BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Füze tehdidi altındayız

Füze tehdidi altındayız

Türkiye’nin 780 bin kilometrekarelik yüzölçümünün yarısından fazlası İran, Irak ve Suriye’nin çok tehlikeli balistik füzelerinin tehdidi altında.



Stratejistler Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu hatta Orta Asya’da gelişen olaylar karşısında Türkiye’nin çok önemli bir konuma sahip olduğunu söylüyorlar. Özellikle bulunduğu coğrafyada çevresi sürekli iç sıkıntılarla dolu komşulara sahip olan Türkiye’nin nükleer ve balistik füze tehdit altında olduğunu ifade eden istihbaratçılar da, ülkemizin güçlü hava, kara, deniz savunmasına sahip olması gerektiğine işaret ediyorlar. Türkiye, çevresinde gelişen yeni oluşumlar çerçevesinde, komşularıyla olan önceliklerini masaya yatırmak zorunda. Komşularımızla çözümlenmemiş sorunların taşıdığı çatışma potansiyeli, terörizme destek veren davranışlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Anayasal düzenimizi kökünden değiştirmeyi hedef seçen, ülkemizin önünü kesmek için her yolu deneyen komşularımızla bazı anlaşmalar yaparken geçmişi de unutmaması gerekiyor. 21. yüzyıla girerken Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Avrasya’da yaşanan ve yaşanmakta olan olaylar, geçtiğimiz yüzyılda olduğu gibi 21. yüzyılda da bu bölgelerin dünyanın çıban başı olacağının işaretlerini veriyor. Türkiye, bu bölgelerle ya doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili bir ülke. Güvenlik sağlama bakımından Kafkaslar’daki durum Balkanlar’dan pek farklı değil. Strateji uzmanları, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da denge unsurunun Türkiye olduğunu ifade ediyorlar. Kilit nokta İstihbarat ve Strateji uzmanları, çevresi nükleer, balistik tehdite maruz Türkiye için şunları düşünüyorlar: “Türkiye, bölgesinde ve ötesinde tüm güvenlik, politik ve stratejileri etkileyecek bir ülke durumunda. Bundan dolayı vazgeçilemeyecek bir ülkedir. Tüm dünyanın menfaat çatışmalarının odaklandığı, bölgenin Batı’ya açılmasını sağlayan kapı durumunda olan Türkiye, sahip bulunduğu coğrafya nedeniyle de emsalsiz bir önem kazanmıştır. Soğuk savaş döneminin sona erip SSCB’nin dağılmasının ardından Türkiye’nin etkisinin azalacağı görüşleri son olaylar çerçevesinde daha da güçlendiği ve “Cephe ülke” konumuna geldiğinin tüm dünya ve NATO ülkeleri de kabul ediyor. Türkiye soğuk savaştan sonra önemi artan ender ülkelerden biri. Bu nedenle globalleşme dayatması ve kandırmacası adı altında ülkemize yaptırılmak istenen bazı konuları çok iyi tartıp ondan sonra hareket etme mecburiyetimiz bulunmaktadır. Bu hareket 21. yüzyılda ülkemizin izleyeceği politikaların ana kaynağını teşkil etmelidir. Türkiye soğuk savaş döneminde dünya politikalarına katkı sağlayan ülke konumundaydı. Şimdi ise buna birde strateji üreten ülke sıfatını ekledi. Türkiye, Batı dünyası için vazgeçilmez ve hayat veren ülke konumuna geldi. Ülkemizini bu yükselişini gören komşularımızın bazıları önümüzü kesmek bazıları da kendif menfaatleri çin Türkiye ile anlaşmalar imzalamak için sıraya girdiler. Türkiye’nin tartışmasız bu önemini kabul edenler kazançlı çıkacaktır. Ancak Türkiye ikili ilişkilere girerken bu ilişkilerin nedenlerinin ve ileride getirip götüreceklerini de iyi hesap etmek durumunda. Suriye ile Öcalan’ın tesliminden sonra durum biraz duruldu. Ancak onun da gözünün Hatay’da olduğu unutulmamalı. İran, elindeki bütün imkanları kullanarak ekonomisini büyük oranda askeri harcamalara ayırıyor. Elindeki eski tip füzeleri revizyona tabi tutan İran’ın şu anda yaklaşık 6 bin kilometre gidibelecek ve nükleer, balistik başlık taşıyabilecek füzelere sahip olduğu biliniyor. İran’ın, Kuzey Kore’den satın aldığı Taepe Dong-2 füzelerinin her türlü savaş başlığını taşıyabildiği gibi bir çok Avrupa ülkesini de tehdit ettiği ortaya çıktı. İran’dan savaş durumunda atılacak bu füzelerin, İngiltere’ye kadar gideceği söyleniyor. İran ile Türkiye arasındaki ilişkilerde çeşitli gerginlikler yaşandı. Çok ileriye gitmeden önce PKK’ya maddi ve manevi destek verdiği bilinen İran, bu birlikteliğini devam ettiriyor. TSK’nin takibinden kaçan ve bitme durumuna gelen PKK hala İran’da yuvalanıyor. Türk İstihbarat Birimleri’nin hazırladığı rapora göre İran’da 1979 yılında Şah rejiminin yıkılması ve İslami esaslara dayalı devlet düzenine geçilmesiyle, Hizbullah Örgütü 1982 yılında İran Devrim Muhafızları önderliğinde kurulup, merkezi Beyrut’ta bulunan örgüt, İran’ın devrim ihracı politikası çerçevesinde Türkiye’de de yapılanmaya gittiğini ortaya çıkardı. Çember içindeyiz Komşularımız genellikle Rus, Çin ve Kuzey Kore teknolojisi ile geliştirilmiş karadan karaya atılan orta ve uzun menzilli balistik füzelerle donatılmış durumda. ABD tarafından dünyanın en tehlikeli 5 rejimi diye nitelendirilen ve balistik füzeler açısından büyük tehdit oluşturan Irak, İran, Suriye, Libya ve Kuzey Kore ülkelerinden 3’ü Türkiye’nin Güney ve Doğu komşusu başka bir deyişle Türkiye’nin 780 bin kilometre karelik yüzölçümünün yarısından fazlası bu üç ülkenin elinde bulunan çok tehlikeli balistik füzelerin menzili altında. Füzeler, birkaç yüz kilodan yaklaşık 1.5 tona kadar değişik konvansiyonel savaş başlıklarının yanısra biyolojik, kimyasal hatta nükleer silahları taşıyacak, bir anda onbinlerce kişinin ölümüne yol açacak kapasiteye sahip. Türkiye’ye sınır ülkeler arasında en tehlikelisi ise İran. Irak ise füzelerinin çoğunu Körfez Savaşı sırasında kaybetti. Bir değer komşumuz ve NATO mütteikimiz Yunanistan’da Lozan Antlaşmasına aykırı olarak burnumuzun dibindeki adaları silahlandırıyor. Son olarak Kıbrıs Rum kesiminin aldığı S-300’leri Girit’e yerleştirdi ve faal hale getirdi. Bu füzelerin menzili de 300 kilometre. Ayrıca Yunanistan’ın sahip olduğu Nike füzelerinin yanısıra yine Rus yapımı çeşitli füzelere sahip olduğu iddia ediliyor. İran, silahlanmada korkunç denilebilecek yollara başvuruyor. Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA, İran’ın geçen yıl yoğun şekilde Rusya, Çin, Kuzey Kore ve bazı Batı Avrupa ülkelerinden kitle imha silahları üretimi için malzeme ve teknoloji transferi arayışında olduğu tespit edildi. CIA’nın Amerikan Kongresi’ne sunduğu ve basına açıkladığı bir raporda Tahran yönetiminin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların üretimine yönelik kapasitesini geliştirmeye ve bu silahların yayılmasını sağlamaya çalıştığı kaydedildi. Raporda, geçen yılın ilk yarısında kitle imha silahlarının ne derece yayıldığı anlatıldı ve bu dönemde Rusya ile Çin’in, balistik füze üretimiyle ilgili geniş bir malzeme ve teknolojiyi İran’a ilettiği bildirildi. Tahran’ın bu malzeme ve teknolojiyi balistik füze üretiminde kendine yeterli hale gelme amacına ulaşmak için kullandığı da belirtildi. Bölge için tehlike İran, 1998’in Temmuz ayında orta menzilli Şahab-3 füzesi denedi. Raporda, İranlı yetkililerin Şahab-4 ve Şahab-5 füzelerini geliştirmek için çalıştıklarını kabul ettikleri de kaydedildi. CIA, İran’ın 1999 yılı başlarında, görünüşte sivil amaçlı olan biyoteknik malzeme almaya ve kimyasal silahlar konusunda da Rusya ve Çin’den teknoloji, uzman ve malzeme desteği elde etmeye çalıştığını belirtti. İstihbarat raporlarında, Rusya ve Çin’in İran ile nükleer işbirliğinin sadece sivil amaçlı olduğunun altı çizildi, ancak İran’ın nükleer teknolojiyi başka amaçlarla kullanma ihtimalinin bulunduğuna da işaret edilerek bölge ülkelerinin tehlike altına gireceği vurgulandı. İran’ın elinde bulunan Taepo Dong-2 füzesi 6 bin kilometre, Irak’ın geliştirdiği Al Abid füzesi ise yaklaşık 3 bin kilometre ötedeki bir hedefe nükleer ya da balistik başlık takılarak gönderilebiliyor. Araştırma, geliştirme çalışmalarını sürdüren ve gelişmiş füzelere sahip olan Suriye, İran ve Irak gibi ülkelerin, alacakları yanlış bir kararla onbinlerce insanın ölümüne sebep olacağı iddia ediliyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94082
    % 1.16
  • 4.7932
    % -0.57
  • 5.6125
    % 0.31
  • 6.2808
    % -0.14
  • 189.513
    % -0.21
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT