BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yöneticilik zor zanaat!

Yöneticilik zor zanaat!

Bugün olanları, çok önceden söyleselerdi, o zaman da kimse “Hadi yahu, git işine” derdi...



Bugün olanları, çok önceden söyleselerdi, o zaman da kimse “Hadi yahu, git işine” derdi... Spor kamuoyunda her zaman konuşulan ama sadece “dedikodu” bazında kalan “anlaşmalı maçlar” ya da “şike kokusu alınan müsabakalar” yapıldığı ile kalmış; hatta “Sen de yapsaydın kardeşim” gibisinden olgunlukla da (!) karşılanmıştı hep... Bugün gelinen noktaya bakınız... En “dokunulmaz” denilen isimler ya gözaltında, ya da Metris Cezaevi‘nde... Bu tabloya, karamsar yönden bakılırsa ligimizin ve bazı takımlarımızın akıbetleri meçhul... İyimser açıdan baktığımızda ise “Bunlar da gelip geçer” diyerek, camiaların daha fazla kenetlendiği görülecektir... Ama görünen gerçek manzarada, sokaklardan gelen mesaj ürkütücü ve endişe vericidir... YANLIŞ MESAJLAR Oysa, adaleti korkutarak veya sindirerek, insanların sevdiklerini kurtarmaları tercih edilen bir yol değildir... Başbakan Erdoğan‘ın da belirttiği gibi, herkesin sakin olması ve yargıya güvenmesi gerektiğinin vurgulanmasını dikkate almalıdır herkes... Bütün bu gelişmeler olurken, adımlarını en düşünerek atması gerekenlerin, verdikleri yanlış mesajlar ise önü alınamayacak sokak hareketlerinin ateşleyicisi olmaktadır... İşte Futbol Federasyonu... “Hadi, yeni seçildiler, o yüzden acemidirler” diyemeyiz onlara... Çünkü hepsi aklı başında ve branşlarında en usta geçinen kişiler... Başkan Aydınlar, Aziz Yıldırım‘ı belki de hastanede zamansız ziyaret ederek, herkesin ağzına baktığının farkında olmalıydı o anda... Çünkü “Mahkeme sonucunu beklemeden karar vermekten” başladı söze, sonra “Elimizde hiçbir delil yok” diyerek sokaktaki insana “Gördünüz mü, Futbol Federasyonu Başkanı bile hiçbir delil yok” diyor diye müthiş bir yanlış mesaj verdi... BİRBİRİMİZE LAZIMIZ! Oysa bütün bu gelişmeler olurken, hiç konuşmaması, hatta ortalıkta hiç gözükmemesi gereken kişi Aydınlar olmalıydı... Dün, Kulüpler Birliği‘ni toplantıya çağırıp, neler yapılması gerektiği konusunda fikir alışverişinde bulundu... Oysa hiç bir mecburiyeti yoktu... Ama Kulüpler Birliği’nin “Sonuna kadar F.Bahçe’nin arkasındayız” mesajı federasyona derin bir “Ohh” çektirdi neticede... Sonrası da malum... F.Bahçe‘ye müjde... Şimdi sarı -lacivertli taraftarlar sokaklardan çekildi, basına saldırıdan vazgeçti, tamam... Ya diğerleri? Ya UEFA? Ya devam eden gözaltılar? Dileriz Türk futbolu darbe almaz... Eğer, sonuçları kötü haberler, yine peşi sıra gelecek olursa, bunun vebali biraz da - belki çaresizlik, belki acemilikten - Futbol Federasyonunda olacaktır... Bütün bunlar telaşın doğurduğu ve doğuracağı davranışlardır... Zaten ne demişler; “Acele bir ağaçtır; meyvesi ise pişmanlık” Basın neyi hak ediyor? Kışkırtıcı... Ortalık karıştırıcı... Olay çıksın da, haber olsun anlayışının fertleri... Velhasıl, ne derseniz deyiniz, bunların hepsi basına takılan apoletler... Şu son olaylarda, kimisi müthiş gazetecilik yaptı... Tabii beğenmeyenler oldu... Kimisi tüm bildiklerini süzgeçten geçirdi... Onlara da “nabza göre şerbet veren” damgası vuruldu... Kimisi, sanki adaletin terazisi elindeymiş gibi, her olayı, her duyumu, her belgeyi titiz tarttı... YARGISIZ İNFAZ MI? Türkiye‘de 30’un üzerinde ulusal yazılı basın ve bir o kadar da televizyon kanalı var... Onlar, müthiş bir yarış içinde oldukları için, şu son “şike operasyonları” ile çok değişik haberlere imza attı... Bazılarını kutladık, bazılarını yargısız infaz yaptıkları için kınadık... İşte bu yüzden de, sokaktaki vatandaş birkaç işine gelmeyen, canını sıkan yazılar için, müthiş “sövgü yüklü” olarak basını karşısına aldı... Onları dövdü, kameralarını, fotoğraf makinelerini kırdı, taş, şişe, çakmak attı; Bir odaya kıstırdıklarına da “Çocuklarınız babasız büyümesin, adımlarınızı dikkatli atın” diyerek gözdağı verdi... MESLEĞE SAYGI Ailesinin aşını, çocuğunun eğitimini, basın mesleği sayesinde yürüten o insanlar, asla hak etmedikleri bir hakaretin ve tacizin ortasında kaldı... Ama onlar, patlamış kaşlarına, kafalarına, kırılmış makinelerine rağmen, görevlerini yapmaya devam ediyor aynı hızla... Dünyanın hiçbir yerinde zorbalığın bir mesleği sindirmesine müsaade edilmemiştir, edilmeyecektir... İyi günde dost, kötü günde post gibi görülmemeli basın... Bir gün herkes, birilerine muhtaç olur... Dileriz o zaman da “Katıra baban kimdir” diye sorduklarında hani o katırın “dayım attır” demesi gibi bir kaytarıcılığın içine düşmesin kimse...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT