BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pazar yazıları

Pazar yazıları

Ruhen, fikren, dimağen, vicdanen hasılı ahlâken müthiş bir dejenerasyon yaşıyoruz. İnsan nefsinin gemi azıya almış olduğu bu doymazlığın, bu bozulmuşluğun, bu kokuşmuşluğun sonu kıyamettir.



Ruhen, fikren, dimağen, vicdanen hasılı ahlâken müthiş bir dejenerasyon yaşıyoruz. İnsan nefsinin gemi azıya almış olduğu bu doymazlığın, bu bozulmuşluğun, bu kokuşmuşluğun sonu kıyamettir. Bu anlamda kıyamet, kurtuluşun adıdır. Ahlâken eriyip bitişten; insan olarak yok olup tükenişten kurtulmak... Bu gidiş oraya doğru... Zaten, kıyamet canavarlaşmış insan sürülerinin üzerinde kopacaktır. O vakit, arz üzerinde, bir tek Allah diyen kişi kalmayacaktır. İnsanoğlunu eşref-i mahlûk (en yüce yaratık) kılan ve onu diğer mahluklardan ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi de, maneviyatla dolu kalbe sahip olmasıdır. İnsanda kalp, çok önemli bir mihenk taşıdır. Kalbin gördüklerini göz göremez. Onun hissettiklerini başka uzuvlar hissedemez. Kalbin anladığını insan dimağı idrak edemez. Onun içindir ki, Allah adamları, kalbin tasfiyesi (berraklaştırılıp, temizlenmesi) ile işe koyulmuşlar. İnsanları, bu yolla Allah’a ulaştırma gayretine girişmişlerdir. Aynı kalpte iki zıt sevgi bir arada bulunamaz. Dünya, ahiretin zıddıdır. O halde kalp, ya dünyaya bağlı olup, kararıp kömürleşmiştir; ya da dünya sevgisi ondan çıkmış, ahiret derdi ile dertlenmiştir. Yani nurlanmıştır. Zaten, İslam büyüklerinin buyurdukları üzere; içinden dünya sevgisi çıkan kalbe, Allah sevgisi kendiliğinden dolar. Kalp, sevgiye aşina olup, ondan hâli (boş, ayrı) kalamaz. Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi: “Kalpler, ancak Allah’ın zikri (anılması) ile itminana (rahata, huzura) erer.” İnsanda birbirine zıt iki haslet (özellik) yaratılmıştır. Ve bunların mücadelesi istenir. Kalp ve nefs... Bunların her ikisi de açtır. Doymak bilmezler. Nefsin açlığı, haramlara ve kendine zararlı olan her şeyedir. Kalbin açlığı ise aşkadır. Allah aşkına!.. İnsan, dünya hayatında iken, nefsle kalbin savaşını yaşar. İkisinden biri, mutlak galip gelir ve bu, insanın sonunu (ahiretini) belirler. Cennet ya da Cehennem... Merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teala, aynı bedende yarattığı, birbirine zıt bu iki nesneye (nefs ve kalp) bir de akıl bahşetmiştir ki; işin sonunda (ölümle), gerçek ve ebedi ahiret hayatında mükellef olsunlar, yaptıklarının hesabını versinler. Onun içindir ki, aklı olmayan, dinen mükellef değildir. Yani, nefsle kalbin savaşının hesabı, ancak akıl sahiplerine sorulur. Cenab-ı Hakk’ın merhametinin sonsuzluğuna bakın ki, aklı da başıboş bırakmamış, gönderdiği 124 binden ziyade peygamberler ve ilahi kitaplar ile onu takviye etmiştir. Nasıl davranacağını; Cennet’e veya Cehennem’e gidiş yol ve şekillerini bildirmiştir. Bir imtihan düşününüz ki, sualleri belli, cevapları belli... Eh, daha ne olsun diyeceksiniz değil mi? Hiç de öyle değil!.. Bu, sualleri ve cevapları belli imtihanın sonucuna bakıyoruz. İnsanların kahir ekseriyeti sınıfta kalmış. Bu hali de yine, Kur’an-ı Kerim haber veriyor: “... Onların (insanların) çoğu iman etmezler!” İnananlara gelince... Onların da hali ortada!.. Onların da; çoğunun iman ettikten sonra ayakları kaymış; herbirisi kalbini köreltip nefslerinin esiri olmuşlar... Akıllara ne olmuş diyeceksiniz değil mi; öyle ya, akıllar nerede? Şimdi siz söyleyin sevgili okuyucularım; kurtuluşun ve kıyametin habercisi İsrafil’in Sûr’unu beklemekten başka çaremiz kaldı mı?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT