BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tüketelim ama israf etmeyelim

Tüketelim ama israf etmeyelim

Tüketim hayatın inkâr edilemez bir gerçeği. Eskiden tüketmek için üretim yapılıyordu. Teknolojik gelişmelerle birlikte yeni tercihler çoğaldı. Bu tamamen piyasanın kandırmacasından ibaret. Şimdi daha çok tüketin deniliyor. Bunun sonu yok...



TÜKETMEK İÇİN ÜRETMEK Tüketim hayatın inkâr edilemez bir gerçeği. Eskiden tüketmek için üretim yapılıyordu. Teknolojik gelişmelerle birlikte yeni tercihler çoğaldı. Bu tamamen piyasanın kandırmacasından ibaret. Şimdi daha çok tüketin deniliyor. Bunun sonu yok... HER ŞEYİN BİR LİMİTİ VAR Üretim ne kadar fazla olursa etrafımızdaki gelişmeler de o nisbette artar. Kâinatta her şey denge içinde gelişir, büyür. İşte bu büyüme ve gelişmenin de bir limiti vardır. Bunları yaparken doğru ve yerinde olanı israf etmeden tüketmeliyiz... Son günlerde ilgiyle okuduğum bir kitaptan bahsedeceğim. Gereksiz tüketime, israfa her zaman karşı oldum. Rahmetli anneannemin torunlarına verdiği nasihatlerin başında; “Allah’ın bize verdiği rızkı idareli kullanın” lafı gelirdi... “Sade kendinizi değil, başkalarını da düşünün” derdi... Şimdi okuduğum kitap tam bu anlayışa göre yazılmış. Bazı çok beğendiğim pasajları kısaltarak aktarmak istiyorum. Kitabın adı: Daha az tüketelim-Daha doğru tüketelim... Kitabın yazarı CÈline Rouden isimli bir gazeteci. Tüketim dünyasından iki önemli isimle yaptığı röportajları kitapta toplamış. Konuştuğu kişiler: Serge Papin ve Jean-Marie Pelt... Fransız medyasının yakından tanıdığı iki isim. Serge Papin, günümüz kapitalist patronunu temsil ediyor. U sistemi adı verilen geniş bir tüccarlar kulübünün patronu. İş ve sermayenin kötü şekilde yayıldığına işaret ediyor. 2005’den beri Fransa’nın dördüncü büyük gıda distrübütörünün sahibi. Fransa içinde devamlı seyahat ediyor. Son yıllarda azalan satın alma gücü ve tüketicilerin alım şekillerindeki değişikliklerle ilgileniyor. Amacı dağıtım şebekelerini genişletmek, yeni tüketici taleplerine hazırlanmak. Jean-Marie Pelt 75 yaşında, yumuşak sesi ile radyo programında dinleyenleri heyecanlandıran bir çevreci. Fazla tüketime karşı. Esas mesleği eczacılık, Metz Üniversitesi’nde bitki biyolojisti profesörü. “Ne sağ ne sol partilerdenim” diyor. “Ben etik ve bilimsel” bir müdafaa yapıyorum. İnsan ve doğa arasındaki dengeyi sağlamak istiyorum. İnsanların giderek dünyayı yok ettiklerine inanıyor. Jean-Marie Pelt, inançlı bir çevreci. Serge Papin, ise tüketimi destekleyen bir tüccar. İşte dünyaya iki ayrı kutuptan bakan bu iki zıt insanı bir araya getiren ve onlara aykırı sorular yönelten kişi CÈline Rouden. DAHA ÇOK ÜRETMEK İÇİN TÜKETİM -Jean-Marie Pelt, ilk sualim size. İnançlı bir çevrecisiniz. Tüketim dünyasına bizlerden başka türlü mü bakıyorsunuz? -Benim kişisel tercihim olmasa da tüketim günümüzde inkar edilemez bir gerçek. Elbette tüketeceğiz. Ancak benim için acı olan, daha çok üretmek üzere bizi tüketime çağırmaları. Daha çok tüketin deniliyor, ama bunun sonu yok, üretim ne kadar artarsa gelişim de o nisbette artıyor. Günümüzde eski mekanizmayı tersine çevirdik. Eskiden tüketmek için üretim yapılıyordu. Dünya harbinden sonra, temel gıda maddelerinde gerileme olunca üretim sistemini yeniden canlandırmak gerekti. O zaman hem iş üretmek hem de ekonomik etkinliği canlandırmak üzere üretime ivme verildi. Böylece bana göre çoğu gereksiz bir sürü ürün yapılmaya başladı. Hemen bir örnek vereyim: İnce ekranlı bir televizyon aldım. Memnunum. Ekran ince, yer tutmuyor, görüntü güzel, ses iyi. Ama hayır bu kafi gelmiyor. Yeni çıkan model “yüksek çözünürlü”. Daha sonra 3D sistemi geliyor. Hemen her gün yeni bir teknoloji, yeni bir model piyasaya çıkıyor. Bu tamamen bir kandırmaca. İşte bu doğa bilimleri açısından da dengesiz bir durum. Ben doğanın bize gösterdiği örneklere saygılıyım. O her şeyi güzel dengeliyor. Bize empoze edilen tüketim şekli tabii olmaktan çok uzak. Doğanın içinde her büyümenin her gelişmenin bir limiti vardır. Siz hiç 600 metrelik ağaç gördünüz mü? Her şey yerinde ve dengelidir. Halbuki asrımızda bizler, yani insan topluluğu doğayı örnek almadan yaşıyoruz. Daima üretip daha çok tüketmek üzerine kurulu bu sürecin doğru olmadığını, bir yerde bizleri sona götüreceğine inanıyorum. Bu sürecin de limitleri olduğunu düşünmeliyiz. TÜKETİM ÇILGINLIĞI Hatta bu sürecin sonuna geldik diyebilirim. Sistemin çılgınlığa vardığını, insanların da bunu fark ettiğini sanıyorum. Son yıllarda yaşanan ekonomik ve finansal krizlerin sebebi de bu. İçinde yaşadığımız tüketim çılgını dünyanın kötü işaretleri. Artık kendi kendimize sormamız gereken soru şu: Bu kriz sistemde yapılacak basit bir düzeltme ile çözülebilir mi, ya da bunun sonu tamamen çöküş mü olacaktır. Serge Pepin cevap veriyor. -Fazla tüketim konusunda sizinle tamamen hemfikirim. Ama biraz farklıyım. Ben sizden daha fazla iyimserim. Zaten her şey değişmeye başladı. Kriz kelimesi Yunanca (Krisis) kelimesinden geliyor. Manası da “karar” demek. Yani kriz, insanların daha dikkatli tüketmeleri, bu konuya çözüm getirecek değişiklikleri yapmaları için bir karar alacakları zaman. 2008 senesinden beri bunu fark ediyorum. Toplumlarda olduğu gibi insanoğlunun hayatında da devreler vardır. İnsanların yeni bir tüketim anlayışı içine girdiklerini sanıyorum. İnsanlar artık gerekli ile gereksizi ayırıyorlar. Biz bunu mağazalarımızdaki satışlarda gözlemledik. Mesela tekstil ve araç, gereç satışlarında düşüş var. Hatta yiyecek ürünlerinde bile düşüş var. Şişe sularında % 10-15, pasta, şekerleme, pahalı yiyecek ürünlerinde göze görünür bir düşüş var. Bu düşüşün ilk sebebi bütçelerdeki kısıtlama. 2008 yılında yakıt fiyatlarının artışı, petrol varilinin 150 euroya kadar çıkması alım gücünü kısıtladı. Diğer taraftan insanlar bir şeyin farkına vardılar. Petrol gittikçe azalan bir üründü ve fiyatında önemli bir düşüş beklenmeyecekti. Tüketimi azaltmaları gerekti. TÜKETİYORUM, ÖYLEYSE VARIM! 2008’in yazını düşünün. İstasyonlarda benzin satışlarında % 15 azalma oldu. Ne oldu? Normalde tatilde ortalama 750 km yol yapan bir Fransız, o yaz ortalama 450 km yol yaptı. Kısacası petrol fiyatlarındaki yükselme üzerine tüketimlerine çeki düzen verdiler. Sonuç olarak, tüketimini yeniden gözden geçirenler iki kısım. Bir kısmının bütçesi yeterli değil, ikinci kısım daha bilinçli ve alış/verişini sorguluyor. Eskiden marketlerin alışveriş sepetini doldurdukça mutlu olanlar vardı, onlar için slogan “Tüketiyorum, öyleyse varım” idi. Şimdi tüketici daha iyiyi sorguluyor. Mesela, 1977 yılındaki çevreciler saygıyla dinleniyor ama sonunda hiçbir suçluluk duymadan tüketime aynı şekilde devam ediliyordu. Artık çevreci fikirlere saygı çok. Tüketimde suçluluk duyuluyor. Onlara daha çok hak veriyoruz. Önümüzde enerjinin azalması, buzulların erimesi gibi elle tutulur örnekler var. Dün sadece konuştuğumuz bu konular artık somut şekle dönüştü. Ayrıca bu konuda benim eklemek istediğim bir üçüncü nokta daha var. İnsanlar bazı eski değerlere geri dönüyorlar. Mesela, daha iyi yemek yemek için daha az telefon faturası ödemek istiyor. Telefonla daha az konuşuyor. Bu beklenilen modernleşmeyi temsil etmiyor. Modernleşmekte amaç yeni sosyal ilişkiler temin etmek için teknoloji tüketimini arttırmak. Yani, cep telefonu kullanarak birçok şey yapabilmek. Değerli okuyucular, bugün olduğu kadar, gelecek nesillerimiz için de çok önemli bu konuda yazmaya devam edeceğim. Bu hafta yerim müsaadesinde yazdım. Kalan kısmı gelecek hafta okuyabilirsiniz. Haftaya kadar sağlık, huzur, lezzetli günlerde kalınız...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT