BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > GEZİ/ Tahtalarla konuşan adam

GEZİ/ Tahtalarla konuşan adam

Ayhan Usta 50 yıldır gemi maketi oyuyor. Amerikalılar, Japonlar, Fransızlar Sinop’a geliyor, mütevazı atölyesinde onu buluyorlar. Akademiler stajyer öğrenciler yolluyor, hisse kapmaya bakıyorlar. Ama ünlü sanatkârımız yana yakıla çırak arıyor.



Sinop’u gördünüz mü bilmem. Deniz içinde bir ada düşünün ve arada incecik bir kara. Hani armut sapı gibi bir daralma. İşte şehir tam buraya kurulmuş, karanın inceldiği boyuna. Eee bunda ne var diyeceksiniz. Çok şey var. Bir kere bütün evler deniz görür ve hava yosun kokar. Hangi kuytuya girerseniz girin rüzgâr sizi yakalar. Bundan 50 yıl önce şehir çok daha sevimlidir. Bahçelerden yemiş, lahana taşar, dar sokaklar ahşap konaklara çıkar. O yıllarda ulaşım çektirmelerin omuzundadır. Böyle güçlü kamyonlar nerede, hem Anadolu’da yol mu var? Limana giren allı yeşilli mavnalar taş, kum ve kereste taşırlar. Çuvallar, sepetler, makaralar, sandıklar... Sallandıkça gıcırdayan tekneler ve gerilen halatlar. Sesi tepelerde yankılanan pat patlar, kâh kuduran, kâh boğulan motorlar. Ya denizci ya da denizci O yıllarda Sinoplu çocukların gönlünde iki meslek yatar. Ya balığa çıkacak ya da bir çektirmeye tayfa yazılacaklar. Yanisi şu ki ya denizci olacaklar, ya da denizci olacaklar. Sonra? Sonrası kaptanlık filan. İşte küçük Ayhan da o deniz sevdalılarından biridir. Sabah uyanır uyanmaz cama koşar, deryaya bakar. Annesi kahırlı kahırlı söylenerek “Babası kılıklı” der, “Deniz orada işte, kaçmıyor ya!” Ama o açlığını bile unutur mavnalara, çatanalara, takalara dalar. Oyunlarda hep reis olur. İncecik sesiyle “Vira bismillah” diye haykırır, yelkenleri açtırır. Kâh hayali limanlara halat atar, kâh okyanuslara yelken açar. Ayhan ilk mektep sıralarında matematik defterine bile gemi resimleri çizer. Hâlbuki o yıllarda resim çizene “aa ne iyi” demezler. Zira defterin sarı yapraklısı bile iyi paradır. Azar azar kullanılır, hatta silinip seneye saklanır. Böylesi çok karalama yapan birinin önce dikkati, sonra kulağı çekilir. Ama o gizli saklı yine taka resimleri yapar, beğendiklerini duvara asar. İşte tam o günlerde dükkanın birinde allı morlu bir tekne maketi görür ve vurulur. Dükkan sahibi “Bunları Sinop hapishanesinde yatan eski bir reis oyuyor” der, “Meşgale işte, ömrü deryada geçen biri başka n’apar?” Ayhan Usta kararını o gün verir ve işine başlar. Eline geçirdiği her şeyden, gazete kağıdından, karpuz kabuğundan, ayva diliminden tekneler yapar. Hatta gün gelir bir keseri ve çakısı olur ki artık ağaç işleyebilir. Hasılı oyacak, çakacak, boyayacak demektir. Büyükleri ondaki kabiliyetin ehil ellerde şekillenmesini ister ve sanat okuluna verirler. O yıllarda sanat okulları ilk mektepten sonra talebe alır ve ağacı yaşken eğerler. Ayhan küçücük gözlerini dört açar, hisse kapmaya bakar. Ağacın lisanını öğrenir, ahşabın inceliklerini kavrar. Hocaları kâh ‘olmadı’ der, kâh başını okşarlar. Mezun olunca kör topal bir tezgah açar, piyasaya çıkar. O yıllarda Sinop’ta Amerikalılar vardır ve Ayhan Usta’nın teknelerine hayran olurlar. Bunlardan bir iki tanesi Amerika’ya gidince siparişler yağar. Coniler paranın para devrinde yeşil yeşil dolarları sayar “aman n’olur bi tane de bana” diye yalvarırlar. Acaba ne yapsam? Ayhan usta o gün bu gündür tezgahının başında. Artık yonga kokusunu solumadan yapamıyor. Evet deniz kokusunu da seviyor ama deryaya açılmaya vakit mi var? Ayhan Usta yerine göre kayın, ceviz, kavak kullanıyor. Sabah rastgele bir kütüğü eline alıyor, budaklarına damarlarına bakarken “acaba ben bundan ne yapsam?” diye düşünüyor. Hani tahtayı evirip çevirken “Bugün ne pişirsem” diye bocalayan kadınların kararsızlığını yaşıyor. Ama kafasında bir şekil belirdi mi ağaca girişiyor, bir hamlede gövdeyi çıkarıyor. Sonra iş detaylara kalıyor. Halatlar, makaralar, bocurgatlar, direkler, can yelekleri, ağlar, filikalar... Ayhan usta boyaya özel bir ihtimam gösteriyor, lüks otomobillerde kullanılan selülozik boyaları tercih ediyor. Renkleri titizlikle seçiyor. Uzun lafın kısası onun hiçbir eseri diğerine benzemiyor ve o minyatür gemilerini evlâdı gibi seviyor. Hatta bazen satılmadığına seviniyor. Her giden tekne yüreğinden bir parça götürüyor. Zira o yaptıklarının tamamına hayran oluyor, hayran olunmayacak işlerle vakit kaybetmiyor. Kimbilir işin sırrı belki burada yatıyor. Sinop’un adı duyulur Ayhan Usta bütün modelleri seviyor ama gönlü çektirmelerde yatıyor. “Bu nesil çektirmeyi nasıl unutur” diyor, “Halbuki bir zamanlar Karadeniz’in yükünü onlar çekti”. Hasılı azıcık nostalji, birazcık kültür hizmeti... Bazı meraklılar sırf Ayhan Usta’yla tanışmak için Sinop’a geliyorlar. Ustamız Avrupalılar’a ve Uzakdoğulular’a sanatını anlatıyor. Mesela geçenlerde Fransız Güzel Sanatlar Akademisi’nin üç başarılı öğrencisi Nathalia, Olga ve Brigitte Ayhan Usta’yı bulmuşlar. Hatta önlük bağlamış zımpara yapmışlar. Müsaade etse yıllarını vermeye razıymışlar. Ama aynı Ayhan Usta Sinop’ta çırak bulamıyor. Sıkıntıdan tırnaklarını kemiriyor. Ayhan Usta sanatını kıskanan biri değil, aksine “Bildiklerim benimle gitmesin” diyor. Ancak 8 yıllık eğitime ateş püskürüyor. “Sanata merâklı gençler ilkokuldan sonra ele alınmalıydı” diyor, “İnanın Türkiye’nin geleceği burada yatıyor”. Soruyoruz “Ha ilk ha orta, ne farkı var?” Acı acı gülüp “Çok fark var” diyor, “15 yaşında bir çocuğun başında kavak yelleri esiyor. Onlar Tarkan ya da Hakan Şükür olmaya bakıyor; kat, yat, Kadillak peşinde koşuyorlar. Marangozluk gözlerine basit geliyor. Tezcanlı oluyor, sabredemiyorlar. Her şeyi çabucak öğrendiklerini sanıyor, nasihat dinlemeyi nefislerine yediremiyorlar.” Bilsem ki faydası olacak... Ayhan Usta dertli dertli devam ediyor: “Sanat okuluna gidenler başka âlem. Düşünün çocuk 18-19 yaşında okulunu bitiriyor ve askerliğe hazırlanıyor. Askerden dönen iyi kötü bir memurluk kapıyor ve akşama kadar masa bekliyor. Bir şeyler üretmek gibi bir derdi olmuyor. Halbuki sanat disiplin ister, çırak ustasını baba bilmelidir. Çocuk tam eli kırılabilecekken işi kavramalı, gözü başka yerde olmamalıdır. Eğer siz cüzünüzü veremezseniz sanat size küllünü vermez. Fedâkârlık edemezseniz beceremezsiniz. Bilsem ki dikkate alacaklar kendimi yakacağım. Ziyan olan çocukları gördükçe içim ağlıyor, ama Sinoplu Ayhan Usta kimin umurunda?” Biliyor musunuz Karadenizliler başarılarının sırrını “Hamsi” diye formüle ederler. İsterseniz açalım H.A.M.S.İ.: Hırs, Azim, Metanet, Sabır ve İnançtır. Ayhan Usta öyle bir şey demiyor, ama biz onda hepsini görüyoruz. “Hırs, Azim, Metanet, Sabır ve İnanç.” Kısaca “Hamsi!”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94082
    % 1.16
  • 4.7932
    % -0.57
  • 5.6125
    % 0.31
  • 6.2808
    % -0.14
  • 189.513
    % -0.21
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT