BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Konuş bakalım ne istiyorsun?”

“Konuş bakalım ne istiyorsun?”

Doğan bey telaşlı hareketlerle kırdı direksiyonu. Taksim’den Kabataş’a inmiş, Karaköy istikametine doğru hızla gidiyordu. Recep telefona güçlükle gelmişti. Haykırmıştı onun sesini duyunca Doğan bey:



Doğan bey telaşlı hareketlerle kırdı direksiyonu. Taksim’den Kabataş’a inmiş, Karaköy istikametine doğru hızla gidiyordu. Recep telefona güçlükle gelmişti. Haykırmıştı onun sesini duyunca Doğan bey: - Sen gebertilecek bir adamsın anlıyor musun? - Yooo, sakın hakaret etme... O zaman tık diye kapatırım bu telefonu, bir daha da ulaşamazsın bana. Yutkunmuştu çaresizlik içinde doktor: - Tamam, susuyorum. Neredesin, konuşmak istiyordun, konuşalım... Alaycı sesi çınlayıvermişti Recep’in. - Hah şöyle! Yavaş yavaş aklın başına gelmeye başladı demek ki. Bu işlerde sinirlilik çok fayda sağlamaz. Ben yorgunum. Sen buraya gel. Otelde bekliyorum. Kapatmıştı telefonu başka bir şey söylemeden. Yıldırım gibi fırladı Doğan bey. Füsun’un şaşkın ve korku dolu bakışları arasında kapıya atıldı: - Randevuları beklet Füsun. Gitmem gerekiyor... Sekreter heyecanla bağırdı patronunun arkasından: - Bir şey mi oldu doktor bey? - Evet Füsun, o karaktersiz yine piyasada. Konuşmam lazım onunla... Sakın kimseye bir şey söyleme. Perihan falan ararsa bahsetme... Ben geleceğim... Başka bir şey söylemeden fırladı dışarıya. Arabasını park yerinden çıkarttı aceleyle. Otelin yolunu tuttu. Kolay buldu randevu yerini. Biraz uzağına park etti arabasını. Atölyelerin depoların olduğu bir sokaktaydı Akasya oteli. Dört katlı eski bir binaydı. Daracık bir lobisi vardı. Merakla etrafına bakınarak girdi. Uzun boylu, şakakları dökülmüş sarışın bir adam vardı müracaatta. - Recep... Recep beyi arıyorum. Adam hiçbir şey söylemeden işaret parmağını uzattı ileriye doğru. Dönüp baktı Doğan bey. Recep içerideki koltuklardan birinde oturuyor, Doğan’a bakarak gülümsüyordu. Hırsından yumruklarını sıktı doktor. Teşekkür bile etmeden yürüdü o tarafa doğru. Adamın karşısındaki ucuz vinlex kaplı koltuklardan birine oturdu: - Konuş bakalım, ne istiyorsun? Recep arkasına yaslandı. Cebinden sigara paketini çıkartıp uzattı Doğan beye. Kaşları çatıldı doktorun: - Konuş dedim... - Acelen ne doktor, konuşuruz... Öne doğru eğildi yaşlı adam. Dişlerinin arasından tıslayarak döküldü kelimeler: - Bana bak! Benimle oyun oynama... ne istiyorsan konuş. Seni mahvederim... Recep lakayt bir tavırla sigarasını yaktı, mavi dumanları tavana doğru üfledi. Müstehzi ve küstah bir tavırla sırıttı. Sigaradan sapsarı olmuş dişleri çıktı meydana: - Yooo, o kadar değil doktor. Frene bas bakalım. Beni mahvetmek senin harcın değil. Bana istediğim parayı vereceksin. Doğan bey yutkundu. Arkasına yaslandı sakin olmaya çalışarak: - Ne istiyorsun? - İki yüz elli milyar! Sanki oturduğu yerde çivi varmış gibi fırladı doktor. Hayretle büyümüştü gözleri: - Ne!.. Ne dedin? Deli misin be? Gülüyordu recep: - Ne oldu doktor, bu miktar senin için para mı yani? Oturduğun ev yarısı eder. Herhalde bankada da vardır bir yarısı daha... Terlemişti Doğan bey. Yutkundu. İçinden her şeyi göze alıp karşısında pis pis sırıtan bu adamın gırtlağına sarılmak geliyordu. Cevap verecek gücü bile kalmamıştı. Hiçbir şey düşünemiyor, yaşadığı şokun etkisiyle bayılmamak için kendini zor tutuyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT