BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnönü statükocu
Özal uzaylıydı!..

İnönü statükocu
Özal uzaylıydı!..

Tecrübeli gazeteci Mehmet Barlas, son 50 yılın liderlerinin portresini çizdi... İsmet İnönü: Türkiye’nin gördüğü en önemli statükocuydu. Özal: Uzaylı gibiydi.



RÖPORTAJ SİBEL ÜNLÜ Tecrübeli gazeteci Mehmet Barlas, son 50 yılın liderlerinin portresini çizdi... İsmet İnönü: Türkiye’nin gördüğü en önemli statükocuydu. Süleyman Demirel: Bence şanssız bir kişi. Turgut Özal: Uzaylı gibiydi. Kuyruklu yıldız gibi Türkiye’yi değiştirdi. Tayyip Erdoğan: Karizmatik ve profesyonel politikacı. ECEVİT GERÇEKÇİ DEĞİLDİ Tecrübeli gazeteci Mehmet Barlas, son elli yılda iktidara gelen isimlerin yakınında bulunmuş, onları bütün yönleriyle tanımış bir isim. Barlas’a göre, Adnan Menderes, “Colomb gibiydi Hindistan’a gideceğim diye o da Amerika’ya gitti.” Ecevit, gerçekçi değildi. Tansu Çiller ise şanslıydı. SUNUŞ Sabah Gazetesi başyazarı Mehmet Barlas Cumhuriyet Türkiyesi’nin siyasi liderlerinin hem ailevi bağlarıyla hem de mesleği gereği yanında ve yakınında bulunan isimlerden biri... Biz de Türk siyasetini iyi analiz edebilen, dünyayı ve ülkesini iyi takip eden, şimdiye kadar pek çok genel seçim görmüş olan isim Mehmet Barlas’la, Haziran’daki genel seçimlere 4 ay kala, Türkiye, dünya, medya ve Barlas’ın hayata dair detaylarını konuşmak üzere evine konuk olduk. Türkiye’nin gelişmesi ve çağ atlaması ile başlayan sohbet, memleketin dünyayla ilişkisi, kırılma noktaları ve yapılanmaları üzerinde başladı. Özgürlüğünden ve özerkliğinden vazgeçmeyen Barlas, ailesinin kendisi için ne kadar önem taşıdığının da altını çizdi. İşte bu bilgilendirici ve hayat hakkında bir anlamda da öğretici sohbetin ayrıntıları. Medyada ayakta kalmak zordur ve bunu başaran insanlardan birisiniz. Bunun bir kriteri var mı? Bir kere çok çalışmak gerekiyor. 18 yaşında gazeteciliğe başladım, 22 yaşında da Cumhuriyet’te dış politika yazmaya, dış haberleri yönetmeye, gece sekreterliği yapmaya, muhabirlik yapmaya başladım. Çizgi romana kadar her şeyi yaptım. İlk 10 senemde 72 saat uyumadığım günler oldu. Çok okudum ve ilk 10 senede 52 tane araştırma yazdım. Bu tempo insana mutlaka bir şeyler katıyor. Bir diğeri yabancı dil için uğraştım ve öğrendim. Ben Türk okulundan mezun olduğum için haftada 2 saat İngilizce gördüm. Şansım vardı 1961’de İngiltere’ye işçi olarak gittim ve bir fabrikada çalıştım. 90 sterlin maaşım vardı, 45 sterline hoca tuttum. Papaz olan hoca fabrikanın kapısında motosikletiyle beni beklerdi. Bir yerde İncil bir yerde Karl Marx’ın kitabı her gece çalışırdık. 4 ayda İngilizce’yi ne yapıp yapıp öğrendim. Türkiye’ye döndüm madem dış haberlerde çalışıyorum, Rusça hoca tuttum. 2 sene Rusça dersi aldım. Bu bölgede olup İran’ı görmemek olmaz dedim. İran Fars dilini öğrenmeye çalıştım. Almanca hoca tuttum, Fransızca öğrendim. Bir gazeteci Orta Doğu’da var olmak için tüm bunlara merak duymalı. Rusça’yı okuyup yazmayı öğrendim, Fransızca okuduğumu anlıyorum, dolayısıyla ben bir çabayı gösterdim. Okumadığım kitap kalmadı. Amerika’dan kitap taşımaktan belim iki kere çıktı. Ayakta kalmak çok kolay değil. Bunlar arasında aile dersek... Tüm bu meraklarım ailem sayesinde. Okumuş insanlardı. Doğduğum anda tüm ev kitap doluydu ve o kitapları okumak zorundaydım. İlkokuldan başlayarak. Tabii manevi anlamda çok desteklediler. Canan’la Cumhuriyet’te tanıştık o da bizim meslekten bir insan. Bizim hayatımız bu. Haziranda TBMM nasıl şekillenir? Şu anda bütün kamu yoklamaları Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’nin kazanacağını gösteriyor. Yüzde kaç olur onu bilemem. Emre Kongar’la Yorum Farkı programını yapıyorsunuz, Oğuz Haksever’le radyoda Makam Farkını yapıyorsunuz. Erme Kongar’la program dışında da tartışmalarınız oluyor mu? Hayır hiç olmuyor. Programdan 15 gün önce ana haberi izleriz, program bitince de selamlar saygılar eşimize selam söyleyip ayrılırız hiç konuşmayız. Konuşursak programın büyüsü bozulur. Sonra konuşursak kavga ederiz. Çünkü ekran önünde insan saygılı olmak zorunda. Ne kadar ters düşünce olsa da sabırla saygıyla dinlersin. Ama seyircilerin önünde değilsek ne saçmalıyorsun diyebilirsin. BENİM PATRONUM YOK ÖZGÜRÜM VE ÖZERKİM Hayatınızda vazgeçilmezleriniz var mıdır? Var tabii. Ailem var. İkincisi özgürlük ve özerkliktir. Ben bunu yıllardır söylüyorum. Benim patronum yok. Hangi gazetede hangi televizyonda çalışırsam çalışayım ben emeğimi bilgimi koyuyorum onlar da sermayelerini paralarını koyuyorlar. Ortaklık kuruyoruz. Benim hayatta patronum yok ben özerkim. Kimse benden rütbece üstün değildir. Hatta bir düğüne gitmiştim, arabamı park edeceğim. “Orası Başbakanın” dediler. Ben de “O Başbakan ise ben de başyazarım” dedim. Ve arabayı park ettim. Yani bir adam Başbakan oldu ya da gazete patronu oldu diye benden üstün değil. Öyle bir rütbe tanımıyorum. Kendinizle ilgili özeleştiri yapar mısınız? Özel hayatımda özeleştiri yapmama gerek yok. Sağlam bir ailem var. Dışarıda bir sürü fırtınalar olur, işsiz kalırsınız ağır eleştirilere hedef olursunuz. Ama aile iç kaledir, yakın arkadaş çevresi, o kaleyi sağlam tutarsanız hiçbir şey olmaz. Babam da öyleydi. Hapse girdi ama bizim eve çok az yansıdı. Babam hep moralliydi. Yani dışarıda ne olursa olsun bu iç kaleye girince iş bitiyor. Türkiye’de son 40 yılın en önemli adamı Turgut Özal’dır > 2010 yılını geride bıraktık. Türkiye’nin 2010’a kadarki 40 yıllık fotoğrafını çekerseniz, nerelerde kırılmış nerelerde yapılanmış? Türkiye’nin geçmişini ve geleceğini anlamak için Türkiye’nin dış konjonktürle uyumuna bakmak lazım. Türkiye’yi dünyadaki değişim çok derinden etkiliyor. Son 40 yılda ne oldu? En önemli olay soğuk savaş sona erdi. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküp dağılması, Türkiye’nin önemli kırılma noktalarından biridir. Dünyanın yaşadığı serüveni, Türkiye de birlikte yaşadı. > Peki ekonomik anlamda neler oldu? Son 40 yılın en önemli olayı Turgut Özal’dır. Onun yeniden yapılanma programı önemlidir. Çünkü 1930’da Türkiye kendisine katı bir yol çizmiş. Özal bu devletçi yapıyı yıktı. Türkiye bir yapı değiştirdi. Türk insanı hep devlete bakardı, kendi cebine bakmaya başladı. Dövizin değerini bilmeye, dövizi tasarruf etmeye başladı. Son 40 yılın en önemli olayı Özal reformlarıdır. ÖZAL’IN FOTOĞRAFI BAŞ UCUNDA Mehmet Barlas, çocukluğundan beri çok kitap okuyor. 15 bin kitabı bir üniversiteye bağışlamış. “Çünkü internet bize büyük kolaylıklar sağlıyor ve çok rahatlatıyor” diyor. Bütün liderler arasında Özal’ı ayrı bir yere koyuyor. Masasının üstünde onunla çekilmiş fotoğrafı bulunuyor. Mesleklerin en zoru siyaset Birkaç kavram size neyi çağrıştırıyor? > Ülke: Vazgeçilmezim > Toplum: Toplum deyince insanları, bireyleri unutmamak lazım. > Siyaset: Mesleklerin en yücesi ve en zoru. > Devlet: İnsanlar kurar. > Para: Harcamak için çok iyi bir araç. > Aile: İşin çekirdeği. > İnanç: Saygılı olması gereken bir kavram. > Aşk: Bu bendeki aşk olmasa güzelliğin işe yaramaz. > Kadın: Erkeksiz olamaz > Erkek: Kadınsız olamaz. İYİ VE KÖTÜ YANLARIYLA Babanız Cemil Barlas Türk siyasetinde önemli isimlerden birisiydi. Ve siz de Türk siyasetinin önemli isimlerini yakından tanıdınız. Bu isimleri değerlendirir misiniz? İsmet İnönü’den başlarsak... İsmet İnönü, onun tarihî şahsiyetini küçümsemek hafife almak mümkün değil. Ama İsmet İnönü reformist değil. Kendisinin eline verilen statükoyu bozmadan bir şey kaybetmeden korumanın en güzel örneğiydi. Türkiye’nin gördüğü en büyük statükocuydu. Adnan Menderes, bence çok hazırlıksız çok büyük bir işe soyunan bir isim. Adnan Menderes Cristoph Colomb’a benziyor. Çok iddialı, iyi niyetli ama Türkiye’yi başka bir yere götürdüğünü sanıyor ama bu götürdüğü yerin Amerika olduğunu bilmiyor. Menderes de bir özel sektöre serbest rekabete özgürlüğe gideceğim derken daha başka bir yere gitti. Süleyman Demirel, bence şanssız bir kişi. 1965- 71 arasındaki Demirel mükemmel bir politikacı. Ama o kadar haksızlığa uğradı ki. Baktı ki kendisi gibi olmak ona fayda etmiyor, ben de onlar gibi olayım dedi. 12 Mart sonrası tipik halk partililere benzeyen, ayak oyunlarına düşkün, karşısındakine uygunsuz silahla saldıran. Ve onun zirvesini de 28 Şubat’ta gördük, askerci oldu. Bülent Ecevit, Menderes gibi Başbakan olmak yerine başka bir insan oldu. Ülkenin seçkinlerinden olan babası onu İngiltere’ye yüksek eğitim yapsın diye gönderiyor. Orada diploma almıyor, ama Sanskritçe öğrenip Tagor’un eserlerini çeviriyor. Böyle bir şey olabilir mi? Siyasette de öyleydi. Biraz Türkiye’ye Sanskritçe bakıyordu. İrrealdi, köy kent gibi. İkincisi çok fazla bilinçli değildi. Turgut Özal, en bilinçli en önemli liderdi. Özal 1983’te seçimi kazandığı zaman ne yapacağını 1973’te biliyordu. Bunu 1974’te TÜSİAD’a ve Demirel’e yazdığı mektuplarda programını verdiğinde biliyoruz. Her attığı adımı biliyordu ve dünyayı çok iyi izliyordu. Uzaylı gibiydi. Böyle Amerikan Malatya sentezi, kuyruklu yıldız gibi Türkiye’yi değiştirdi ve gitti. Tansu Çiller, bir boşluğu değerlendirdi. Özal, Cumhurbaşkanı olmasaydı Demirel hayatta olamazdı. O kadar cesur değildi. Özal ölünce Demirel oturdu ve o boşluk Tansu Çiller’e yaradı. Yani birinci dönem Tansu Çiller açıkçası şanstı. Mesut Yılmaz, aslında bir kadın düşmanıymış gibi bu kadın mutfakta şunu yapsın o kadın bilmem ne yapsın diyordu. 28 Şubat geldi, arkasından bir hata yaptı, 2002 seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ın yakaladığı boşluğa sarılmak yerine bir ekonomik programla çıktı ve kaybetti. Recep Tayyip Erdoğan, müthiş karizmatik bir insan ve profesyonel politikacı. 22 yaşında gençlik kolları başkanı olmuş, çevresini çok iyi düzenlemiş, sadakat kavramı onda var. İkincisi değişime çok iyi ayak uyduruyor. Özal’ın organize sanayi bölgeleri, Anadolu’nun zanaatkarını sanayici yaptı. Esnafını tüccar yaptı. Tayyip Erdoğan buna dayandı bunu çok iyi değerlendirdi. O yüzden bir yerde muhafazakar devrimci çok önemli bir insan.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT