BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Son elbise “kefen” son ev “kabir”dir!..

Son elbise “kefen” son ev “kabir”dir!..

İnsan bu dünyada ne kadar güzel giyinirse giyinsin, son elbisesi “kefen”dir. Ne kadar ev değiştirirse değiştirsin son gidip kalacağı evi “kabir”dir...



Bir insanın gayesi dünya olursa, tehlike çanları çalıyor demektir. Biz dünya için yaratılmadık. Burada kalıcı da değiliz. İstesek bile bizi burada bırakmazlar. Dünyaya gönderiliş gayemiz, ahiretimizi kazanmak içindir. Hulefâ-i Râşidîn’in üçüncüsü Hazreti Osman radıyallahü anh bir hutbesinde şöyle buyuruyor: “Cenab-ı Hak size dünyayı ve dünyadaki nimetlerini ahiretinizi kazanasınız diye vermiştir. Dört elle sarılasınız diye değil!” Sonra da devamla: “Dünya para gibidir. Bir adama para verilirse onunla istediklerini alması içindir.” Yoksa para ne yenir ne de giyilir. Onunla yiyecek ve giyecek alınabilir. “Dünyayı gaye edinen, paranın kendisini yemeye çalışan adama benzer ki, çok aptallık etmiş olur.” Dünya sevgisi en büyük tehlikedir. Kulun imansız gitmesine de sebep olabilir. İnsan sevdiğinden ayrılmak istemez, hep onunla birlikte olsun ister. İNSAN NE İLE MEŞGUL İSE!.. Bir ömür durmadan çalışan, biriktiren, servet edinen biri, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalansa; doktorları ve kendisi hayatından ümit kesseler ne kadar üzülür. Bir anda bütün her şeyinden -bir daha kavuşmamak üzere- ayrılmak üzeredir. Kendi kendine düşünür: Beni bu sevdiklerimden kim ayırıyor? Sonra her şeyin takdir-i ilahi ile olduğunu anlar ve “Ya Rabbi, bu kötülüğü bana niçin yapıyorsun?” diye bir düşünce içine girse, onun imanla gitmesi çok zordur. Büyükler, sekerat-ı mevti, uyku hâline benzetmişlerdir. İnsan neye çok değer verir ve ne ile çok meşgul oluyor ise onu rüyasında daha çok görür. Mesela; bir doktor rüyasında bizden daha çok hastane, ilaç görür. Bir talebe rüyasında bizden fazla okul, ders ve kitap görür. Bir tüccar bizden daha çok para görür, alışveriş yapar... Aynen bunun gibi, insan da son demlerinde önem verdiği, değer verdiği şeyleri düşünür ve ruhunu o düşünce ile teslim eder... Sadi-yi Şirazi buyuruyor ki: “Gönlünü dünyaya bağlama, dünyanın bekâsı yok, geçip gidiyor. Gönlünü halka da bağlama, halkın da vefası yok... Gönlünü Rabbine bağla! Bir kul için O’ndan daha güzel bir sığınak yoktur.” Hazreti Ali radıyallahü anh buyuruyor ki: “Rabbimizin dünyaya hiç kıymet vermediğinin en büyük delili şudur: En kıymetli yiyeceği bir böceğin (bal arısının) kusmuğudur. En değerli giyecekleri de bir böceğin (ipek böceği) salyasıdır.” Çoğumuzda mevcut bulunan yanlış bir kanaât vardır. Zengin birini gördüğümüz zaman onun dünyayı çok sevdiğine hükmederiz. Fakir birini gördüğümüzde de onun dünya ile alakâsının olmadığını zannederiz. Öyle zenginler vardır ki, dünyayı sevmezler. Öyle fakirler de vardır ki, onlardan daha haris insan az bulunur. Zihni, fikri, düşüncesi hep paradır. “Nasıl yapsam da zengin olabilsem!” hayaliyle ömrünü tüketir!.. Dünya sevgisi, insanı dünyada, kabirde ve ahirette sıkıntılara sokar. Dünyada, insanı gece gündüz çalıştırır. Çeşitli tehlikelere attırır. Kazandığı, malın muhafazası ile huzursuz olur. Kimse çalmasın, kimse yemesin diye ömrünü harcar. Bir tavuk nasıl civcivlerini koruyorsa o da malına öyle bekçilik yapmaya çalışır. Kime topladığını, kimin bu malı yiyeceğini de bilmiyor. Belki en sevmediği adam gelir ve eline geçirir. “NE KADAR YAŞARSAN YAŞA!..” Dünya malını emânet bilir, sahiplenmez isek, rahat ederiz. Bir çocuğa bir oyuncak verilse; o da onu emanet bilse, oynar, alındığında da üzülmez. Fakat oyuncağı sahiplense, alındığında çok üzülür. O oyuncaktan aldığı lezzetin bin katı üzülür, ağlar, feryât eder... İnsanın kabir hayatındaki sıkıntısı ise; kendisi ile beraber “kefen”den başka bir şey getirememiş olmasıdır. İnsan ne kadar güzel giyinirse giyinsin, son elbisesi “kefen”dir. Ne kadar ev değiştirirse değiştirsin son gidip kalacağı evi “kabir”dir. Ahirette sıkıntısı ise; dünyada elde ettiklerinin her kuruşu için hesap vermek mecburiyetidir. Hem kazancın helâl olması, hem de harcamanın helâl olması gerektir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin! Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın! Ne yaparsan yap, ister iyi, ister kötü, karşılığını göreceksin!”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT