BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güz vakitleri

Güz vakitleri

Pazar günü başım alabildiğine hür kenti dolaştım... Güz vakti gelip geçmişti... Farkında bile değildim... Kar ha yağdı ha yağacak...



Pazar günü başım alabildiğine hür kenti dolaştım... Güz vakti gelip geçmişti... Farkında bile değildim... Kar ha yağdı ha yağacak... Yağmur arada bir kenti ıslatıp kaçıyordu... Çınar ağaçları kırmızıya çalan yapraklarını usulca döküyor yerlere... Manolyalar havaya direniyor hâlâ... Parklarda sessizlik hüküm sürüyor... Kuşların sesine teslim bir kentin tam ortasında dolaşırken bir kez daha anladım ki dışarıda gürül gürül akan bir hayat varmış... Ve zamanı bereketli... Cağaloğlu’nun daracık sokaklarında dolaşırken gençlik yıllarımı hatırladım... İlk heyacanlarımı... Telaşlarımı... Hayallerimi... Dostlarımı... Ve unutamadığım insanların kirpiklerimin arasında geçip gidişlerini seyrettim... Bir zamanlar içinde çalıştığımız binalar bıraktığımız yerde duruyordu... Lakin dostlar yoktu... Kent duruyor ama insanlar gidiyordu... Ve ölüyordu yani... Herşey burada başkalarına kalıyordu... Güz vakti gibi, bir gün herşey dökülüyordu... * Kent sessizliğe gömülmüştü sanki... Gazeteciliğe ilk başladığım apartmana baktım... Pencereleri bile aynıydı... Hiç değişmemişti... Ömer Lütfü Mete, Tarık Buğra, Cem Ertürk, Ömer Öztürkmen, Olcay Yazıcı artık yoktu... Artık hatıralarımızda yaşadığımız çarşılarda hepimiz küçük bir çocuk gibiydik... Aaah gençliğim diyerek içerlenmemek elde değil... Ağladıkca, Aldatıldıkca Vuruldukca, Yaşlandıkca, Ve satıldıkca Seni daha çok özlüyorum; gençliğim.. * Eski yazların ölü vakitlerinde uçan kuşların çığlıklarını duyar gibiydim Sultanahmet Parkı’nda... Ortatepe’deki bağ bozumu günlerinde o gür sesli dostun söylediği “fare kapanlarında daima beleş bir peynir vardır ama ya yakalanırsan bir fare gibi...” sözleri hâlâ kulaklarımda küpe gibi duruyordu... Söz vermiştik... Bir beleş peynir uğruna kapana yakalanan fare olmayacaktık... Siyah küheylanların ayak sesleri karışıyordu... Neyi görsem eski... Neye ellerimi uzatsam yanıyordu... Ve kurduğum her hayal özlediğim kadar ulaşılmazdı... İçinden nehirler geçiyordu içine düştüğüm bütün yalnızlıklarda... Çok uzaklardan postaya verilmiş bir mektup gibi hissediyordum kendimi vardığım her kasabada... Bir Pazar günü herkesin terkedip gittiği Babıali’de seni arıyordum ey bitip tükenen gençliğim... Ve dünyadan göçüp giden dostları... Bir gün bütün umutlar göçüp gidince yürek limanından bir kanadı kırık martı gibi... Bütün herşeyi kaybedince işte o vakit bir güz vaktine ait bir Pazar günü gençliğinizi tükettiğiniz sokakları, caddeleri, parkları ve kenti bir daha gezin... Kulağınıza çok şey söyleyecekler...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT