BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir musibet bin nasihatten iyidir...

Bir musibet bin nasihatten iyidir...

Açalım da felaket tüccarı durumuna düşmeyelim. Galatasaray; bir Eskişehirspor galibiyetiyle kendini “doğru ve pırıltılı” bir yola girmiş farz ederse, kaybı çok büyük olacağı için gerçeklerle yüzleşmeyi erteleyen bir camia durumuna düşüyor.



------------------ Galatasaray her galip geldiğinde aslında bir şeyler kaybediyor. Cümle; yenilmesini tavsiye eder gibi duruyor ama “kazansın da nasıl kazanırsa kazansın” gözlüğüyle bakmadığım için kaybettiklerini daha net hissedebiliyorum. Geleceği oluşturmak ve doğruları yan yana getirmek konusunda hiçbir proje göremediğimiz için, her galibiyette “geçici mutluluklar” yaşayarak sıkıntıların büyüdüğünü vurgulamak istiyorum. ------------------ Açalım da felaket tüccarı durumuna düşmeyelim. Galatasaray; bir Eskişehirspor galibiyetiyle kendini “doğru ve pırıltılı” bir yola girmiş farz ederse, kaybı çok büyük olacağı için gerçeklerle yüzleşmeyi erteleyen bir camia durumuna düşüyor. Eskişehirspor maçı 5-0 olabilir miydi?.. Bana göre evet... Peki, 3-3 olabilir miydi?.. Bana göre yine evet... İki evet’in şansı eşit mi?.. Ona da evet... Üç gün arayla iki “orta karar” takımdan 5 gol yemiş olmayı, atılan 6 gol örtebiliyorsa şayet, gerçeklerle yüzleşmeyi ertelemişsiniz demek değil midir?.. Bir daha evet... Demek ki; Galatasaray kazanırken; kayıplarını göz ardı edip, halının altına süpürüp de kaybediyor. Bir galibiyetin anlık büyüsüne teslim oluyor bana göre. Teknik yetersizlik Galatasaray bir maç kazanıyor ve birkaç maçlık zamanı kaybediyor. Sivas’ı yeniyor... O maçta kaybedebileceği ihtimalinin yüksekliğiyle yüzleşmediği için Bursa deplasmanında hakeme ve rakibe teslim oluyor. Gaziantep deplasmanında 2-1 öne geçtikten sonra çare üretemeyen kulübesi nedeniyle 3-2 geriye düşmesiyle yüzleşemediği için Eskişehirspor maçında 3-0’dan maçı kaybedebilecek duruma geliyor. Bütün bunlar birleştiğinde ortaya çıkan teknik sorunlar, bir sıradan ve hiçbir işe yaramayan, yani sizi bir yere taşıyamayan bir iki galibiyetle üzeri örtülerek halının altına sürüklenmiş oluyor. Topu en ileri atıp, o topu gol yapacak adam transferi peşinde koşmak, kaleye kolayca gelebilen topu mutlak kurtaracak bir kaleci aramak belini bükmüş zaten. Zapata Antep’te 3, Arena’da iki gol yemedi mi?.. Ufuk ve Aykut daha mı fazlasını yerdi?.. Cevap hayır ise; sorun oyun yapısındadır, oyuncuda değil... 3-0’dan sonra bağıra bağıra gelen gol ve goller sırasında maç stratejisi olmayan bir teknik yetersizliği; ancak skor tabelası, alınmış olan 3 puan ve oyun planı ile değil kişisel yetenek ile gelmiş olan bir dördüncü gol örtebilirdi. Olan odur işte... İdari yetersizlik Galatasaray sıralamada bir avantaj sağlamayan ve ara sıra gelen galibiyetlerle 90 dakikalardan birini kazanmış oluyor ama 90 dakikalardan oluşan koca bir zaman dilimini kaybediyor. En önemlisi... Teşhis ve tedavi konusunda zaman kaybediyor... Çeşitli branşlardaki “ezilmişlik” gelişerek sürüyor. Yanlışları yeni yanlışlar düzeltmeye çalışıyor. En fazla göz önünde bulunan futbol belki çok tartışılıyor ama basketbol, voleybol, kürek, su topu, yelken, atletizm yerlerde sürünüyor. Erkeklerde ve kadınlarda bütün branşlar sıradanlaştırılıyor. Futbolun toz dumanı içinde hakemlerin “bakın büyük takımları kollamıyorum” tavrı en fazlasıyla Galatasaray’a uygulanabiliyor. Vergi borçlarını ötelemek ve indirmek konusundaki “yandaşlık” bir başka sevimsiz vahametin nedeni olabiliyor. Borcu azalmış sıradan bir takım olmak ile borcu olan ama dimdik ayakta durabilen bir karakter sergileyen takım olmak arasında seçim yapamıyor Galatasaray. Haftaya oynayacağı maçın hiçbir garantisini vermeyen oyun tarzı ve anlayışı nedeniyle, kupadaki rövanşında bıçak sırtında geziniyor olmasının çılgın bir facianın eşiğinden geçmek olacağı da algılanamıyor. Antep geçilse bile kupanın sonuna kadar gidebileceği sinyalini vermeyen bir takımın, önümüzdeki sene sadece “anamızın liginde” oynayacak olmasından idari yapı hiç de gocunmuyor. 90 dakikanın kazancı nice kaybedilen 90 günler oluyor böylece. Demem o idi... POST-İT Önce Arda’nın saat 20.00 gibi bir saatte ve çocukluk arkadaşının mekân açılışında bulunmasının kopardığı yaygarayı hatırlayın. Sonra Bilica’nın ehliyeti olmadığı halde ve sabah saat 05.00 gibi bir saatte, alkollü olarak çarptığı garibanı orada bırakıp kaçmasının katmerli haber sayılması gerekirken medyada nasıl da kaybedildiğine bakın. Sonra karar verin medyanın kimden korktuğuna veya kimi kolladığına. Oynayan mı, oynatan mı?.. Bu sezon ilk defa Galatasaray’ın orta alanında üç vazgeçilmez ismin üçü de yoktu. Bu ilk defa böyle denk geldi. Galatasaray ilk kez Mustafa-Ayhan-Barış üçlüsünden birini bile kullanamadan oynadı bir devre. Ezdi geçti... Üç attı, beş de atardı. Ne zaman ki, oyuna müdahaleler son iki sezonun klasik yapısına dönmeye başladı, işte o zaman maç gider gibi oldu. Bu çocukların karakterinden ve çapından asla şüphem yok, ama üçü bir arada bir başka oyun anlayışı veriyor ve orta alan “sakar” bir oyuna bürünüyor. Kabahat onlarda değil, onları yan yana oynatanda!.. S-ÖZ “Kafa boşsa göz işe yaramaz...” Bir Türk Atasözü... Manisa’da Kahe, Alex, Niang, Dia, Arena’da Baros, Stancu, Kewell, İnönü’de Deumi, Emmenike... Bu akşam milli maç var ve gol atacak Türk oyuncu gerekiyor da...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT