BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tophane dünyanın en büyük top parkıydı

Tophane dünyanın en büyük top parkıydı

Tophane’deki Osmanlı top fabrikası, dünyadaki benzerlerinin en büyüğü ve en moderni idi. Burada dökülen toplar üç kıt’a, yedi iklime dağılan kalelerimize, ordu birliklerimize, Donanma-yı Hümâyûn teknelerimize gönderilirdi.



Tophane, Boğaziçi’nin Rumeli kıyısı başında, cihan imparatorlukları taht şehri İstanbul’un çok tanınmış bir semtidir. Buradaki Osmanlı top fabrikası, dünyadaki benzerlerinin en büyüğü ve en moderni idi. Fâtih Sultan Mehmed (1451-1481) yaptırdı. Oğlu İkinci Bâyezid (1481-1512) genişletti, bunun torunu Kaanûnî Sultan Süleyman (1520-1566) yıktırarak daha geniş yeni bir bina yaptırdı. Evliyâ Çelebî şunları yazıyor (I, 440): “Topçubaşı Ali Balı Bey’in bana söylediğine göre (1640), devlette faal halde 17.045 top vardır. Diğer toplar çaptan düştüğü veya modeli eskidiği için, eritilmek veya süs diye kullanılmak üzere hizmetten alınmıştır. Bunlar, topçubaşı olarak benim kontrolüm altındaki toplardır. Donanma topları bundan hariçtir, onlara kapdân-ı deryânın topçubaşısı bakar.” Kanun: “Devlet-i Aliyye’de hiç kimse, hâkan adına olmaksızın, kendi adına top ve kal’a sahibi olamaz. Top dökemez, kal’a inşâ edemez, bir topun veya kal’anın kendi mülkiyetinde olduğunu iddia edemez.” (Bu kanunun Kırım Hanı için de geçerli olduğunu belirtiyorum.) 40 KOYUN KESİLİRDİ “Tophâne”, hem topların döküldüğü fabrikaya, hem top parkına denir. İstanbul Tophânesi, devler tarafından inşa edilmiş sanılacak derecede muazzamdı. Tunç kubbeleri altındaki çukurlara, ağızları yukarı gelmek üzere top kalıpları konur. Top balyemez ve kolomborne tiplerinde ise her ocağa 20 kalıp, şayka ise 5 kalıp, şâhî ise 100 kalıptır. Yani 100 top birden dökülür. Bir şayka topun içine bir insan girebilir. Evliyâ Çelebî’miz devam ediyor: “Tunç erir ve kubbenin ağzından su yoluna benzer kalıplara akar. Kubbelerin dört tarafına dağlar gibi çam kütükleri yığılmıştır, başka odun kullanılmaz. Odunlar bir yıl önceden kesilip dinlendirilmiştir. Bir kulaç boyunda birbirine eş kesilip kurutulmuştur. Döküm günü büyük tören olur. İşçiler, ustalar, mühendisler tören elbiselerini giyerler. Sadrâzam, şeyhulislâm, vezirler, kazaskerler, duası kabûl olunur şeyhler, Tophâne-i Âmire’yi teşrîf ederler. Her biri birer kese altını maden deryâsına dökerler. 20 saat müddetle ateşin maden eritecek derecede hârı (ısısı) değişmez. Zamanla tunç deryâsının sathı (yüzeyi) kalaylaşmaya başlar. 40 koyun kesilir. Bütün kalıplar dolar. Bazı mühendis ve ustalara terfîler ve ihsanlar verilir. Topçubaşı, sadrâzama ziyafet çeker. Kalıpların soğuması 7 gün sürer. Toplar kalıplardan çıkarılır. Satıhları (yüzeyleri) cilâlanır. Her top arabalarına yerleştirilir. Üç kıt’a, yedi iklime dağılan kalelerimize, ordu birliklerimize, Donanma-yı Hümâyûn teknelerimize gönderilir. Deneme atışında ârıza yapan toplar gönderilmeyip, ambara çekilir. Tophânemizde dünyanın en büyük top parkı vardır. Cihan devletimizin ihtiyat topları dağlar gibi yığılmıştır.” Evliyâ Çelebî, Tophâne duvarlarındaki çok güzel resimlerin Şâhkulu adlı büyük ressama ait olduğunu yazıyor ki, Safevî Türkmen imparatorluğundan Osmanlı’ya gelen san’atkârlardan olduğu isminden anlaşılıyor. Bayram günlerinde ve Cihan Hâkanı Boğaz’dan geçerken Tophane’den 40-50 topun ateşlendiğini öğreniyoruz. Evliyâ, bu dünyanın en büyük sanayi tesislerinden biri olan askerî kuruluşun adını verdiği semti de anlatıyor. Şunları söylüyor: “İstanbul’un en büyük ve kalabalık semtlerindendir. 70 mahalle Müslüman, 20 Rum, 7 Ermeni mahallesidir. Birkaç Yahudi evi de vardır. Çingene ve Avrupalı yoktur. Avrupalılar Galata tarafında yaşarlar. İstanbul tophânesinin kapasitesi yılda 1000 toptur. Fazlası dökülemez. Ama Devlet-i Aliyye’nin pek çok yerinde ufaklı büyüklü top parkları ve tamirhaneleri vardır. Tophâne-i Âmire’nin kara tarafından muhafaza ve asayişinden topçubaşı, deniz tarafından bostancıbaşı denen generaller sorumludur.” TARİHİMİZİN RENKLİ YÜZÜ 1930’lu, 40’lı yılların Tophane’sini biliyorum. Yoksul ve bakımsızdı. Cihangir ve Sıraselviler’de oturuyorduk. 3 yıl (1, 2, 5. sınıflar) Firuz Ağa İlkokulunda okudum. İki ayrı kesimden gelen arkadaşlarım birbirinden farklı idi: Tophane’den gelenler ve Cihangir’den gelenler. Yaşlılar, Tophane çevresindeki tekkeler kapatılınca seviye düştüğünü söylüyorlardı. 50’li yıllarda Tophane’de kabadayı, bitirim, külhanbeyi tabir edilen kişiler türedi. Günümüzde yerlerini tinercilere bıraktı. Bu yıllar zarfında İstanbul şehri, 1 milyon nüfustan 12 milyon nüfusa geçti. Tophane, cihan şehrimizin karakteristik semtlerinden biri şöhretini her zaman muhafaza edecektir. Yokuş aşağı inince, Boğaz’a yaklaşırsınız. Sinan eseri Kılıç-Ali Paşa Camii, Birinci Mahmûd’un annesi vâlide-sultânın âbidevî meydan çeşmesi, modern Türkiye’nin kurucusu Sultan Mahmûd’un yeniçeriliğe son vermesi şerefine yaptırdığı Nusretiye Hünkâr Camii, olanca haşmetleriyle renkli tarihimizi oluşturarak gözlerimizin önüne serilir. Kitaplar Arasında Prof. Dr. Yakup Karasoy ve Doç. Dr. Orhan Yavuz, Âşık Ömer Dîvânı, Konya 2010, 610 s., yarım folio, papye kuşe, ciltli, “para ile satılmaz”, SÜ BAP yayını. Âşık Ömer, en önemli halk şairlerimizden biridir. Klasik şiirimizin etkisi en fazla olanlardandır. Çok hacimli dîvânını 30’lu yıllarda, 20. asır Türk edebiyat tarihçilerinin Fuat Köprülü’den sonra en büyüğü olan Sâdeddin Nüzhet Ergun toplayıp yayınlamıştı. Elimizdeki yayın, şairin o baskıda bulunmayan pek çok manzumesini de içeriyor. Âşık Ömer, 17. asır sonlarında şöhret yapmış. Elimizdeki baskı, yaşasa idi şairini bile hayrette bırakacak derecede lüks bir kitap. Başta, Prof. Dr. Kemal Yavuz ile nâşirlerin 86 büyük sayfalık çok detaylı bir incelemeleri var. Arûz ile de yazan, halk şiirinde istisnâ olarak dîvân tertîb eden şairin klasik bestekârlarca bestelenen şiirleri de bulunuyor. (14 parça: Türk Mûsikîsi Ansiklopedik Sözlüğü, II, 602).
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT