BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Prangalı
adalet

Prangalı
adalet

Ergenekon, Balyoz, Şike gibi büyük operasyonların iyice doldurduğu cezaevlerinde kapasitenin üstünde tam 9 bin 800 fazlalık bulunuyor



ADALET İMDAT DİYOR YAZI DİZİSİ ÖZEL HABER > Adem DEMİR - adem.demir@tg.com.tr SALİH BİLİCİ - salih.bilici@tg.com.tr DOSYALAR BİRİKİYOR Ceza, Hukuk ve İdari Yargı Mahkemelerine ulaşan dava sayısı on yılda yüzde 29.2 arttı. Yargıda her yıl katlanarak artan ve milyonları bulan dosya sayısı hukuk sistemini felç ediyor. CEZAEVLERİ DOLDU Hâkim ve savcı sayısının yetersiz olduğu ülkemizde dava sayısı 6 milyonu aştı. Cezaevlerinde ise 10 bin kişiye yatacak yer bulunamıyor. 53 BİN TUTUKLU VAR Ülkemizde tutuklu sayısı 53 bin 796. Neredeyse hükümlü sayısına yakın. İşte bu yüzden “tutukluluk süresi cezaya dönüştü” eleştirileri yapılıyor. Şekip Mosturoğlu, İlhan Ekşioğlu, Cemil Turan, Mecnun Odyakmaz, Bülent Uygun, Ümit Karan, Korcan Çelikay.... Bunlar, tanımayanlar için sıradan birkaç isim. Ama tanıyanlar için her bir ismin önemli anlamı var. Ya da Veli Küçük, Şener Eruygur, Özden Örnek, İbrahim Fırtına, Doğu Perinçek, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal, Engin Alan ve Dursun Çiçek... Bunları da çok iyi tanıyanlar olduğu gibi hiç tanımayanlar da var. Peki ya Hatip Dicle, Fırat Anlı, Muharrem Elbey, Selma Irmak veya Kemal Aktaş... Bu isimler için de ortalığı savaş alanına çevirenler var bu ülkede. ZİRVEDEN HÜCREYE Söz konusu bu insanlar 2007 yılından bu yana peyderpey gözaltına alınıp tutuklanan kişilerden bazıları. Kimisi Şike, kimisi Ergenekon ve Balyoz kimisi ise KCK sanıkları. Aslında aynı zamanda Türkiye’nin en ünlü tutukluları. Özellikle Şike’den tutuklu bulunanlar için çok farklı haberler çıktı basında. “Loca’dan yer yatağına” ya da “Zirveden Hücreye” gibi başlıklarla yayımlanan haberlerde hayatları boyunca lüks içinde yaşayan spor adamlarının cezaevinde yatak olmaması sebebiyle yere serilen yataklarda yatmak zorunda kaldıkları için kavga bile çıkardıkları belirtildi. Ya Ergenekon ve Balyoz kapsamında cezaevinde tutulan generaller. Bırakın tutuklanmaları, bunların gözaltına alınıp önce emniyete ardından da adliyeye ifade vereceklerini kimse aklının ucunda bile geçiremiyordu. SİLİVRİ, METRİS VE HASDAL Zira bunların hepsi dokunulmazdı. Onlara dokunanlar ise mutlaka yanarlardı. Peki ne oldu? Zihinlerde bile geçmeyen uygulamalar yaşandı. Ve şimdi her biri birkaç dalgadan ibaret olan dört büyük soruşturmadan binlerce kişi şu anda cezaevlerinde. Kimisinin adresi Silivri, kimisinin Metris, kimisinin Hasdal, kimisinin ise Diyarbakır, Van ve Mardin cezaevleri. Aslında Ergenekon, Balyoz, KCK ve Şike operasyonları çerçevesinde “dokunulmaz” oldukları düşünülen kişilere hesap sorulması ve bir anlamda cezalandırılmaları kamuoyunun geniş kesimleri tarafından olumlu bulundu. Aksi görüşte olanlar da az değil. Yani bir anlamda bu dört büyük operasyon ve dava çerçevesinde toplum farklı kategorilere ayrılmış vaziyette. Özellikle de Ergenekon Davası vesilesiyle kamuoyunun gündeminde yer bulmayan pek çok hukukî kavram tartışılmaya başlandı. Bunların başında da “tutuklama” geliyor. ‘Katalog suçlar’, ‘Adil yargılama’, ‘masumiyet karinesi’, ‘tutukluluk süresi’ ve ‘hükmen tutuklu’ gibi kavramlarla Türk Ceza Kanununun 100. maddesi ve bununla bağlantılı bazı fıkralarıyla Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 102. maddesi çokça gündeme getiriliyor. 141, 142 VE 163 KALKTI AMA... 1980’lı yıllarda tartışmaların odağında üç madde vardı. 141, 142 ve 163. maddeler tam anlamıyla can yakan yasalardı. 141. ve 142 maddelerle solcu ve sağcılar cezaevlerine konulurken 163. madde ise dindarların canını yakıyordu. Şimdi bunların yerini neredeyse CMK’nın 102. maddesi almış bulunuyor. CMK’nın 102. maddesi tutukluluk süresini düzenliyor. Aslında bu sürelerin kısaltan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı oldu. Önceleri tutukluluk süreleri neredeyse sınırsızdı. Söz konusu bu madde 2005’te düzenlendi. Ancak 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girdi. CMK’nın 102. maddesi şöyle: ‘Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek 6 ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez.’ Bu maddeyle birlikte değerlendirilen CMK’nın terör suçlarını düzenleyen 252. maddesinde de ‘Kanunda öngörülen tutuklama süresi, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine ve milli savunmaya karşı suçlar ile devlet sırlarına karşı suçlarda 2 kat olarak uygulanır’ ifadesi yer alıyor. TUTUKLULUK 10 YILI BULABİLİR Kanun maddesi açık. Ağır cezalarda tutukluluk süresi uzatılsa bile toplamda 5 yılı geçemez deniliyor. Ama söz konusu dört dava da örgütlü suçlar kapsamında. Üstelik özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülüyorlar. Daha da önemlisi CMK’nın terör suçlarıyla ilgili 252. maddesinde tutuklu yargılamanın süresinin ağır cezalardaki davalardaki sürenin 2 katı olabileceği ifade ediliyor. Yani bu da 10 yılı bulabilir. İtirazlar da zaten bu noktada. Ergenekon Davası başta olmak üzere Balyoz ve KCK davası tutukluların yakınları ve avukatları “tutukluluk cezaya dönüştü” diyorlar. Bu görüşe katılanlar da yok değil. Zira bu görüşü dile getirenler kanıt olarak da cezaevlerindeki durumu gösteriyorlar. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ceza Yargılama Yasamız Açısından Tutuklulukta “Makul Süre” isimli bilimsel bir makaleye imza atan Hakim Mustafa Tarık Şentuna, “Bir yargılamanın adil olabilmesi, sözleşmenin öngördüğü şartlara uygun olarak yargılamanın makul sürede bitirilmesini gerektirir. Bir kişiye sanık sıfatı vererek onu süründürmek, kişilik haklarına tecavüzdür. Yargıya düşen bu ‘zorunlu haksızlık’ halini mümkün olduğu ölçüde uzatmamaktır” diyor. CEZAEVLERİ DOLDU TAŞTI Ergenekon’da ilk tutuklamalar Haziran 2007 tarihinde gerçekleşti. Balyoz ve KCK ise daha sonraları gerçekleştirildiler. Şike’ye gelince henüz davası bile açılmış değil. Bir soruşturmadır devam ediyor. Dolayısıyla söz konusu bu davalarda tutuklu bulunan kişilerin “tutuklu yargılama” sürelerini aştıklarını söylemek mümkün değil. Ancak Türk yargısında işlerin ağır aksak yürüdüğü ve cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısının oldukça fazla olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunu rakamlar da net bir şekilde ortaya koyuyor. Adalet Bakanlığına bağlı 371 adet cezaevi bulunuyor. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün rakamlarına göre, bu cezaevlerinin kapasiteleri 114 bin 274. Ancak cezaevleri kapasitelerini aşmış durumda. 2011 rakamlarına göre cezaevlerinde 9 bin 800 kişilik fazlalık var. Üstelik cezaevlerinde kalanların azımsanmayacak bir bölümü de tutuklu. Nisan 2011 verilerine göre şu anda cezaevlerinde 124 bin 74 kişi kalıyor. Bunların 70 bin 278’i hükümlü iken, hükmen tutukluların (ceza almış fakat dosyası Yargıtay’da bekleyenler) sayısı 18 bin 837 ve tutuklu sayısı ise 34 bin 959. Hükmen tutuklu ve tutuklu sayısı 53 bin 796. Bu da Yargıda işlerin ağır yürüdüğünün güçlü bir belirtisi olarak ifade edilebilir. BİZDE 7 BİN ALMANYA’DA 22 BİN HAKİM VAR Türkiye’deki hakim sayısı ile AB ülkeleri kıyaslandığında arada uçurum olduğu görülüyor. Türkiye’de 7 bin hakime karşılık Almanya’da 22 bin hakim görev yapıyor. 45 milyonluk Ukrayna’da bile 7 bin 488 yargıç görev yapıyor. 1 hakime yılda 1500 dava! Davaların kısa sürede sonuçlanmamasının bir diğer sebebi de binlerce sayfalık iddianameler ve yine binlerce sayfalık klasörlerden oluşan dosyalar... Ergenekon, Balyoz ve KCK davasının ayrıca sanık sayısı da fazla. Yani birden çok sanıklı davalar. Üstelik her sanık, uzun iddianamelere karşılık uzun ve günler süren savunmalar yapabiliyor. Yargıda her yıl katlanarak artan ve milyonları bulan dosya sayısı da hukuk sistemini felç eden sebeplerden biri. Ortalama yargılama süresi 241 güne, bir hakim ve savcının yılda baktığı dava sayısı 1500’lere ulaşmış durumda. Bakanlığın verilerine göre bir hakime düşen dava sayısı on yılda yüzde 29.2 arttı. Ceza, Hukuk ve İdari Yargı Mahkemelerine ulaşan dava sayısı da 6 milyona ulaştı. Yargıtay eski Savcılarından Ahmet Gündel, “Şu anda yaklaşık 12 bin hakim ve savcımız var. En az 20 bin hakim ve savcıya daha ihtiyacımız var” diyor. > YARIN “MAKUL SÜRE” TARTIŞMASI
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT