BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Çay’a nota

Çay’a nota

Moskova Büyükelçisi Nabi Şensoy kendisine “çok gizli” mühürüyle gönderilen özel zarfı açıp okuduğunda aynı saatlerde Balgat’taki Dışişleri Bakanlığı’mıza da bir “nota” iletildi.



Moskova Büyükelçisi Nabi Şensoy kendisine “çok gizli” mühürüyle gönderilen özel zarfı açıp okuduğunda aynı saatlerde Balgat’taki Dışişleri Bakanlığı’mıza da bir “nota” iletildi. Moskova’nın verdiği nota’ya göre, Rus askeri birlikleri Çeçenistan’da terörist güçlere karşı savaş veriyorlardı. Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA)’dan sorumlu Devlet Bakanı Prof. Mehmet Abdülhaluk Çay’ın Çeçenistan’daki soykırım uygulamasına dikkat çekerek, Moskova yönetimini sert dille eleştirmesi, Çeçen halkına moral şeklinde algılanan açıklaması üzerine Rusya Türkiye’ye nota verdi. MHP iktidara geldiğinden bu yana bu kadar telgraf, telefon ve faks yağmuruna tutulmadı dense yeridir. Çay Hoca’nın açıklaması Türkiye kamuoyunu rahatlattı. Katliama seyirci kalınamayacağının altını çizmesi dikkat çekti. Ruslar, geçen sene Başbakan Ecevit’in Moskova ziyareti sırasında imzalanan “teröre karşı işbirliği anlaşması”nın da zedelendiğini savunuyorlar. Bir de tehdit var nota’da; Türkiye’nin terör örgütü PKK’yla yaptığı mücadele hatırlatılıyor. Yani Türkçesi “PKK’ya destek olunabileceği”ne işaret ediliyor! Zaten yapılıyor. Yoksa bir terör örgütü dış destek olmadan onca mesafe alamaz. Ayrıca Moskova’da da PKK’nın bürosu hâlâ kapatılmadı. Çay Hoca’ya tebrik için gelenlerin ardı arkası kesilmiyor. Çeçenistan’da bir katliam yaşanıyor ve Moskova Yönetimi dünya kamuoyunu yanıltıyor. Grozni’den kurtulan Çeçenler bu vahşetin canlı şahitleri. Grozni Cehennemi’ne neden gazeteciler alınmıyor, çekim yapmasına müsaade edilmiyor? Her şeye rağmen haber alma ve yayma görevini yerine getiren batılı gazeteci Andrey Babitkski’nin Çeçenistan’da Ruslar tarafından yaklaşık iki aydır gözaltında tutulması da bu soykırımın bir tescili. Onun için Andrey Babitski demokrasiyi geliştirmek ve insan haklarını korumak için verilen Saharov Ödülü’ne aday gösterildi. 1917 kızıl devriminden sonra Sovyetler Birliği’nde en büyük zulmü Türk toplumu yaşadı, Müslümanlar katledildi. Bunların başında da Kırım ve Çeçen halkı geliyor. Sovyet Diktatörü Stalin tarafından Kırım Türkleri’nin Sibirya’ya göçü, Londra’da yaşayan bir Kırımlı yazar Cengiz Dağcı tarafından romanlaştırıldı, senaryosu yazıldı. Ancak Çeçenler’in sürgüne gönderilişinin belgeleri sadece masal gibi hep dillerde. Yazılmadı, belgelenmesi gerek. 23 Şubat 1944 iyi bilinmeli dünya kamuoyunca. 650 bin Çeçen yaşına, başına bakılmadan Stalin tarafından yine Sibirya’ya trenlerle gönderilerek sürüldü. Çoğu yollarda kırıldı, hayatını kaybetti. Yaşayabilenler ise hastalıklara yakalandılar. Ama yine vatanlarına dönerek yıllar sonra da olsa topraklarını yetim bırakmadılar. Bugün üç milyon kadar Çeçen olduğu söyleniyor. Bunun 800 bini ülkesinde, yani Kafkasya’da. Ötekiler ise başta Türkiye dünyanın değişik bölgelerinde dağınık yaşıyor. Çeçenler 23 Şubat’ta dolayısıyla yas tutuyor sürgünün, soykırımın yıldönümünde. Çeçenistan Cumhuriyeti İçkerya Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Medet Ünlü ile konuştum. Dedi ki: -Rusya, katı bir Rusizm uyguluyor. Çeçenler ise soykırımın soğuk yüzüne rağmen Rus sivillere saldırmayarak, insanlık dersi veriyor. Rusya daha önceki yenilgi ve kaybettiği prestijini sivil insanlara yönelik şiddet ve işgal eylemi ile yeniden kazanmaya çalışıyor. Dünyaya yeniden süpergüç imajını vermeye gayret ediyor. Globalleşme yarışında (ben de varım) demek istiyor. Türkiye hem misyonu, hem stratejik konumu itibariyle bu insanlık dramını Birleşmiş Milletler’e taşımalı. Prof. Çay’ların sayısı artmalı böylesine bir insanlık suçu karşısında. Maça.. Maça.. Spor karşılaşmalarının şifreli televizyonlardan yayınlanması sporumuzun ve sporseverlerin aleyhine oldu. Üstelik ihaleyi kazanan televizyon kanalı da değişebiliyor, bir başkası bunu hakedişle yayınlayabiliyor. Siz de bir ona, bir buna, bir başkasına abone olarak, kaynak aktarmak durumundasınız. Böyle olunca size hatırlatmalıyım, ne stada gelen seyirciyi etkileyebiliyor, ne abone sayısı artıyor, ne de sporseverlere bekleneni verebiliyor. Tamamıyla aleyhte tecelli ediyor lokal televizyon yayınlarıyla spor karşılaşmasının verilmesi. Böylesi bir politika aşırı yani radikal meraklıları, tiryakileri dışındaki sporseverleri spordan uzaklaştırıyor. Milli maçların kamu televizyonundan şifresiz yayınlanması çok iyi oldu. Öncekileri hatırlarsınız, son olarak da dünkü Türkiye-Norveç özel karşılaşması öyleydi. Sporseverler zaman ayırabiliyor, sporcuları daha yakından tanıyabiliyor, tekelcilik yok, herkese açık televizyonu olan için. Şifreli yayın daha özele olmalı, liglere olmamalı. Her hafta sonu golsüz, görüntüsüz, gerilimsiz spor yayınları izlemekten sporseverler kurtarılmalı. Aynı dünkü gibi olmalı. Ama nasıl? Bunu da yetkililer düşünmeli doğrusu. Kulüplere kaynak aktarayım derken, bir iş yapmış olayım derken sporseverleri spora küstürmemeliyiz. Hatta ekrana yüz çevirtmemeliyiz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT