BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Efendiler nereye?..”

“Efendiler nereye?..”

Türkiye önemli bir dönemi yaşıyor. Geçmişte birçok kanunsuzluğu, provokasyonu, cinayetleri tertip ettikleri gibi, vahim iddialarla “çeteler” yargılanıyor. Vatandaştan gizli şekilde birçok kanunsuz olayın tertip edildiği, bunların insanlarımıza başka türlü yansıtıldığı ifade ediliyor. Ülkemiz, bu acı gerçeklerle yüzleşip, te-mizlenmeye çalışıyor. Bu kanunsuz yapılanmaların köklerinin de ta İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne dayandığı iddia ediliyor.



Türkiye önemli bir dönemi yaşıyor. Geçmişte birçok kanunsuzluğu, provokasyonu, cinayetleri tertip ettikleri gibi, vahim iddialarla “çeteler” yargılanıyor. Vatandaştan gizli şekilde birçok kanunsuz olayın tertip edildiği, bunların insanlarımıza başka türlü yansıtıldığı ifade ediliyor. Ülkemiz, bu acı gerçeklerle yüzleşip, te-mizlenmeye çalışıyor. Bu kanunsuz yapılanmaların köklerinin de ta İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne dayandığı iddia ediliyor. Yazar Refik Halit Karay’ın; 1918’de ülkeyi terk eden İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden, Enver, Talat ve Cemal Paşa için yazdığı yazıyı hatırlarsak, günümüzdeki bazı olayları daha kolay anlayabileceğimize inanı-yorum: “Efendiler nereye? Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir acı kahvemizi içmeden; efen-diler nereye? Yaz başlarında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli, canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahta kuruları ne-reye? ... Galiba çoban göründü, köpekler hav- lıyor: Tok kurtlar nereye? ... Evde kedi geziyor: Koca fareler nereye? ... Galiba foyanız meydana çıktı. Yakanız ele geçecek; ziyankâr evlâtlar nereye? Vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar, astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. Memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar. Eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar damdan dama nereye? ... As deyince; sıra sıra darağaçları kurulur, yak deyince alev alev meşaleler tutuşur, bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü. Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilâyet vilâyet dolaştınız. Ali’ye çattınız, Veli’yi bastınız, Ahmet’i kazıdınız, Mehmet’i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çektiniz. Muhalif mi? Al aşağı... Muharrir mi? Vur başına... A padişah olma heveslileri... Şam’da, Halep’te az daha adınıza hutbe okutup, isminize para bastıracaktınız! Mahalle kahvesinden bir adımda sadarete, meyhane iskemlesinden bir basışta nezarete (bakanlık), tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler; nereye gidiyorlar?.. Kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular. Kasalarına altın doldurdular, bizim ceplerimize kağıt tıktılar. Halk sokaklarda pösteki kemirirken, onlar konaklarda ebabil beyni yediler, kuş sütü içtiler. Anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler. Lâyıkımız olan paşalar! Topumuzun kellesini kesmeden nereye?” Suphi Birpınar Milletvekilleri ellerini taşın altına koysun Bu köşede, 27.10.2010 tarihinde “Başörtüsü konusunda işte çözüm” başlığı ile gönderdiğim yazı neşredilmişti. Yazıda “Anayasa’nın 174. maddesinde olduğu gibi bir düzenleme ile çözüm bulunacağı kanaatindeyim. Anayasa’ya eklenecek Madde: ‘Yüksek öğretimde kız öğrencilerin eğitim faaliyetlerine başörtülü olarak katılmaları Anayasaya aykırı olarak yorumlanamaz.’ Bu veya buna benzer bir düzenleme, ilköğretimde ve ortaöğretimde ve diğer kamusal alanlarda başörtüsü sorunu çıkar endişelerini de giderir diye düşünüyorum” demiştim. Gördüğüm kadarıyla, olumlu tepkiler aldığım bu görüşün, fiiliyata geçirilmesi için yöntem sıkıntısı olduğunu hissediyorum. Öncelikle buna benzer bir değişikliğin tasarı halinde değil de teklif halinde TBMM’ye sunulması ihtiyacı vardır. Samimi olanlardan başta bağımsızlar olmak üzere, bütün partilerden milletvekillerinin içinde bulunduğu imzalarla meclise sunulmalıdır. İ.Aydın Şahin Macaristan’daki çevre felaketinden ders çıkarmalıyız Macaristan’ın Ajka şehrindeki alüminyum fabrikasında, atık göletinin setlerinin yıkılması sonucu meydana gelen çevre felaketinde dokuz kişi ölmüş ve tam bir çevre felaketi yaşanmıştı. Etkileri halen devam eden felaketin nedeni, atık göletindeki setin yıkılmasıydı.. “Türkiye’deki durum nedir?” diye merak ettim ve buradan uyarmak istedim.. Ülkemizde de benzer göletler vardır.. Örnek olarak Kütahya, Küre, Gümüşhane, Siirt, Çayeli’ni verebiliriz. Peki bu göletler ne kadar sağlamdır? Özellikle kış mevsimi öncesinde göletlerdeki durumun kontrol edilmesinde fayda vardır. Kış mevsiminde yağışlardan dolayı gelecek statik yükler, her zaman riski arttıracaktır. Türkiye’deki madencilik aleyhine çalışan lobiler, böyle bir kaza eğer bizde olursa (ki olmasını kimse istemez), çalışmalarını nasıl yoğunlaştıracaklardır düşünsenize, ülke-mizdeki madenciliğin ne kadar gerileyeceğini düşünmek bile istemi-yorum.. Bu lobilerin eline öyle büyük bir koz veririz ki zararlarını yıllarca çekeriz. Ayrıca bu işin kesin çözümü, bu atıkların susuzlandırılmasıdır. Bu şirketlerin bu konuya yoğunlaşmaları ve atığa attıkları atığı susuzlandırarak riski azaltmaları hem kendileri hem de ülke madenciliği için gereklidir.... Abdullah Aközel > Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT