BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Affedilmekten ümitsiz olmamalı

Affedilmekten ümitsiz olmamalı

Her günâhtan sonra, şartlarına uyarak hemen tövbe etmeli ve affedilmekten ümitli olmalı, ümitsizliğe düşmemelidir...



İnsanın, dünyâ, kabir ve âhiret olmak üzere üç hâli vardır. Bir kimse, Allahü teâlâya îmân edip ibâdet ederse, onun dünyâdaki işlerini kolaylaştırır, kabirde ona acır ve âhirette de, o kimsenin günâhlarını affeder. İşlenen her günâhdan sonra tövbe etmek farzdır. Şartlarına uyulursa, her günâhın tövbesi kabûl olur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: “Şartlarına uygun yapılan tövbe, muhakkak kabûl olur. Tövbenin kabûl edileceğinden değil, tövbenin şartlarına uygun olmasından şüphe etmelidir.” İslâmiyette keder ve ümitsizlik yoktur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri; “Bizim dergâhımız ümitsizlerin dergâhı değildir” buyurmuştur. Tövbe edilmeyen herhangi bir günâhtan Allahü teâlâ intikâm alabilir. Çünkü Allahü teâlânın gadabı, günâhlar içinde saklıdır. Günâhları sebebi ile, affedilmem diyerek ümitsizliğe kapılmak da, doğru değildir. Zira Zümer sûresinin 53. âyetinde meâlen; (Ey Resûlüm! Benim tarafımdan mü’minlere söyle: Ey benim günâhta nefisleri üzerine isrâf eden, haddi aşan kullarım. Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesmeyin! Allahü teâlâ bütün günâhları mağfiret eder. Muhakkak ki, Allahü teâlâ Gafûrdur, yani çok mağfiret edicidir. Rahîmdir, yani çok merhametlidir) buyurulmuştur. “BENİM İÇİN ÜZÜLME ANNE!” Ebû Amr-ı Bikendî hazretleri bir mahalleden geçiyordu. Mahalle halkı, gencin birisini tutmuşlar, kendilerini rahatsız ediyor diye mahalleden dışarı atmaya çalışıyorlardı. Gencin annesi olduğu anlaşılan bir kadın ise ağlıyordu. Ebû Amr hazretleri, kadıncağıza acıdığı için mahalle halkına ricâda bulunup, kendi hatırı için, bir defâya mahsus olmak üzere genci affetmelerini tekrar rahatsız etmesi hâlinde, hemen çıkarmalarını istedi. Ebû Amr hazretlerinin hatırı için, halk genci serbest bıraktı. Bir zaman sonra, Ebû Amr hazretleri oradan geçerken, o kadının yine ağladığını gördü. Sebebini sorunca, gencin vefât ettiğini öğrendi ve; -Peki, hâlinde düzelme olmuş muydu? diye sordu. Kadın şöyle anlattı: -Vefâtı yaklaştığında beni yanına çağırdı ve; “Öldüğüm zaman, ölüm haberimi kimseye duyurma. Onları rahatsız etmiştim. Cenâzeme gelmedikleri gibi, bana da lânet ederler. Ben yaptıklarıma pişman oldum. Çok gözyaşı döktüm. İnşâallah Rabbim beni affeder. Sen de benim için Allahü teâlâya duâ et. Beni kabre defnederken, senden başka kimse bulunmasın. Defin işi bittikten sonra da, beni affetmesi ve hesâbımın kolay geçmesi için Allahü teâlâya duâ et. Zîrâ, ana duâsı kabûl olunur” dedi ve biraz sonra vefât etti. Ben vasiyetini aynen yerine getirdim. Kabrin başından ayrılacağım sırada, kabirden oğlumun sesini işittim. -Anneciğim! Eve dönebilirsin. Rahat ol. Benim için üzülme. Artık ben, kerem sâhibi olan Allahü teâlâya kavuştum, diyordu... HEMEN TÖVBE ETMELİ!.. Büyük günâh işlemiş olan erkek veyâ kadın bir Müslümân, şartlarına uyarak tövbe ederse, günâhları, muhakkak affolur, günâhsız tertemiz olur. Zira Allahü teâlâ, tövbe edenleri sever, affeder. Sonra, o günâhı tekrâr yaparsa, tövbesi bozulmaz, tekrar tövbe etmesi lâzım olur. Hak sâhiplerine haklarını ödemek veyâ helâl ettirmek, gıybet ettiği kimseden af dilemek ve rızâsını almak, yapmamış olduğu farzları kazâ etmek farzdır. Bunlar tövbenin kendisi değil, şartıdırlar. Bir lirayı sâhibine geri vermek, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan ve yetmiş nâfile hacdan dahâ iyidir. Günâhı bir dahâ yaparsam tövbem bozulur diyerek, tövbe yapmamak doğru değildir, câhilliktir ve şeytânın aldatmasıdır. Her günâhtan sonra, hemen tövbe etmek farzdır. Tövbeyi bir sâat geciktirince, günâh iki kat olur. Tövbe için, işlenen günâhın hemen terk edilmesi lâzımdır. Çünkü günâhı bırakmak, tövbenin şartıdır. Netice olarak, her günâhtan sonra, şartlarına uyarak hemen tövbe etmeli ve affedilmekten ümitli olmalı, ümitsizliğe düşmemelidir. Mâide sûresinin 38. âyet-i kerîmesinde meâlen buyurulduğu gibi: (Bir kimse, zulüm yani günâh işleyip, sonra tövbe eder ve sâlih amel işlerse, Allahü teâlâ tövbesini, elbette kabûl eder.)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT