Atıldı: - Füsun ablan bu gece bize yemeğe geldi. Birlikte bir akşam geçirelim dedik... - Harikasınız. Doğan bey ise koltuğunda şaşkınlık içindeydi. İçindeki sıkıntıyı belli etmemesi gerektiğini biliyor, bunu engelleyebilmek için de çaba sarf edince daha komik bir görünüm alıyordu. Tavana bakıyor, gözlerini sürekli oğlundan kaçırıyordu. Oktay iki adımda yaklaştı onun yanına, eğilip yanaklarından öptü babasını: - Nasılsın babacığım? Yorgun gibisin? Doğan bey başını salladı. Sanki sesli cevap verirse bir şey olacağından korkar gibi kilitlemişti dudaklarını. Oktay fark etti bu garip durumu: - Neyin var baba? Bu soru Perihan hanımın kızgın bakışlarını kocasının üzerinde dolaştırmasına sebep oldu. Doğan bey ise suçlu bir çocuk gibi tedirgin gözlerle önce karısına, sonra da sekreterine baktı. Başını iki yana salladı: - Yok bir şey oğlum, yorgunluktur... Önemsemedi Oktay. Koltuklardan birisine oturdu. Yüzünde her zamanki sevimli tebessümü vardı. Muzip bir tavırla süzdü odanın içindekileri: - Bilseydim ben de İclal’i çağırırdım. Baksana ne güzel bir ortam. Sevdiğim üç insan da yanımda. Biri daha olurdu. Füsun genç adamın ne demek istediğini anlamıştı. Gözlerini kıstı: - Hayırdır Oktay, anlayalım... - Yok bir şey Füsun abla... Bizim sınıftan bir arkadaş... Aslında eski arkadaş ama ben yeni fark ettim. Bu cümleleri konuşurken yan gözle de babasını ve annesini kontrol ediyordu. Söylediklerinin onlar üzerindeki etkisini merak ediyordu. Hiç kaçmazdı bu tür konular özellikle Perihan hanımın dikkatinden. Ama şaşılacak derecede kayıtsız kaldı her ikisi de... Oktay bozulmuştu. Kaşları çatıldı: - Söyler misiniz, sizin neyiniz var? Ben de bilmek istiyorum. Şu babamın haline bakın. Sanki burada değil. Ya annem, siz anne? Neler söylüyorum Füsun ablaya, ilgilenmiyor, duymuyorsunuz bile... Ne oluyor size? Herkes irkildi bu ani çıkış sonunda. Kekeledi Perihan hanım: - Biraz dalgınız Oktay kusura bakma oğlum... Babanın bazı sıkıntıları olmuş. Bugün eski bir arkadaşını yitirdi. Üzgün. Yalan söylediği için dudaklarını ısırdı sözlerini tamamlayınca. Hemen gözlerini kaçırdı odadakilerden. İlk aklına gelen şey çıkıvermişti ağzından. İçinden mırıldandı: - Affet Allah’ım. Yalan söyledim! Genç delikanlı mahcup bir halde yaklaştı Doğan beye: - Özür dilerim baba! Başınız sağ olsun... Bilmiyordum. Yaşlı doktor boş bakışlarla süzdü oğlunu. Neredeyse ağlayacaktı. Göz pınarlarında biriken yaşlar parlıyordu. Dudakları titredi. Dayanamadı Oktay, atıldı babasının boynuna. Onu teselli etmek, acısını hafifletebilecek şeyler söylemek istiyordu. Doğan bey ise oğluna sıkı sıkı sarılmış, onu yitirmek korkusunun kendisini allak bullak ettiğinin bilincinde, onu sevgiyle kokluyordu. - Üzülme baba... Hayatın gerçeği bu... Hepimizin gideceği yer eninde sonunda orası. Başın sağ olsun. Odanın içinde bir sessizlik oldu. Oktay’ın haricindekiler bir yalana ortak olmanın suçluluğunu yaşıyorlardı sessiz kalmakla... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT