BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kızmaya hakkımız yok

Kızmaya hakkımız yok

İngiliz bu, yazar mı yazar. Ecdadımızın maddi-manevi güzelliklerini en anlamlı şekilde günümüze taşıyan 650 yıllık geleneğimiz Kırkpınar hakkında “maço şov” demişler.



İngiliz bu, yazar mı yazar. Ecdadımızın maddi-manevi güzelliklerini en anlamlı şekilde günümüze taşıyan 650 yıllık geleneğimiz Kırkpınar hakkında “maço şov” demişler. İngilizler böyle derken biz ne yaptık? İngilizlerin Kırkpınar’a “Maço şov” demesine kızmağa hakkımız var mı? Biz burada maçoyu, bizdeki kullanılan anlamda “sert tavırlı, ağır takılan, şiddet kullanmaktan kaçınmayan, ciddiyet sınırlarını zorlayan, gücünü herkese göstermek isteyen” manasında alıyoruz. İngilizler başka bir manada kullanmışsa bilemem. Bu tarifteki ‘maço’ nerede, Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan alperenler nerede? Bugünkü pehlivanlar mı? Onları değerlendirme beni aşar. Bizim entellerimiz kırk yılda bir Kırkpınar hakkında yazdılar, yazdıklarında da ona “itiş-kakış, elense kültürü“ diye hakaret ettiler. Medyada da Kırkpınar genelde, “Kazıkta el nereye gider, gayler Kırkpınar’a gelebilir mi, bilmem kim ağa olabilir mi, ağa mafya babası mı, pehlivanlar dopingli çıktı“ gibi ucuz magazin haberlerle gündeme geldi. Medya, Kırkpınar’a, yağlı güreşe ‘maço’ gözüyle baktı. Sonra da gazeteci kurnazlığıyla “Maço şov nitelelemesine ne diyorsunuz” diye soruyor. Başta İngilizce olmak üzere çeşitli lisanlarda Kırkpınar’ın ne olduğunu, neyi temsil ettiğini anlattık mı? Peşrevdeki güzellikleri dile getirdik mi? Peşrev esnasında elini yere değdirip başına götürmenin, rakibinin topuğunu ellemenin, sırtını sıvazlamanın, el bağlayarak kıbleye karşı durmanın ne manaya geldiğini izah ettik mi? Güreş esnasında “hayda” diye naralanmanın anlamından bahsettik mi? Eski pehlivanların galip gelince suç işlemiş gibi kızarıp bozararak mahcup şekilde meydanı terk etmelerinden haberdar ettik mi? Diyeceksiniz ki, bunları bilen, bilip de gereğini yerine getirecek kaç kişi var? Eee o zaman Kırkpınar’a “maço şov” diyenlere kızmaya hakkımız yok. İlk önce kendimize kızmalı, kızamıyorsak hiç olmazsa yüzümüzü kırmızıya boyamalıyız. Senelerdir Kırkpınar’ı yağlı güreşi tanıtmaktan bahsederiz. Tanıtımdan anladığımız sumocular ve Eurosport’tan öteye geçmedi. Buna rağmen ancak sumocuları getirebildik Eurosport’un yolu hâlâ Kırkpınar’a düşmedi. Bu sene UNESCO’ya tescillendik, bu abdestle çok namaz kılarız... Ne yazık ki koca devlet teşkilatımızın tanıtımda yaptığı ABD’li öğretmen Donald Miller‘a yetişemedi. O ne mi yapıyor? Ne yapacak, 1996’dan beri aralıksız Kırkpınar’a geliyor, video çekimi yapıyor ve bunları internet üzerinden pazarlıyor. Hem masrafı çıkarıyor hem de tanıtım yapıyor. Bugüne kadar yüzlerce memlekette binlerce kişiye Kırkpınar kaset, cd ve dvd’lerini ulaştırdı. Ne diyelim pazar ola, becerebilene...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT