BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hakkı söylemeyen Hakkın sillesini yer!

Hakkı söylemeyen Hakkın sillesini yer!

42 yıl evvel bugün... İstanbul’da çıkan akşam gazeteleri arasına biri daha katılıyor. Adı “Hakikat!”



FİLHAKİKA Ethem Mahmut ZİYA ethemmahmut.ziya@tg.com.tr Yıl 1970 Anarşinin kol gezdiği yıllar... İşçiler grevde, fakülteler işgalde, memurlar boykotta... Tayyareler kaçırılıyor, mahkumlar ayaklanıyor. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) gündem belirliyor. Mahkum aileleri “genel af” istiyor. Prof Erdal İnönü ODTܒye rektör olmuş. Necmettin Erbakan Milli Nizam Partisi’ni kuruyor. Türkiye’nin 32’nci, Demirel’in üçüncü Hükümeti Meclis’ten güvenoyu alıyor. İsmet İnönü, Demirel’i mürtecilikle suçluyor. CHP, sol dernekler ve İTÜ Mimarlık öğrencileri Boğaz Köprüsünü protesto ediyor. Kütahya Gediz’de zelzele... Evlerin yüzde 80’i yıkılıyor, 90 bin insanımız sokakta kalıyor. Nixon, Vietnam’dan asker çekeceğini açıklıyor, Apollo 13 uzaya fırlatılıyor, Soyuz II’deki kozmonotlar ölü bulunuyor. Japonlar elektronik hesap makinesini yapıyor, Beyaz Kelebekler kaza geçiriyor, Yılmaz Güney Altın Portakal alıyor, Deniz Gezmiş tahliye ediliyor. Ertuğrul Kürkçü DEV-GENÇ başkanı oluyor. Dolar 9 liradan 15 liraya çıkıyor. İstanbul Kültür Sarayı yanıyor, Soljenitsin Nobel alıyor. Polonya’da işçiler ayaklanıyor. Alexsander Dubçek Komünist Parti’den ihraç ediliyor, Libya’da Muammer Kaddafi, Suriye’de Hafız Esed darbe yapıyor. Bir muhtıra da Muhsin Batur’dan geliyor. Ve sayım... Türkiye’nin nüfusu 35.066.549 çıkıyor. MEMLEKETİN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ Yine 1970... İstanbul dünyanın en bakımsız şehri... Cağaloğlu İstanbul’un en berbat semti... Çöpler nadiren alınıyor, yollar sıkça kazılıyor. Ortalık delik deşik. Sokaklarda derince kanallar, iki tarafından toprak öbekleri yükseliyor. Yağmurlu havalarda zemin vıcık vıcık balçık kesiliyor. Yer slogan, gök slogan.... Duvarlarda “yaşasın”lar, “kahrolsun”lar! Şimdi milyon dolarlara satılan binalar o zaman pis, renksiz, bakımsız... Bodrumlarında Heidelberg’ler tepiniyor, ara katlarda Juki’ler, Brother’ler yırtınıyor. Her camdan ayrı bir boru çıkıyor. Çingene sobalarında plastik parçaları, tokyo artıkları, kumaş kırpıntıları yakılıyor. Ateşin ateşi düştükçe şöyle bir tiner gezdiriliyor. Bu semtin dumanı daha mı acı ne? Gözünüz, genziniz biber gibi yanıyor. Direklerde A4 ebadında ilanlar. Mühürleriniz itina ile... Ramoyözcüye dolgun ücret... Pikoya kalfa... Henüz park edilecek kadar yer var. Nakliye hayvan gücü ile sağlanıyor, Nuruosmaniye Caddesini Şerefefendi sokağa bağlayan aralıkta (Adem Yavuz Sk) at arabaları sıralanıyor. Kamçılanmaktan kemikleri sıyrılmış beygirciklerin gözlerine yeşil yeşil sinekler konuyor. İdrar kokusu burnunuzun direğini kırıyor. Üzerinde “yük ve eşya taşır” yazan Skoda’lar, Warswaza’lar, Zug’lar... Demek ki Demirperde bize çalışıyor. Duvar diplerinde hamallar... Garipler sırtlıklarına yaslanıyor, efkar efkar efkar, tabakalar çıkıyor, tütünler sarılıyor. Her ne kadar büyüklerimiz “sen bu kafayla hamal olursun” deseler de hamal olmak izne tabi, zikr olunan sektör Niğdelilerden soruluyor. Tombalacılar kral. Gelene geçene “Kent var, Palmall var” diye laf atıyor, torba şıkırdatıyorlar. Bir kart, 5 taş bir lira, kazanan (hiç görmedim) 5 liralık Marlboro’yu cebine koyuyor. Tombalacıların ceket astarları, kemerleri ve çorapları sigara dolu, polisi gören arazi oluyor. Yerler serapa izmarit ve öbek öbek balgam. Tükürmek delikanlılığın raconundan. GÜNEŞ GÖRMEYEN MATBAA Semtin viran binalarından biri de Güneş Matbaası. Karanlık koridorlarında sürekli kurşun kaynıyor. Duman, duman, duman. Direkt ciğer yoluyla ağır metal! Belki bu yüzden yamaklara yoğurt veriliyor. Binanın kasveti kifayetsiz gelmiş olmalı, duvarların ilk 1,5 metresi koyu griye boyanmış, yukarısı kirli sarı. 40 mumluk ampuller örümcek ağlı, kendini bile aydınlatamıyor. Odalar tahta döşeli, yerlerde mazotla karışık bir talaş. Haliyle tebahur ediyor, saçınız minibüs muavini gibi kokuyor. Girişte iki oda var (sanırım bekçiler için yapılmış) sağdaki avuç içi kadar. Burada Enver Abi oturuyor, soldakinde sayfa çatılıyor, hesap tutuluyor, malzeme saklanıyor, tashih yapılıyor. Rahmetli Mahmud Amca her işe yetişiyor, o hem muhasip, hem musahhih. Muhabir, muharrir, mürettip, muallim... Artık “mu...” ile başlayan ne kadar meslek varsa... Bayilerde Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Yeni İstanbul, Tercüman gibi üç beş günlük gazete boy gösteriyor. Gazete alma alışkanlığı yaygın değil. Lakin kesekağıtları ince ince açılıyor, satır satır ezberleniyor. ASKERLİK DÜŞTÜ YAZIYOOO Seyyarların sultan olduğu yıllar. Arnavut ciğerciler, lahmacuncular, pilav arabaları, hıyar soyanlar, ayva doğrayanlar, turşucular... Balık ekmek, tükrük köfte, mısır, kestane... Başağrısına mide bulantısına keskiiin nane... Ne yana baksan ızgara, ne yöne dönsen duman. Bunların arasında ayaklı ajanslar dolanıyor, bağıra çağıra gazete satıyorlar. Vatandaş kırk yılın başı çığırtkanlardan gazete alıyor, ona da pişman oluyor. Matbaaların atıl saatlerinde basılan akşam gazeteleri alel usül hazırlanıyor. Zaten bir görünüp bir yok oluyor, çabucak batıyorlar. Çoğu “iş olsun” kabilinden çıkıyor, Basın İlan Kurumundan alacakları paraya bakıyorlar. Diyelim gazete satıyorsunuz. Siz olsanız nerde dolanırsınız? -İstasyonda, garajda, vapurda... Onlar da öyle yapıyor, Harem Eminönü, hattında mevziye yatıyor. -Zeki Müren Çocuk düşürdü yazıyooo! Meraklısı sazanlama atlıyor, arıyor tarıyor iç sayfada kibrit kutusu büyüklüğünde bir kupür buluyor: “Dün akşam Maksim Gazinosundaki programına yetişmek için otomobilinden hızla çıkan san’at güneşimiz kaldırımda çarptığı çocuğu düşürdü ve...” Haydaaa... YALANIN KULPU YOK YA Gazeteci bağırıyor: “Karaköy’e casus gemisi yanaştı! Yazıyooo!” Haberi okuyorsunuz, “İstanbul limanına bağlanan Panama bandıralı “Jesus” adlı kuru yük gemisi, taşıdığı makine aksamından mürekkep navlunu indirdikten sonra... Ne alaka? Bizim gazetemiz de o günlerin akşam gazeteleri arasında. Onlar gibi olmuyor ama. Bir kere adı Hakikat Hemen altında “Hakkı söylemeyen Hakkın sillesini yer” vecizesi yer alıyor. Memleket için temenniler, endişeler taşıyor, “doğru” ve “dürüst” şeyler yapmaya çalışıyor. Kapıp kaçmıyor, tokat atmıyor... Saman pazarında altın satılır mı? Satılırmış... Satılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT