BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Schuster abi! Niye atıyon o taşı?..

Schuster abi! Niye atıyon o taşı?..

Bak hocam, şimdi onlarca akıllı zevat ve muharririn taifesi oturduk kara kara düşünüyoruz o taşı nasıl çıkaracağız diye. En akıllı makaleciler, kelam sanatçıları bile senin kuyuya attığın o taşın ardından derin derin düşünüp, bir sonuca varmaya çalışıyor.



Bak hocam, şimdi onlarca akıllı zevat ve muharririn taifesi oturduk kara kara düşünüyoruz o taşı nasıl çıkaracağız diye. En akıllı makaleciler, kelam sanatçıları bile senin kuyuya attığın o taşın ardından derin derin düşünüp, bir sonuca varmaya çalışıyor. Ben farklı bir şey yapayım ve seni anlamaya çalışayım... Çünkü biliyorum ki o taşın peşinden kuyuya dalanlardan olsam, kuyunun dibi taş dolu. Hangisi senin attığın, belli olmayacak, o nedenle attığın taşın peşinden gitmek yerine, niye attığını anlamaya çalışayım. Onların 60’ları bugün olsaydı Buradan bakınca bizi küçümsediğini ve hafiften dalga geçtiğini düşünüyorum. 59 doğumlu Schuster abimizin (!) 1 ile 11 yaş arasında geçirdiği 60’lardan ne hatırladığını merak ediyorum. Sonra bir takım yapıyorum... DiStefano, Djalma Santos, Puskas, Kopa ve 58’in gol kralı Juste Fontaine‘i koyuyorum takıma. Hadi Fritz Walter ve Uwe Seeler de olsun Schuster‘in hemşerisi kontenjanından. Bobby Charlton da benden olsun. Kaleye Gordon Banks tabii ki... Sonra bu takımı bugünün atletik, markajcı, alan savunmasını 7 gün çalışan, kayarak müdahale ustalarının önüne atalım. Geri pasın yasak olduğu, ofsayt anlayışının değiştirildiği, kart gösterilme yönteminin uygulandığı futbolu oynatalım. Top bile 60’ların dikişli topu değil artık. Vurdun mu uçuyor. Su tutmuyor. Saha olarak da Gaziantep Belediye’nin “gaz odası” denilen sahasına çıkartalım mesela. Vallahi Tavşanlı Linyitspor bile 5’lik yapar. Bir Emmunike‘yi bile tutamazlar. Egemen kafasını gözünü dağıtır hepsinin... Bugünün istatistikleri o günlerde tutuluyor olsaydı Nobby Stiles‘ın sıradan bir hakem kadar bile koşmamış olduğu ortaya çıkardı. O ünlü takımı eski adı “Dolmabahçe Stadı” olan ve haftada 6 maçın oynandığı dörtte üçü toprak, jilet gibi zemine çıkardığımızı düşünemiyorum bile... Bizim 60’lar bugün olsaydı Günümüzün antrenman bilimi olsaydı. Yanında günümüzün sağlık kurulları takımlarla birlikte dolaşsaydı. Örneğin maç bitiminde hemen çekilebilecek Magnetic Raisonance denilen MR tekniği olsaydı. Maç hazırlığı ve kamp tesisleri bugünkü gibi olsaydı. En önemlisi bugünün çim sahaları olsaydı... Ve kalede Turgay Şeren olsaydı. Önünde Coşkun Özarı, Can Bartu, Yusuf Tunaoğlu, Recep Adanır, Suat Mamat, Lefter Küçükandonyadis, önlerinde Metin Oktay olsaydı... Vallahi darmadağın ederlerdi Schuster‘in her takımını... İsfendiyar ile Hilbert‘i birinci şıkta karşılaştırırsanız başka bir sonuç çıkar, Ahmet Berman ile Fink‘i ikinci şıkta karşılaştırsanız daha başka bir sonuç çıkar. Bugün 1960 olsaydı... Bugün 1960 Kasım ayı olsaydı Cihat Arman‘a oyundan iki dakika çalması için geri pası veremezdiniz. Şükrü Ersoy iki dakika bir sağa bir sola gidip topu oyuna sokmadan maçı öldüremezdi. Buz var şimdi saha kenarında ki sakatlananın kanamasını önleyesiniz. Su içmenin faydalı olduğunu bilemezdiniz ki. Sakatlansanız bile oyunda kalmak zorunda değilsiniz, çünkü oyuncu değiştirmek serbest artık. En önemlisi akşam televizyon görüntüleri Sulhi Garan‘ın canına okuyamazdı ve o da maçı istediği gibi evirip çevirebilirdi. Tek sayfa, o da siyah beyaz ve bir gol resmi ile çıkardı gazeteler. Hatta top yoksa o resimde, bir başka resmin topu kesilir yapıştırılırdı ve biz direğe vurup giren topu, doğrudan girmiş olarak görürdük. Anlatan ve yazan, “sağ cenahtan Hakkı Bey’in getirdiği top” derdi. Hatta o topu “Naci efendi” önlemiş olurdu kafayla... Özetle... Schuster‘i bir tek ben anlamaya çalıştım ama galiba ben bile yanlış anladım. Söylediklerinden “kolay yenebildiklerin çağdaş futbol oynuyor, zorlandıkların ise 60’lardan kalma” gibi bir sonuca varabilirim mesela... Demode oynayanın nasıl olup da sana, üstelik senin sahanda iki gol atmış olduğunu algılamakta zorlanıyor olabilirim mesela... Öte yandan, Azerbaycan’a yenilen, Avrupa’da hak ile yeksan olmuş bir ülkenin futbol kalitesinin altını çizmek istediysen hak vermemek de mümkün değil Schuster abim sana. Schuster abimiz o, “ne yapsa yeridir...” Şimdi Schuster abimiz soruyordur, “siz dışarıda kaç kişisiniz” diye... ------------------------------------- Hepimiz takıldık “60’ların futbolu” sözünün peşine sürüklenip duruyoruz. Hani derler ya, “Delinin biri kuyuya bir taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış...” Kimimiz alındık 60’larda oynayanları sıralayarak peş peşe. Kimimiz “taraf” gözlüğüyle korumaya çalıştık “takımımızın başındadır” diye. Hatta “deli meli ama bizim” diye yaklaştık söylediklerine. En çok 60’lı yıllarda oynamış olanlar gönül koydu. Benim bir fikrim olmaması olamazdı... ------------------------------------- S-ÖZ Galatasaray kendine gelecek gelmesine de kendi evde yok. Kapı duvar... Ümit Aktan Bunun adı kepazelik Biraz ağır olacak ama ben puan cetvelindeki yerine, oynanan futbolun kalitesine, ya da krizleri yönetemeyip çöküntünün eşiğine gelen yönetime değil birkaç saniyelik bir olaya bu tanımlamayı yapıyorum. Kayseri’de ilk devre biterken Ayhan ve Hakan arasındaki “sokak kavgası” görüntülerine yakıştırıyorum bunu. Galatasaray Başkanı yukarıda ve aşağıda iki maaşlı oyuncu üstündeki formaya ve birbirine saygıyı kenara bırakıp kavga edecekler neredeyse. Soyunma odasına kadar bile bekleyemiyorlar. Kaptanını dövecek neredeyse sol bekin... Bu ayıptan öte, skandalı geride bırakan bir tablodur. O zaman “kepazelik” yerine oturuyor galiba... Sevilmedikleri için sevmeyi unutmuş bir gurup insan var ortada. Korkuyorlar. Çekiniyorlar. Birbirlerine güvenmiyorlar... Daha önemlisi ne birbirlerine, ne de formalarına “saygı” duyuyorlar. Sizlerden korkuyorlar belki ama sizi saymıyorlar. İşte bunu kaldıramadı Cemal Özgörkey. İstifa yerine kalıp mücadele etmeyi önerdi İkinci Başkan ama istifa belki de mücadelenin en asil yoludur. Yürek ister. Sorunu göstermektir cümle aleme. Yoksa bu durumda iken; ortaya çıkıp, “şirket birleşmesini” anlatmak için çırpınmak sorunlarla mücadele etmek değildir Sayın İkinci Başkan. Acaba Sayın İkinci Başkan Mehmet Helvacı, daha ne kadar kaldıracak bu kepazeliği?.. Şu Beşiktaş’ın hocasına “deli” dedik. Tribünleri zaten sol bekini “Deli İbrahim” diye coşturuyor. Taraftarı “delicesine” bir taraftar. Iverson ise son delimiz oldu galiba...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT