BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Çanakkale Zaferi ve insan hakları avukatları

Çanakkale Zaferi ve insan hakları avukatları

Her sene 18 Mart yaklaşırken, içime bir sızı çöker. Yıllar önceydi, o zamanın üniversite gençliğinin 68 kuşağı denen bir bölümü, kiraladıkları bir vapur ile, sarhoş bir halde ve binbir rezilliklerle, Çanakkale’ye çıkarma yapmışlardı. Hep o gün gelir yadıma.



Her sene 18 Mart yaklaşırken, içime bir sızı çöker. Yıllar önceydi, o zamanın üniversite gençliğinin 68 kuşağı denen bir bölümü, kiraladıkları bir vapur ile, sarhoş bir halde ve binbir rezilliklerle, Çanakkale’ye çıkarma yapmışlardı. Hep o gün gelir yadıma. Nedir bu Çanakkale yıldönümü? Şark meselesi parola adıyla, Osmanlı Devletini parçalama kararı alan Avrupa’nın müstemleke zihniyetli devletlerinin, Türk’ün üzerine çullanmasıydı. Türk’ün başkentine kısa yoldan ulaşıp, 600 yıllık devleti tuş etme teşebbüsü idi. Kovaladıkları iki Alman zırhlısının, Türk’e sığınmasını bahane edip; dünyanın son model zırhlılarını Çanakkale boğazına yığıverdiler. 18 Mayıs 1915’teki Batı’nın Çanakkale hezimetini, devrin ABD Londra Büyükelçisi Pedi şöyle söylüyordu: “Çanakkale Faciasında cihanın en modern teçhizatlı ve eğitimli askerleri, Siyasilerin keyfine feda edildi.” Aynı günlerde, Avustralya Genelkurmay Başkanlığı resmi bir tebliğ yayınlar. “Çanakkale seferi, Churchill denilen birisinin hayal hanesinden doğmuştur. Topçuluk mesleğinde kara cahil, beyni sulanmış birisi ancak böyle bir felakete sebep olabilirdi” deniyordu o yazıda. Halbuki Çanakkale harbinden yüz sene önce, İngiliz Amirali Nelson, şu taktik kurala dikkatleri çekiyordu: “Müstahkem mevkilere, Donanma ile hücum eden bir Amiral görür veya duyarsanız, o mutlaka kaçıktır”. İşte Nelson’un Churchill ve Hamilton’a verdiği not, hem de yüz yıl evvel!... 18 Mart 1915 günü saat 11.00 sularında, 14 adet büyük İngiliz Harp gemisi, 4 tane Fransız zırhlısı ile bir Rus Kruvazörü, suları mayınsız, temiz raporu aldıkları Çanakkale Boğazı’na daldılar. Ancak onların bilmedikleri bir şey daha vardı. Türk donanmasına mensup Nusret mayın gemisi, 8 Mart günü sabaha karşı Erenköy önlerine 26 adet mayını bıraktı. Öyle sessiz bir çalışma idi ki, sanki her mayını, neferler elleri ile denize yavaşça bırakıvermişlerdi. Ve bu mayın hattı Çanakkale Boğazına enine değil, boyuna bir hat üzerine döşenmişti. Akşama doğru bu vahşi Armadanın 8 adet zırhlısı ya batmış ya da yan yatıp harp edemez duruma düşmüştü. Neticede, garbın medeniyet canavarları, 1273 ölü, 647 yaralı ile def olup gittiler. Türk donanmasının kaybı ise 5 subay ile 119 er şehid ve parçalanan 4 tane top. Bu sene de bilmem Anzak torunları, içip eğlenmeye gelirler mi. Bu güzel bayram gününde, Türk’ün huzurunu kaçıracak hareketlerden kaçınmalarını, birileri bunlara hatırlatmalıdır. Bu şanlı direnişten sizlere, birkaç insanlık ve millet aşkı örneği vermek istiyorum: Topçu askeri Ciddeli Mahmut Çavuş, bir atışta Fransız Bouvet zırhlısını en hassas yerinden vurdu. Ancak bu zalimlerin atışları ile top mevziinde, iki ayağı birden kopmuştu. Top başındaki arkadaşları, Mahmut çavuşu hemen biraz gerideki sargı yerine indirdiler. Kopan ayaklarından akan kanı durdurmak mümkün olmuyordu. Tam bu sırada, düşmanı gözleyen bir arkadaşı, mevziden yüksek sesle bağırdı “Düşman zırhlısı batıyooor.” Mahmut Çavuş gözlerini açtı ve olanca hırsıyla yarasını saranlara emir verdi. “Allah için beni top başına götürün.” Orada bulunanlar bu isteğe karşı koyamadılar. Kanları aka aka, sedye ile tepedeki topun yanına çıkardılar. Gözlerinde sevinç ışıltıları ile yumruğunu sıkarak, Bouvet’nin batışını seyretmiş, biraz sonra ise, dilinde kelime-i şehadet, dudaklarında tebessüm ile gözlerini yumdu. Mahmut çavuş gözü açık gitmedi. Zira müsterihti. Ey Avrupa’nın insan hakları dayatmacısı Müstevliler! Bu milletten ne istiyordunuz. Mahmut çavuşu tanır mısınız. Bu garip insan size ne yaptı? Denizden dersini alanlar, Nisan ayında karaya asker çıkarmaya yeltendiler. Dünyanın en amansız savaşı başlamıştı. O zamanlar tümen komutanı olan ulu önder Atatürk, birliklerine “size ölmeyi emr ediyorum” diye haykırıyordu. Evet öldüler ve öldürdüler. Ölenlerimizin ruhu şad olsun. Şu bayram gününde, bu şehidlerden bir Fatihamızı esirgemeyelim. Velev ki bir turistik otelin şık lobilerinde tatilinizi geçirirken bu yazıyı okuyor olsanız da, Fatihayı esirgemeyin. Çanakkale kara muharebeleri başladığında Türk siperlerini havadan döven bir İngiliz uçağını, topçumuz tek atışta düşürmüştü. İki pilot denize gömüldüler... Türk siperlerinden Çanakkaleli Mülazım Ruhi Bey, İngiliz’in aman vermez ateşi altında denize koşup, bu düşman pilotunu kurtarıp Türk karargahına getirdi. İşte medeniyet. İşte hakiki millet. Kıymetli okuyucularım, bu bayram böyle denk geldi. Ne kadar üzülsek azdır. Bütün okuyucularımın mübarek Kurban bayramlarını tebrik eder, daha nicelerine şanlı bayrağımızın gölgesinde, birlik ve beraberlik içinde kavuşturmasını, Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Hayırlı bayramlar efendim.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT