BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni nesil kuş sesine hasret

Yeni nesil kuş sesine hasret

İnsanoğlu, kıymetini bilemediği dünya üzerinde bir uzay gemisindeki yolcu gibidir. Yolumuz sonsuz olup, hayatımız ise oksijen, su, besin ve güneşten gelen yakıtla sınırlıdır! Bir zamanlar gökyüzü berrak, ırmaklar billur ve çocuklar kuş sesiyle büyürdü.



Sevgili okurlar, bir zamanlar insanoğlu yalnız yürümeyi ve koşmayı bilirdi. Günümüzden 3500 yıl önce tekerleği keşfederek, hızını saatte 30 km’ye çıkardı. Bu durum 1800’lü yıllarda buharlı lokomotif keşfedilene kadar böyle devam etti. Atalarımız daha sessiz ve daha yavaş yaşamışlardı. At arabaları acele etmeden yol alır, günler kırsal kesimdeki yaşamda sessizce geçerdi. Gökyüzü berrak, ormanlar bakir güzellikler içinde ve ırmaklar billur gibiydi. O zamanlar, insan daha duygusal ve mutlu bir varlıktı. DUYGULARIMIZ SÜRÜLDÜ! Sonra bu yeryüzü cennetinin huzuru hızlı makine çağının gıcırtılarıyla bin parça oldu. Yerde ve gökte kalabalık arttı. Artık bu Yeni Çağ düşünce ve duygusallık değil, hareket istiyordu. Durmadan artan bilgi, insanoğlunun başlıca ihtiyacını oluşturdu. Ancak imkânlar kısıtlı idi, devamlı çalışıp didinen insan bir an geldi, geriye dönüp baktı ve anladı ki önemli bir hasleti kaybolmuş, derinlere gömülmüştü. Duygularının tarlalar gibi sürüldüğünü gördü. İNSAN-I KAMİL OLMAK... Bir insanın düşünce hayatı ne kadar gelişmişse duygusal paletin renkleri de o kadar zengindir. Bu renklerin parlaklığı o insanın ruhsal tekamülünü gösterir. Düşünce kültürüne erişmenin yolu, insanlığın kültürel mirasının bütününü özümsemekten geçer. İnsanlık doğaya davranışı bakımından üç döneme ayrılabilir: > Eski Çağlarda insan doğanın bir parçası sayılırdı, doğayı tanıması kendini tanıması ile eşdeğerdi. > Daha sonraları Sanayi Devrimi ile doğayı dize getirmek isteyen Makine Çağı başladı. > Bugün ise, doğanın ve toplumların bir bütün oluşturduğu ve yapılması gerekenin hem doğanın, hem de insanın yararına onu korumak olduğu görüşü yayılıyor. Biz yaşamı paylaşan varlıklar olarak, endüstri ile doğa ve birey ile çevresi arasında ahenkli bir birlik arıyoruz. Bu nedenle doğa üzerindeki baskılarımızla mağrur olmamamız gerekiyor. Çünkü her zaferden sonra doğa öcünü alıyor. Örnek vermek gerekirse; Mezopotamya, Yunanistan ve Anadolu’daki ormanları yakacak için veya ekilecek toprak uğruna feda edenler, ormanların nem çekici ve nem saklayıcı özelliklerinden vazgeçmiş oluyorlardı. Bunun sonucunda kuraklıkla birlikte erozyonun tahrip edici etkisi devreye girdi. Anı şekilde Avrupa’daki Alp Sıradağları’nın güney sırtlarındaki çam ormanlarını kesen İtalyanlar, o bölgedeki süt endüstrisinin de köklerini kesmiş oldular, dağ pınarları kurudu ve seller yağmur mevsiminde hızla ovalara inerek tarlaları ve meraları tahrip etti. AFRİKA, İNSANLIĞIN AYIBI Değerli okurlar, yukarıda verdiğim örnekler çoğaltılabilir, ancak “Doğanın Geri Tepmesi” hakikaten üzücü sonuçlar doğurmaktadır. Doğal Kaynakları ne kadar verimli ve tutumlu kullanırsak kullanalım, bu değerlerin sınırsız olmadığını hatırlamak zorundayız. Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde su sıkıntısı belirmiştir. Doğu Afrika’da bulunan Somali, Eritre, Etiyopya ve Cibuti ülkelerinde kuraklık sonucu milyonlar açlıkla karşı karşıyadır. Bunlar hiç şüphe yok ki acı gerçekler olarak hepimizi derinden üzmektedir. Paylaşımcılık ve Yardımlaşma insanı yücelten, ona huzur veren üstün hasletlerdir. Ülkemiz insanının bu konudaki gayretli ve azimli yaklaşımı her türlü takdirin fevkindedir. Artık vakit kaybetmeden doğa ile olan ilişkilerimizi geleceğe yönelik gözden geçirmek zorundayız. İnsan eliyle değişen çevremiz “dünyaya ikinci bir dünya gibi eklenmekte” ve yıldırım hızıyla büyümektedir. Gelecek nesillere yalnız ne kadar refah ve zenginlik bırakacağımız değil, nasıl bir çevre bırakacağımızı da düşünmemiz gerekiyor. ŞEHRİN UĞULTUSUNA BOĞULDUK Sonuç olarak diyebiliriz ki; kentlerin beton blokları ve sonsuz yollarında sıkışıp kalmış çocuklarımız, kuş sesleri yerine şehrin uğultusunu dinler, manzara yerine televizyonu seyreder hale gelmiştir. Özgürce kırlarda koşarak, arkadaşlarıyla paylaştığı oyunlardan mahrumdurlar. Bu nedenle, kent uygarlığını doğanın çok çeşitli güzellikleriyle birleştiren doğal sosyal çevreler oluşturmalı ve varlık aleminin diğer bireylerini tanıma fırsatını çocuklarımıza sağlamalıyız. Size neşe içinde geçireceğiniz bir ramazan haftası diliyorum, sevgiyle kalın. SOMALİ’YE SAHİP ÇIKMAK İYİ OLDU Tahrip edilen doğaya son örnek Afrika Boynuzu’nda yaşanan kuraklıktır. Paylaşma ve yardımlaşma insanı yüceltir. Halkımızın Somali’ye sahip çıkması her türlü takdirin fevkindedir. Turistler Karadeniz’in serinliğine akın ediyor SİS DENİZLERİ SİZİ BEKLİYOR Yılın belli dönemlerinde âdeta bir “sis denizi” içine hapsolan Doğu Karadeniz, doğa tutkunları için etkileyici manzaralar sunuyor. Yeşille mavinin en güzel tonlarını bir arada barındıran Doğu Karadeniz, sıra dağları, vadileri, yaylaları, gölleri, şelaleleri ve zengin bitki örtüsünün yanı sıra vadilere çökerek eşsiz görüntüler oluşturan sisiyle turistlerin ilgisini çekiyor. Yöreye turlarla gelenler Trabzon’da Uzungöl, Sümela Manastırı, Rize’de ise Ayder Yaylasını ziyaret ediyor, Fırtına ve Kamilet vadileri, yüksek kesimlerdeki yaylalar, Kaçkar Dağları genelde tracking sporuna gönül verenlerin ilgi alanına giriyor. Doğu Karadeniz’in yağmur ormanlarını andıran güzelliğinin en iyi sisli ortamda fark edildiğini belirten Doğu Karadeniz Doğa Sporları Kulübü’nden Hanife Keleş, “Geçmiş yıllarda birçok yerli ve yabancı turist tatil için ülkemizde deniz, kum ve güneşi tercih ederken, artık bunun yerini serin, yağışlı ve sisli bir havanın hakim olduğu Doğu Karadeniz turları almaya başladı” diyor. Seyfe Gölü ölüyor! Kırşehir’de bulunan Seyfe Gölü Kuş Cenneti, yanlış yatırım ve uygulamalar sebebiyle kuruma tehlikesiyle karşı karşıya. Gölde incelemelerde bulunan Kırşehir Çevre Derneği Başkanı Mustafa Bağ, çok acı konuştu: “Yüzde 65’i kuruyon gölü tehdit eden unsurların başında kimyasal atıklardan oluşan katil yosunlar geliyor. Seyfe çöplüğe dönmüş durumda. Yüzlerce flamingo, ördek ve martı ölüsü topladık.” Artvin’e bal ormanı Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Artvin’de bal ormanları kurmak istediklerini söyledi. Eroğlu, “Burası biyosfer ve tabiat parkları açısından çok önemli bir yer. Uygun alanlarda organik şifalı bal üreterek dünyaya ihraç etmek istiyoruz. Altyapıyı hazırlayacağız, yer tahsis edeceğiz. Masraf bizden, geliri vatandaşımızın olacak” dedi. RENKLİ KARŞILAMA AK Parti’nin 10. kuruluş yıldönümü etkinliklerine katılmak üzere Artvin’e gelen Bakan Eroğlu tulumla karşılandı. YEŞİL PLATFORM Bisikletçiler YOL istiyor! > Mücahit Çalışkan(Perşembe Akşamı Bisikletçileri) Muhlis Dilmaç tarafından 2007 yılında İzmir’de kurulan Perşembe Akşamı Bisikletçileri (PAB) Etkinlik Grubu, Türkiye’nin dört bir yanında gençlerin sosyal kaynaşma adresi oldu. Başkent’te bisiklet yolu istediklerini dile getiren PAB Ankara grup temsilcisi Adnan Seçer, “Yasaya göre bisiklet yolu olmayan yerlerde bisikletler araç trafiğinden giderler. Ancak şoförlerimiz bu konuda biraz duyarsız. Belediye bize 1 metre versin yeter” diyor ve ekliyor: “Şehirden uzak doğayla iç içe gerçekleştirdiğimiz hafta sonu turlarına herkesi bekliyoruz. Hep birlikte çevreye hiçbir zararı olmayan bisiklete sahip çıkalım!” Tarım alanları sıkı korunmalı > Osman Kaya / BURSA Sayın Ediz Hun, size Yıldırım ilçesine bağlı Cumalıkızık Köyünden yazıyorum. Bizim buralar Türkiye’nin en verimli tarım arazilerine sahip. Köyümüzün bir bölümü de Milli Park Alanı olarak ilan edilmiştir. Ancak gel görki yapılaşma sonucu yok olmakta. Belediyelere bildiriyoruz, koruma altına aldıklarını söylüyorlar, fakat yine inşaatlar devam ediyor. Benim naçizane görüşüm; “Tarım alanlarına yapılaşmayı yasaklayan bir kanunun çıkarılmasıdır.” İşte o zaman bu yapılaşma biter. Yetkililere iletirseniz çok sevinirim. Belediye ve muhtarlar sesimize kulak vermiyor! Görmedim... Kimler geldi, kimler geçti dünyadan, Gözü arkada kalmayanı görmedim. Dile kolay, kırk yıl geçti aradan, Can evinden şükredeni görmedim. Gece demez, gündüz demez çalışır. Gün gelir, çoluk çocuğa karışır. Mal yığmada birbiriyle yarışır. Mezarına götüreni görmedim. Keyif çatıp, sefa sürmek tüm çaba, Vuslat Günü hiç katılmaz hesaba. Fakir kimdir, zekât nedir acaba? Cevap verip yaşayanı görmedim. Hak vermese sürüm sürüm sürünür. Verince de kibirlere bürünür. Ele karşı mütevazı görünür Hırs küpüne düşmeyeni görmedim. O tarafta para, para etmezmiş. Bütün dünya senin olsa yetmezmiş. Mal hesabı vere vere bitmezmiş. Torpil yapıp gitmeyeni görmedim. Gelin dostlar, gönüllere girelim Hak’tan alıp yine Hak’a verelim Yunus gibi kendimizi bilelim Pul yerine gül dereni görmedim. Yunus Emre (Gönderen:?Ruhan Ekmekçi / İst.) Yazışma adresi: 29 Ekim Cad­. No: 23 Ye­ni­bos­na İS­T. e-ma­il: ediz.hun@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT