BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeşilköy’deki Rus anıtını da yıkmıştık

Yeşilköy’deki Rus anıtını da yıkmıştık

1877-78 harbinde Türkiye’de ölen Rus askerleri için Yeşilköy’de yapılan Rus Anıtı, Osmanlı’nın Rusya’ya savaş ilan etmesinden 3 gün sonra yıkıldı.



> Rus anıtı, dinamitlenerek havaya uçurulmuştu. * İletişim dünyasının duayeni Ender Merter yazdı Önemli bir olayın ya da kişinin gelecek nesillerde de anılması adına tasarlanıp inşa edilen görsel açıdan tatminkar ve bir simge, sembol olmuş yapılara ithaf olunur... OLDUBİTTİ İLE DEĞİL, PLANLI BİR ŞEKİLDE YIKILDI Kimi tarih kitapları, Ayastefanos Rus Anıtı’nın oldubitti içinde bir anda havaya uçurulduğunu yazmış olsa da, o dönemin gazetelerinde de bu anıtı ortadan kaldırma düşüncesi ve planları çok daha önceden hazırlanmış, önceden bilindiği için de bu olayın görüntülerinin filme alınması kararlaştırılmıştır. Tarihimizde anıtlar İslamiyet öncesine kadar uzanır. Bunların en önemlisi ise Orhun Anıtları’dır. Türkler Anadolu’ya yerleştikten sonra birçok türbe, kümbet, süslemeli mezar taşları yapmışlardır. Bilhassa Selçuklular döneminde mezar taşlarında insan, hayvan, kuş figürleri simgesel olarak vurgulanmıştır. Osmanlı’da ise bitki ve geometrik simgeler ile ölen kişinin sosyal toplum içindeki konumunu tasvir eden sembollere yer vermişlerdir. Anadolu’da bunlara örnek olarak; Erzurum’da Emir Saltuk Kümbeti, Kayseri’de Döner Kümbet, Konya’da Gömeç Hatun Kümbeti, Bursa’da Yıldırım Bayezid Türbesi, İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’ni söyleyebiliriz. İstiklal Harbi’nden sonra ise anıt yapımı artmış, çoğu ilde Atatürk ve halkın savaştaki kahramanlıklarını sembolleştiren anıtlar inşa edilmiştir. Çanakkale’de Meçhul Asker Anıtı, İstanbul’da Taksim Anıtı, Ankara’da Anıtkabir gibi... Yeşilköy, dört kuşaktır yaşadığım birçok anılarımın geçtiği tarihi bir şehir banliyösü. 18. Yüzyıldan Deniz Feneri, meşhur balıkçıları ve renkli ahşap köşkleriyle ... Ailecek üstlenip 2007’de yayımladığımız “Deniz Feneri’nin Işığında Yeşilköy Ayastefanos” kitabı bu tarihi semtin geçmişini aydınlatan bir eser olmuştu. Uzun araştırma, bilgi ve belgelerin toplanması, sevgili dostum Turgay Tuna’nın kaleme almasıyla gerçekleşti. Kitapta konu olan meş’um anıtın hikayesini ilginç bulacağınızı umuyorum; Yıl 1877 - 1878 Osmanlı - Rus savaşı ve Ayastefanos Antlaşması... 2. Abdülhamit, Rus Çarının Osmanlı-Rus savaşında ölen Rus askerleri anısına İstanbul yakınlarında Yeşilköy’de büyük bir anıt dikilmesi yönündeki isteğini kabul etmesiyle başlar. Bu durum, o günlerde İstanbul’da yayınlanan Moniteur Oriental gazetesinin 12 Ocak 1893 tarihli nüshasında “San Stefano’da Rus Abidesi” başlıklı haberde şöyle anlatılmaktadır: “1877 - 1878 harbinde Türkiye’de ölen Rus askerleri çeşitli ve dağınık mezarlarda gömülüdür. Acele yapılan bu mezarlıkların çoğu yıkılmıştır. Rusya’da yayımlanan gazeteler zaman zaman bu konuya temas etmiş, Petersburg kabinesi, bu işle İstanbul’daki askeri ataşesi Albay Peçkov’u görevlendirmiştir. Albay, dağınık mezarlıklarla ayrı ayrı ilgilenmenin zor olduğunu bildirerek, bunların bir yerde toplanmasını ve oraya bir anıt kilise yapılmasını önermiş ve hemen kabul edilmiştir. Askeri ataşe beş bin ölü kemiğini toplatmış ve sonunda bunların San Stefano’ya (Yeşilköy) gömülmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye, Rus hükümetinin bu projesinin uygulanması konusunda hiçbir zorluk çıkarmamıştır. Yalnız, abidenin yapılacağı yer konusunda uzun incelemeler yapılmış ve sonunda bunun San Stefano (Yeşilköy) yakınında Kalitarya’da (Florya - Şenlikköy) olması konusunda anlaşmaya varılmıştır. Rus hükümeti orada bir arazi satın almış ve hemen inşaatına başlanmıştır.” RUS MİMAR BOZAROV YAPTI Anıt, Rusya’nın İstanbul’daki askeri ataşesi Albay Peçkov tarafından belirlenen prensipler çerçevesinde Rus mimar Bozarov tarafından yapılmıştır. Ayastefanos (Yeşilköy) Rus Anıtı, kare plan üzerine simetrik şemalı üç platformu olan ve sonuncu platform üzerinde, kolonların taşıdığı soğan kubbeli piramidal bir kuleyle tamamlanan bir yapı olarak tasarlanmıştır. Geniş merdivenlerle ulaşılan birinci platformda, görkemli giriş kapısı bulunmaktadır. İç içe yarım daire kemerli ve ortasında muhtemelen metal bezemeli kapısı olan girişin üstünde ve iki yanında aziz figürlerinin bulunduğu panolar yer alır. Girişin iki yanından yükselen merdivenlerle ulaşılan ikinci platformda yine yarım daire kemerli ve ortası metal bezemeli bir bölüm daha vardı. Bu platformların oluşturduğu ilk bölüm, masif görünümlü ve Romanesk - Bizans karışımı, hatta kale benzeri askeri görünümlü bir tasarımdı. Kolonların taşıdığı ve alttan ayrılıp yükselen üst kesim ise belirgin Neo - Slav karakterdeydi. Çan kulesi işlevi de gören bu bölüm, yeşil renkli parlak bir malzemeyle inşa edilmişti. YIKILMA ANI FİLME ÇEKİLDİ Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Rusya İmparatorluğu’nun zayıflaması, buna karşılık Osmanlı Devleti’nin İttifak Devletleri yanında yer alması, 1878 yılında imzalanan Ayastefanos Antlaşması’ndan beri Rusya karşısında borçlu, ezik ve birçok yaptırımlara açık konumda olan Osmanlı Devleti’nin baş kaldırmasına neden olmuş, ülke çapında gelişen milliyetçi akımlarla Türk Halkı Ruslar’a karşı tavır almış ve bu infial içinde, basında çıkan yazılarla da körüklenmiş olduğu gibi, 1894 yılından beri Ruslar’ın bir zafer simgesi şeklinde Kalitarya tepesinde yükselen ünlü Ayastefanos Anıtı’nın dinamitlenip ortadan kaldırılması gündeme gelmiştir. Nitekim Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı savaş ilan etmesinden üç gün sonra, yani 14 Kasım 1914’te sabah saat 08.30’da 20 yıldan beri bir ulusun ezikliğini simgeler şekilde yükselen bu anıt, büyük bir kalabalığın önünde, teğmen Bahri Doğanay tarafından dinamitlenerek havaya uçurulmuş ve bu tarihi olay Türk sinemasının öncü isimlerinden Fuat Uzkınay tarafından 150 metre uzunluğunda bir filme alınmıştır. Kimi tarih kitapları, Ayastefanos Rus Anıtı’nın oldu bitti içinde bir anda havaya uçurulduğunu yazmış olsa da, o dönemin gazetelerinde de bu anıtı ortadan kaldırma düşüncesi ve planları çok daha önceden hazırlanmış, önceden bilindiği için de bu olayın görüntülerinin filme alınıp ölümsüzleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Tarihi belgelerden de anlaşıldığı gibi, o dönemde bunu gerçekleştirecek imkânların henüz Türkiye’de olmaması nedeniyle, müttefiklerimiz Avusturya - Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti Viyana’da bulunan Sacha Messter Gesellschaft adlı şirketle anlaşılmış, ancak, filmin çekiminin mutlak suretle bir Türk tarafından gerçekleştirilmesi arzusundan yola çıkılarak, daha önce oynatıcı makineler konusunda deneyimi olan, orduda görevli Fuat adında bir yedek subay bu görevin başına getirilmiştir. Sonradan Uzkınay soyadını alacak, gösterici kullanmasını bilen, ancak kamera konusunda hiçbir bilgisi olmayan Fuat Bey’e Viyana’dan gelen şirketin uzmanı Mordo tarafından kamera kullanımı öğretilmiş ve Ayastefanos Rus Anıtı’nın havaya uçuruluşunu filme almıştır. Ayastefanos Rus Anıtının havaya uçurulduğu ve bu olayın filme çekildiği 14 Kasım 1914, Türk sinemasının başlangıç tarihi olarak kabul edilmiş, çekilen bu film kimi sinema tarihçileri tarafından ilk Türk filmi olarak kabul edilmişse de, kimi tarihçiler, ilk Türk filminin 1911 yılında Manastırlı Milton Yanaki Efendi tarafından çekilen Sultan Reşat’ın Rumeli seyahati sırasında Kosova sahrasında 100 bin kişilik ordusuyla birlikte kıldığı Cuma namazını konu alan film olduğunu savunmuşlardır. Gelelim günümüze; sanki her şey kentsel planlama ve uygulama esaslarına göre yapılıyor da anıtsal eserlerin yerleri doğru mu değil mi tartışmasına kaldık. Bir önceki belediye başkanı ya da sonraki veya gelecekteki yapılacak bir iş de eğer bir şehrin master planı varsa her şey onun çerçevesinde yapılır. Ama öyle değil de dönemin başkanına göre yorumlanıyorsa o zaman yorum da yok... Günlerdir medyayı meşgul eden yıkılacak mı?, taşınacak mı? henüz durumu belli olmayan “İnsanlık Anıtı”..! Yine yakın tarihimize mal olan ama çok bilinmeyen Iğdır Soykırım Anıt ve Müzesi’nden bahsedelim. 35 metre yüksekliğindeki 5 adet kılıçtan oluşan anıtın zeminden yüksekliği ise 43.5 metre, 14 dönüm içinde, 350 metrekare kapalı müzesi ile ülkemizin en yüksek anıtı. Anıt üçgen arazi içinde odaklanmış 5 kılıcın eğri uçları zirvede birleşerek kubbe şeklini alarak tipik bir Selçuklu türbesini yansıtmıştır. Çağdaş mimarlık anlayışını ifade eden Iğdır Soykırım Anıtı Türk mimarlığına ve geleneklerine uygun olarak Kurgan, Selçuklu türbesi ve mezar taşlarının bir tasvirini günümüzle bağdaştıran bir eserdir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT