BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kutlu emanet ‘Ehl-i Beyt’

Kutlu emanet ‘Ehl-i Beyt’

Peygamber efendimiz buyurdularki: “Sizlere dîn-i İslâmı getirdiğim için, bir karşılık istemiyorum. Yalnız bana yakın olan Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum”



Ramazan Günlüğü 5 RAMAZAN 1432 > Abdulhakim Arvas NAKÎBU’L-EŞRÂF MAKAMI Nakîbu’l-Eşrâf, Peygamber efendimizin torunlarının işlerine bakar, neseplerini kaydeder, onları adi işlere ve şanlarına uygun olmayan sanatlara girmekten menederdi. Peygamber Efendimizin, “Eshâbımı, zevcelerimi ve Ehl-i Beyt’imi seven ve onlara dil uzatmayan, cennette benimle beraber olur” sözünü bilen Müslümanlar, Resûlullah’ın torunlarına karşı sonsuz bir sevgi besler, onları diğer insanlardan ayırt ederek dünyevî muamelelerde farklı bir yere koyardı. “Ehl-i Beyt”, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın, mübârek hanımları, muazzez kızı Hazret-i Fâtıma ile mübârek damadı Hazret-i Ali ve bunların evlâtları olan Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin, onların çocukları ve kıyâmete kadar gelecek torunlarının hepsi” olarak tarif edilmektedir. ‘SEYYİD’LER ‘ŞERİF’LER Hazret-i Hasan’ın çocuklarına ve torunlarına “Şerîf”, Hazret-i Hüseyin’in nesline de “Seyyid” denilmektedir. Peygamber efendimizin mübârek kanını taşıyan seyyidler ve şerîfler, dünyanın birçok yerlerinde olduğu gibi yurdumuzda da yaşamaktadırlar. Peygamber efendimiz buyurdular ki: “Sizlere dîn-i İslâmı getirdiğim için, bir karşılık istemiyorum. Yalnız bana yakın olan Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum” İslâm âlimleri, Ehl-i Beyt sevgisini, son nefeste iman ile gitmek için şart görmüş ve “Ehl-i Beyti sevmek her mümine farzdır. Bunlarda Resûlullah’ın zerreleri vardır. Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her Müslüman’ın vazifesidir” demişlerdir. EHLİ BEYT’E ÖZEL... Abbâsîler, Memlûkler gibi Osmanlı Devletinde de Ehli Beyt’e ait muameleleri görmek için seyyid ve şerîflerden seçilen “Nakîbu’l-Eşrâf” adı verilen bir memurluk müessesesi kurulmuştu. Nakîbu’l-Eşrâf, Peygamber Efendimiz’in neslinden gelen seyyid ve şerîflerin amir ve reisi olup, o mübarek neslin nezâreti ile onların şecerelerini kayıt ve zabt eden vazifeliye denilmekteydi. Ehl-i Beyt’i her türlü vergiden muaf tutan Osmanlı, onlara geçimlerini sağlayacak kadar arazi veya hayvan verir, askerlikten muaf tutardı. Seyyid ve Şerifler herhangi biri gibi yargılanmaz, mahkemeleri bizzat Nakîbu’l-Eşrâf makamı tarafından görülürdü. SADAKA ALMAZLARDI Seyyid ve şerîfler, halk arasında belli olmaları için, kıyâfet olarak yeşil sarık sarar ve yeşil cübbe giyerlerdi. Şerif ve Seyyidlerin sadaka almaları haram sayılarak yasaklanmış ve onların zekat almaları da uygun görülmemişti. Seyyidler cemiyet içinde itibarlıydılar, sırf bu sebeple Şerîfe ve Seyyidelerin, dengi olmayanlarla evlenmeleri çok az vuku bulmuştu. Nakîbu’l-Eşrâflar için II. Abdülhamid döneminde Yıldız Sarayı’nda bir konak tahsis edilmiş, 1000 kuruş olan aylık ücretleri 5000 kuruşa yükseltilmişti. Bu makam Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) ile son bulmuştu. Seyyidler ve şerifler, dünyanın her yerinde yaşamaya devam ediyor. Bunların kıymetini bilmeli, hürmette ve hizmette kusur etmemelidir. Delhi için iftar vakti Akşam namazı kılınmış, cemaat evlerine koşmuş. Bu aile şehrin yerlisi mi, yoksa yolcu mu bilmiyoruz ama huzurlu görünüyorlar. Uzun ve sıcak bir günün ardından sofra bezlerini yaymış çıkınlarındakini çıkarmışlar... Zamanında sultanları, vezirleri, muhaddisleri, müfessirleri ağırlayan mekân şimdilik onlardan soruluyor. Ancak vakitleri hızla daralıyor, Mesjid-i Jama (cuma camisi) birazdan hınca hınç dolacak bu avluda onbinler saf tutacak... BOLU MUTFAĞINDAN Mudurnu Köftesi Hazırlanışı: Soğanları ince doğrayın. İçine koyacağınız tuz ile ovalayın. Sonra piliç, kıyma, kabukları soyulmuş domates, pirinç, maydanoz, dereotu, karabiber koyup iyice karıştırın. Karışımdan yuvarlak köfteler yapın. Üzerine, (köftelerin kendisini toplaması için) kaynar su koyun, iki dakika kaynar suda bekleyen köfteleri kevgirle uygun bir tencereye çıkarın. Yeteri kadar suda, patates, havuç, bezelye, sarımsak, kereviz, margarin ve patatesler pişince ocaktan almadan 5 dakika önce kabakları koyun, sıcak olarak servis yapın. Malzemeler * 600 gr piliç kıyması * 40 gr pirinç * 1 demet dereotu * 1 demet maydanoz * 2 adet orta boy soğan * 60 gr domates * 150 gr havuç * 100 gr kereviz * 80 gr kabak * 50 gr bezelye * 2 diş sarımsak * 60 gr margarin * 100 gr patates * yeteri kadar tuz ve pul biber > Tarhana Çorbası, Mudurnu Köftesi, Pilav, Cacık Seyyahların kaleminden... Kadir gecesi ve 2. Abdülhamid H. G. Dwight, 1913 yılında İngiltere’de basılan “Constantinople Old and New” isimli eserinde, İstanbul’daki ramazanın coşkusunun sokaklara kadar taştığından bahseder. Teravih namazına da değinen yazar, bu namazı ağır bir iftar yemeği yemiş bir kimsenin hazmına yardımcı olduğunu not düşer. Gözlemlerinde bir eksiklik olacak ki teravih namazı için, “Her zamanki 5 rekat yerine 22 rekat kılınır” der. Dwight, akşamla teravih namazını birbirine karıştırsa da şahit olduğu 2. Abdülhamid Han’ın Kadir gecesi alayı hakkındaki yazdıkları en ilgi çekici olanıdır. Yazar, Padişahı simasını net bir biçimde tarif edecek kadar yakından görür. 2. Abdülhamid Han’ı görmeye gelen halkın coşkusu, gökyüzünü aydınlatan maytaplar, çalınan Hamidiye marşı ve akabinde dışarı sızan tatlı bir ilâhi sesi yazarı adeta cezbeder. Günün Sözü Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur. [Buhârî] Ramazan orucunu tutup ölen kimse, cennete girer. [Deylemî] Hak teâlânın ziyâde mahbûbu [en çok sevdiği] şu kimsedir ki, Allahü teâlânın kullarına muhabbetine sebep olan ve kulların dahî Ma’bûd-i teâlâya muhabbet eylemelerine vesîle olandır. O kimse, teblîg ve davet sâhibidir. [Se’âdet-i Ebediyye] Her güne bir dua İstiğfar duâsı Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere ‘Estagfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etübü ileyh’ okuyanın bütün günahları af olur” buyruldu. Hadis-i şerifte, “İstiğfâra devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır” buyruldu. İstiğfârlardan meşhur olanı, Peygamberimizin bildirdiği, “Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanürrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbigfir lî” istiğfarıdır. Bu istiğfarı yirmi beş kere okursa, odasında, ailesinde, evinde ve şehrinde hiç kaza, belâ olmaz. Günde en az yüz defa, Estagfirullâhel’azîm... söylemek çok faydalıdır. Her zaman ve her yerde ve namazlardan sonra ve yatarken, manâlarını düşünerek, çok “Estagfirullah min külli mâ kerihallah” veya kısaca “Estagfirullah” demelidir. MENKIBELER Seyyideye hürmet Mecusi’yi kurtardı Vaktiyle Belh padişahına bir hanım gelmiş, “Ben seyyideyim, fakir ve muhtacım. Sizden yardım dilerim” demiş. Padişah, “Vesikan var mı” diye sorunca, kadıncağız buruk bir tonla, “Yok efendim” demiş. Bunun üzerine padişah sert bir üslupla, “Haydi başka kapıya!” deyip kadıncağızı kovmuş. Mahzun halde geri dönen o seyyide hanım, zengin bir Mecusi’ye rastlamış. Derdini anlatınca Mecusi’nin kalbi yumuşayıp, bir ev, birkaç hizmetçi ve bol bol da yiyecek vermiş kendisine. O gece Belh padişahı rüyasında Peygamber efendimizi görmüş. Cennet gibi bir mekân, yeşillikler içinde köşkler ve kalabalık insanlar hayli merakını celbetmiş Padişahın ve “Bunlar nedir yâ Resûlallah?” diye sormuş. - Bunlar Müslümanlarındır. - Ben de Müslüman’ım, benim köşküm hangisi? - Vesikan var mı peki? O ANDA KALBİM DEĞİŞTİ Padişah kan ter içinde uyanmış. Görevlendirdiği adamlarını o seyyide hanımı bir Mecusi’nin evinde bulmuş. Padişah bin altın teklif etmesine rağmen Mecusi o seyyideyi geri vermeyip, “Yüz bin altın versen de o hanımı sana vermem” demiş. Padişah sebebini sorması üzerine, - Dün bana gelip yardım istedi. Bütün ihtiyacını temin ettim. O anda kalbim değişti ve Müslüman oldum. Bu gece de Efendimizi rüyada gördüm. Cennet gibi bir yer, yeşillikler içinde köşkler, kalabalık insanlar vardı. Merak edip, “Bunlar nedir yâ Resûlallah?” diye sordum. - Şu gördüklerin Müslümanlar. O köşkler de onlara ait, buyurdu. Arz ettim ki: “Ben de Müslüman oldum, benim köşküm hangisidir?” Padişah hemen atıldı, “Vesika sordular mı?” diye... - Hayır, “Sana vesikaya gerek yok. Şu yeşil köşk de senin” buyurdular diye cevap verdi. Belh padişahı hatasını anlamış, ama iş işten çoktan geçmiş.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT