BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ezanlar
ülkesi

Ezanlar
ülkesi

Şehir, kasaba, köy geziyoruz. Maksim Gorki Tataristan’a boşuna “ezanlar ülkesi” dememiş, zira sokak aralarında sevimli mescidler ve medreseler çıkıyor.



DİZİ YAZI KUZEY YILDIZI TATARİSTAN -3- M. Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr SOĞUK MEMLEKETTE SICAK YUVA Tataristan’ın kuzeyindeki Zlenedolsky kentinde bulunan Üçüncü Mescid, beyaz güzellik karın da katkısıyla hoş bir manzara oluşturuyor. MANEVİ İZLER SÜRÜYOR Kazan, Zlenedolsky, Mamadış, Levçenko... Şehir, kasaba, köy geziyoruz. Maksim Gorki Tataristan’a boşuna “ezanlar ülkesi” dememiş, zira sokak aralarında sevimli mescidler ve medreseler çıkıyor. Burada Müslüman evlatlarını görünce gönlünüz tatlı bir huzura kavuşuyor Tataristan’a gitmişken tarihî vakaları, mekânları ve ekonomik gelişmeleri bir kenara bırakıp biraz da insan hikâyelerine dalıyoruz. Başımızın üstüne çatı olan Zlenedolsky şehrindeyiz. Burada konaklayıp, ülkeyi harmanladığımız süre zarfında Stalin‘in binalarıyla süslü şehrin insanlarıyla tanışıyoruz. Zaten kim hangi evde oturuyor anlıyorsunuz. Ruslar mavi boyalı evlerde, Tatarlar ise kırmızı çatılı yapılar imar ediyor. Burada 3 koca cami, irili ufaklı birkaç mescid var. Önce kentin imamı Abdülhamid Efendi bizi hem mihmandarımız olan bir numaralı talebesi İkinci Mescid İmamı İltar Efendi ile tanıştırıyor. Rehberimiz Molla İltar çok meşgul, zira sünnet, nikah, sohbet meclisi herkesin ne meramı varsa koşturuyor. Bizi de steyşın Ladasına attığı gibi bir nikâh merasimine dahil ediyor. Eski Rus tipi bir sitede, 65 metrekarelik, boğuk ışıkların bulunduğu bir binaya dalıp, Tatar aileye konuk oluyoruz. Kapıda “Gelin mihmanlar, gelin bize” hoşbeş ediliyoruz. Tatarlar konuğa konak, çok geziyorsa ‘mihman’ diyorlar. Neyse, önce selam ve kelamdan sonra hemen Rus kızı Anastassia ile Tatar oğlanı Aytar’ın törenle dünya evine girişine şahit oluyoruz. Hemen “Ben kız tarafıyım” diye zıplıyorum. “Ne alakası varsa!” Önümüze serili üstü örtülü koca bir sofra üzerinde başlıyor merasim. Molla İltar, öncelikle Anastassia’ya İslamiyet’i anlatıyor. Anastassia’nın sadece arkadaşları var nikâhta, anlaşılan Rus ana-baba durumdan pek razı değil. Gerçi 18 yaş üstü Rus kısmısına, dünya 80 günde devr-i alem. RUS GELİN MÜSLÜMAN OLDU İslamiyetle ilgili anlatılanları başı önde dinleyen Anastassia, hepimizin şaşkın bakışları arasında üstüne basa basa “Kelime-i Şehadet”i getiriyor. Bizlerden yükselen “Maşallah”, “Elhamdülillah”, “Allahü Ekber” nidalarıyla kıpkırmızı kesiliyor. Arkadaşları ise Anastassia’yı büyük bir hayranlıkla izliyorlar. Biz Müslüman kardeş kazanmanın sevincini yaşarken, nikah başlıyor. Konuşmalar sırf Rusça, tercüman kulağımıza fısıldıyor. Nikâh merasimi için müftülüğün hazırladığı evlenme evrakını çıkaran Molla İltar; eline kalemi alıp, nikâh dualarına başladıktan sonra püf noktasına geliyor. - Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin sünneti, amelde mezhebimizin imamı olan İmam-ı A’zam Ebu Hanife hazretlerinin içtihadı ve hazır olan Müslümanların şahitlikleriyle, 1 altın mehr-i müeccel ve 1 altın mehr-i muaccelle, İbrahim oğlu Aytar’ı kocalığa kabul ettin mi? Anastassia; - Evet, bu mehirle İbrahim oğlu Aytar’ı kocalığa kabul ettim. Damat da, “Evet, kabul ettim“ deyince, İltar, “Ben de nikâhınızı kıydım“ diyor. Bu telkinler aile tarafından onaylanınca, eller, öpülüyor. Yaşaran gözler siliniyor. Daha sonra yemek başlıyor. Hangi birisini anlatalım. Zaten ‘çak-çak’tan bahsetmiştik. Rus salataları, tuzlama Kırmızı Sardunyalar falan filan. Tatar yemeklerinin tadına bakıyoruz. İki tabaktan sonra şişiyoruz ama Tatar kardeşlerimiz yedikçe yiyor. Her Elhamdülillah deyişimizde Molla İltar göz kırpıp, “Sakın bırakmayın ayıptır” diyor. Neredeyse 1 haftalık erzakı mideye indiriyoruz. İşin tuhaf tarafı burada meyveler önce çorbalar sonra geliyor. Gerisini siz düşünün. HAC DELİSİ TATAR VELİSİ! Dünyanın kuzeyinde geceleri ağlayacağım aklıma gelmezdi. Hem de pazarlarda çay satarak ailesini geçindiren bir Tatar için... Akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kıldığımız Üçüncü Mescid’de, namazlardan sonra cemaatle oturup, hasbihal ediyoruz. Bu sohbetlerde bize her akşam çay ikram eden, hatta istirahat ettiğimiz mekânı bile ziyaret eden çok naif bir adam olan Hacı Ferit’le tanışıyoruz. Ferit’in lakabı Hacı, ama henüz hacca nail olamamış. 4 kez yürüyerek ve bisikletle merhum babası gibi Mekke-i mükerremeye gitmeyi denemiş. Karlı dağları, yağmurlu, çamurlu yolları aşmış. Kimi zaman hırpalanmış, kaza yapmış. Alnında yüzünde halen yara izleri mevcut. Birinde İran üzerinden, denemiş. İran polisi yaya ve bisikletli geçişe ancak ‘rüşvetle’ müsaade edip, “Akça da akça” diye tutturunca, “Kanunsuz akça haram” deyip geri dönmüş. Bir de Gürcistan üzerinden denemiş, Gürcü polisi “güvenlik” sebebiyle sınırdan komayınca, öbür sene Ukrayna’nın Soçhi limanında soluğu almış. Buradan da ters yüz etmişler. Şimdi Ukrayna’dan Türkiye’ye gelip buradan Suriye, Ürdün hattı üzerinden Mekke’ye geçmeyi planlıyor. Her seferinde önüme koca bir harita seriyor. Kafkaslardan itibaren ona dağları, vadileri, tehlikeli yamaçları anlatıyorum. “Turkiya, Turkiya” deyince ona Karadeniz’deki dağlık alanları, güneye inerken dikine Torosları gösteriyorum. “Zor Ferit çok zor! Şartlar zor, şartlar elverişli değil” diyorum. İşin delisi olmuş bi kere dinlemez ki. Eliyle “es geçiver” diyor. HER ADIMDA ‘ALLAH’ DERİM! “1500 dolar para biriktirmişsin, neden uçakla gitmiyorsun Ferit?” deyince kızıyor. “Babam yayan gitti. Çok Müselman bir adamdı. Onu çok severdim. Hep onun gibi olmak isterdim. Benim takvam az, günahım çok. Her adımımda zikir ve tövbe etmeli. “Bisikletlen subhanallah, subhanallah”, diye tesbih çekmeli. Sonra yolun yarısında, “Allahü Ekber, Allahü Ekber” demeli, yaklaşırken, yürüyerekten “La İlahe İllallah Muhammedün Resulullah” demeli. Vardığım zaman “Elhamdülillah, Elhamdülillah”, sonra “Estagfirullah, Estagfirullah” diye ağlayıp zikretmeliyim” diyor. Bunları anlatırken sanki o yollardan geçmiş gibi heyecanlanması bizi şaşırtıyor. Ferit’in bu gayretinin sebebi var. Ferit daha minik bir bala iken dizine oturduğu babasının, saçlarını okşayarak anlattığı, Hac seferini ve mukaddes toprakları dinlemiş. Kabe-i Muazzama’yı ve Mescid-i Nebevi’yi anlatmış. Şimdi o da kendi balalarına aynı hikâyeyi anlatmak istiyor. Molla İltar, Ferit’in her akşam kolumuzdan tutup, bir kenara oturtup haritayı açmasını gülerek izliyor. “Muhammed ağabey, kusura kalma Ferit 5 yıldır gitmeyi çeşitli yollardan deniyor. Moskova artık kızgın. Suudlar da yayan kabul etmiyor!” diyor. Zlenedolsky’de kaldığımız her gün Ferit’in, Hac maceralarını bıkmadan dinliyoruz. Bu garip yolcu, Suudların bir şirket garanti verirse, yayan sokarız şartına içerliyor. Bizi uğurlarken iç çekerek ağlaması ise içimizi parçalıyor. Resulullah Efendimiz: “Bu dünyada şu üç şey ol: Ya garip ol, ya yolcu ol, ya da kabirdeki ölü gibi ol” buyuruyor. Ferit sanki ilk ikisini olmuş gibi... Allahü teala gönlüne göre versin! YEMEKTEN ÖNCE MEYVE SERVİSİ Tataristan’daki nikâh merasiminde damada para iğnelemeye kalkıyoruz. Tatar örfünde para göstermek ayıpmış. Memlekette böyle mi! “Cümle âlem görsün” diye damadın göğsüne pankart yapılır. Gizleyip veriyoruz... HER BALA (ÇOCUK) MASUMDUR! Süleymaniye, Muhammediyye, Ebu Hanife ve Osmaniye Medreseleri’nde hem fen dersleri, hem de Kur’an-ı kerim ve din eğitimi alan Tatar ve Rus çocukları ile uzunca vakit geçirdik. Minik sohbet fasılalarında, “Senin de balan var mı, adı ne?” gibi sorularla karşılaştık. İlnur, Aytaz isimli küçük dostlarımız oldu. Hediye verdiğimiz çocuklar, Tatar adetince misliyle karşılık vermeye çalışıyorlar, almayınca da üzülüyorlar. Süleymaniyye Medresesi’nin kurucusu Fisan adında eski bir askerin âmâlar ve çocuklar için gösterdiği çaba görülmeye değer. Türkiye’nin Tatar halkına daha fazla destek olmasını isteyen Fisan, şu temennide bulunuyor: “70 yıllık Komünizm baskısından sıyrılıp, İslamiyet’i yaşamaya çalışıyoruz. Bizim için Türkiye hâlâ ana vatan. Türkiye her rengiyle Tataristan’da olmalı!..” BİZE SARILIP AĞLADI Tataristan’daki YALNIZ KÜRD Tataristan’daki tek Kürd ile Zlenedolsky’de karşılıyoruz. Yusuf Efendi’nin çok güzel ve nurlu bir yüzü var. Edebi ya doğuştan, ya da babadan kalma. Nezaketi ve konuşmaları bizi şaşırtıyor. Dedeleri Lenin tarafından oradan oraya sürülmüş. Aslı Kuzey Iraklı. Akrabalarının bir kısmı Özbekistan’da bir kısmı da Kazakistan’da. Bizi görünce ağlıyor: “Ne güzel kokuyorsunuz. Memleket gibisiniz.” İşin tuhaf tarafı biraz Türkçe biliyor, hiç Kürtçe bilmiyor. Bir akşam ısrarla davet ettiği evinde akşam yemeğine kalıyoruz. Onun ter içinde kalıp, ev sahipliğinin her saniyesini değerlendirmeye çalışmasına şaşırıyoruz. AZMİN ZAFERİ Levçenko’da nurlu âmâ gözler Levçenko şehrinde Amâlar Medresesi’nde öyle ana denk geldim ki sormayın. Türkiye’den Beyaz Ay Derneği’nin desteklediği Süleymaniye Medresesi’nde âmâlar için Kur’an-ı kerim kursu var. Kız ve erkek öğrenciler hatta yaşlıların tilavet için gösterdiği azim ve çaba bizi çok etkiledi. Kabartmalı noktalar üzerinde dolaşan parmaklar Mushafın sayfalarında gezerken, ağızlardan süzülen mırıl mırıl lafz-ı ilahi insanı ağlatıyor. - BİTTİ -
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT