BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’yi saat üssü yapacaktık ama...

Türkiye’yi saat üssü yapacaktık ama...

Biz, Batı Trakyalıyız. Gümülcineli... Babam tacirdi, halimiz, vaktimiz yerindeydi. Ancak 74 Kıbrıs Harekâtından sonra bir husumet başladı, dükkândan çıkardılar.



MAKİNE BEDAVA Avrupa’da sektör krize girmiş, makineler ayağa düşmüş, en değme parçalar üç paraya... GÜMRÜK MUAMMA İyi de makineleri nasıl götürebiliriz acaba? Bern’de ticari ataşeye çıktık, akıl sorduk güya... Pırlant Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Akpınar Zaman sistemleri uzmanı 20 mağazalık bir zinciri yönetmesine rağmen okumaya araştırmaya da zaman ayıran Hayrettin Akpınar, mekanik saat ve zaman sistemleri üzerinde engin bilgisi ile dikkat çekiyor. Batı Trakya Gümülcine doğumlu olan Akpınar sektöre büyük saat ustası Hüseyin Hafız’ın çıraklığını yaparak adım atmış... Ustasının tavsiyesi üzerine İtalya, Fransa ve İsviçre’nin ünlü saat imalatçıları ile tanışmış, bilgi tecrübe paylaşmış. Hayrettin Akpınar bilhassa cep saati konusunda otorite olarak tanınıyor. Biz, Batı Trakyalıyız. Gümülcineli... Babam tacirdi, halimiz, vaktimiz yerindeydi. Ancak 74 Kıbrıs Harekâtından sonra bir husumet başladı, dükkândan çıkardılar. Yapacak şey yoktu, sattık savdık, geldik Anavatana. Bir süre Küçükçekmece’de akrabalarımızın yanında kaldık. Lâkin o yıllarda İstanbul’da nasıl bir susuzluk var, anlatamam. Felâket! İnsanlar bidon elde koşturuyorlar. Halbuki Bursa... Yeşil, sulak, ferah... Tamam dedik burası bize uyar. Bursa Ulucami yakınlarında 14 metrekarelik bir dükkan bulduk, saat tamiri ve satışına başladık (1975). Kurduğumuz sıcak dostluklar sayesinde işlerimiz büyüdü, ünümüz şehir dışına taştı. 1977’de saat camı imalatına girdik, bütün makine ve aksamlarını kendimiz dizayn ettik, hem beş kuruş döviz harcamadan. Camları albenili bir ambalajla piyasaya sürdük ve kısa sürede pazar liderliğini yakaladık. Günde 5 bin cam yapıyor, yetiştiremiyoruz. Antepliler alıp Suriye’ye götürüyor, Ağrılılar İran’a, Trabzonlular Gürcistan’a... İstanbul ise Balkanlara çalışıyor. CAM TAMAM Gidip pazartesi Tahtakale’den yeni gelen modelleri topluyorum, Cuma günü camlarını hazırlayıp yolluyorum sağa sola... Peki niye cam diyeceksiniz. Üreticiler saati satar ama camını sallar. Bekletir bezdirir sonra uçuk paralara çakarlar. Bir ara Casio’dan bir Japon geldi. “Siz cam üretiyormuşsunuz?” -Evet. -Görebilir miyim? -Tabii -Bu bizim camımız, siz yapamazsınız. -Yapmışız işte. -Mümkün değil. Teknolojiniz yetmez. -Siz kaça satıyorsunuz? -Şu kadar yen. -Gel onda bir fiyatına vereyim sana. Adam durdu durdu “Sizinle nasıl çalışabiliriz acaba?” -Siz mal talep edin, gerisi kolay. O yılların imkânları ile yapmışız, ki bu gün neler olmaz. SIRA SAATTE Derken saat camı verip yedek parça ithaline başladık, ki barter bilinen bir şey değildi daha. Yaşım henüz 28, o sıralar Zenith krizde, satılıyor. Sahipleri 500 bin frank istiyorlar, öldüm parasına. 100 bini buldum ama dert anlatamıyorum ki dostlara... İtalya distribütörü fırsatı kaçırmadı, kaptı havada. Şu anki değeri en az bir milyar frank. Bakın o günlerde Zeki Yamani Cenevre’de yaşardı, “burada bir şirket al iş adamı görün” diyorlar. Ne yapsam, ne yapsam? Gidip 100 milyon franka Vacheron Constantin’i alıyor. Richmont Grup talip olunca 500 milyon frank dedi, itirazsız aldılar. Fazlasını da istese vereceklerdi aslında... Konya’da saatçi takımları ve kadran imal eden bir arkadaşım vardı Enes Bey. Eskişehir’de de Halil İbrahim ağabeyimiz kurma kolu yapardı. Yıl 83... Ortak bir tesis kuralım dedik masa saatinden başlayalım mesela. O zamanların iki ünlü masa saati var Peter ve Daniel Schuman. Gittik Avrupa’yı gezdik, sektör krizde, makineler düşmüş ayağa... Baktık hem masa hem de kol saati yapabileceğiz. Teşvik bile almadan. O günlerde Bulova çok güçlü bir markaydı, deyin ki ABD’nin Omega’sı... Düşünün astranotların saatlerini bile o veriyor. Accutron diye bir model çıkardılar yepyeni bir teknoloji. En iyi mekanik saat bin liraysa o 2500 lira... Seiko, kuvarsı bir sürdü, adamlar battılar. DOĞMADAN BOĞDULAR Gittik patron fabrikada tek başına oturuyor. Kapıcı bile kalmamış ortalıkta... -Buyrun? -Makine bakmıştık, -Seçin ne beğenirseniz alın. -Fiyat? -Anlaşırız kolay. Önemli birkaç parçayı ayırdık. Kaç para? Adamcağızın 100 frank derken sesi titriyor. Halbuki 5 bin frank da dese yine alacam, kaçırmam. Bern’e gittik zor şer ticari ateşeye çıkabildik, burnundan kıl aldırmıyor. Böyleyken böyle dedik, biz Türkiye’ye tesis kuracağız, makineleri tespit ettik nasıl götürebiliriz acaba? -Götüremezsiniz! -Niye? -Türkiye’ye kullanılmış makine girişi yasak. Birinci el için de teşvik almak zorundasınız. -Ama müstamel makineler haraç mezat gidiyor. Amerikalılar, Japonlar çılgınlar gibi kapışıyor. -Olmaz dedik ya. -Biz buraya olmazı duymaya gelmedik, devlet size vazife vermiş, yardımcı olmalısınız vatandaşa. -TIR’cılarla anlaşın o zaman. -Yani kaçakçılık mı yapalım? -Ben öyle demiyeyim de, sen nasıl anlarsan anla. Şevkimiz kırıldı. Günümüzün hükümeti olsa saat dünyasına adım atılmıştı, belki de yüzbinler çalışıyordu şu anda... İlerleyen yıllarda “Pırlant” saat meraklıların uğrak yeri oldu, dünyanın en kıymetli markalarını getirdik, servis ve bakımlarını üstlendik. Nadide saat meraklılarını ayak altında ağırlayamazdık, onlara vakit ayırmalıydık. Bu yüzden “üst kat mağaza” gibi bir yeniliğe imza attık. ÜST KAT MAĞAZA 1995’de İthalata girdik 96’dan itibaren AVM’lerde üstlenmeye başladık. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya’daki 20 mağazada 100 arkadaşımızla hizmet sunuyoruz. IWC, Piaget, Cartier, Jaeger LeCoultre, Hysek, Marlen, Ball, Meccaniche Veloci, Oris, İnvicta, Saint Honor, Aerowatch, Alfex, Signum, Rodania, Hirsch, Luxenter, SCR, Oscar, Brosway, Officina Del Tempo, Tendence, Vabene, Pryngeps ve ODM gibi 25 markanın distribütörlüğünü ve satış temsilciliğini yapıyoruz. Türkiye’de bizim ayarımızda bir zincir yok. Elemanlarımızı “Pırlant Kurumsal Eğitim Programı (PKEP)” ile eğitiyoruz. Kıymetli saat alıcıları hayli mâlumatlıdır zira. Onlara hitap etmek isteyen dersine çalışmak zorunda. Dikkat ettim, saat merakı ile iş başarısı paralel gidiyor. Hepsi bir yere gelmiş insanlar. Dünyanın öbür ucunda koleksiyoncularla tanışıyorlar. Cep saati konusunda bizim de hatırımız sayılır, elimizde en az 500 antika parça var. 3 asırlık el yapımı saatlar, tıkır tıkır çalışırlar. Saati yapan ustanın eliyle yazdığı sertifikalar da yanıbaşında. Keşke bir müze imkanı olsa... MARKA MARKA MARKA Saatin üretildiği yıllarda elektrik yok, dikiş makinesi yok, lokomotif yok. Sadece değirmenler dönüyor. Bir çok sektöre saatçiler yön veriyor, mesela oyuncak sanayi tamamen saatçilerin elinde gelişiyor. 1. Cihan harbinden evvel ABD’de 500 saat fabrikası vardı bu gün bir iki tane kaldı ancak. Gelgelelim silah ve uçak sanayii onların elinde. Diyelim mendil yapıyorsun, bunu üçe imal eder, beşe satarsın. Saf ipek yapsan, kuş kondursan 7’ye gider ancak, 8 vermezler adama. .Ama Versace, Armani alır, bir mühür basar 80’e satar. Elini bile dokundurmamıştır oysa. Bir malın artık nerede üretildiği önemli değil, acaba üzerinde ne yazıyor? Şimdi oturup Rolex saati birebir yapabilirsin ama kime satacaksın? Hem kaça? Açık konuşmak gerekirse biz treni kaçırdık, üretmekle de bitmiyor eğer imalatçının on misli yan sanayiiniz yoksa verimli ve rekabetçi olamazsın. Japonlar bile kıvıramadı ama bakın Çin güçlü geliyor. Marka çıkarmak yerine, markaları satın alıyor. Doğrusu da o aslında. Sanıldığı gibi markalar taklitlerinden rahatsız olmaz. Aksine sahteler aslını yüceltir, mal ulaşılmaz olmuş ki replikası yapılıyor di mi ama? İSVİÇRE ORTADA İsviçre enteresan bir ülke, 25 kanton, her biri ayrı konuda başa güreşiyor. Saatte Cenevre ve Yura. Zürich ise finans işlerine bakar. Basel kimya ve ilaçta bir numara. Halbuki hayat şartları zor. Türkiye’de bir mont kot alır, bütün yıl giyersin. Orada donarsın. Güneş yok, bir şey yetişmez, sadece inek ve mera. Bir yol açmak için yüzlerce tünel yapmak zorundalar, kar, buz, ulaşım muamma. Petrolü yok, demiri yok, tek zenginliği eğitimli insan. Sanat okullarına ehemmiyet veriyorlar. Saatçiliğin de mektebi var mesela... Mekanikte çok iyiler. Sanayi tesisi kuruyor, iplik tekstil tezgahları yapıyorlar. İyi ki zengin değilmişiz Rahmetli ustam 1920’li yıllarda İsviçre’ye gitmiş. anlatırdı: Kar yağdı mı adam üç beş ay içeride kalıyor. Saat dediğin az malzeme, çok emek. Köylü alıyor çeliğini eve kapanıyor. Yollar açılınca iniyor pazara, kapak yapmış, dişli yapmış, zemberek, pandül yapmış çeviriyor paraya. Rahmetli Özal iyi ki petrolümüz yok demişti, zenginlik insanı tembelliğe itiyor. Akseki, Kemaliye, Şavşat, Taşkent niye tuttuğunu koparıyor? Toprağı yok da ondan. NEREDEN NEREYE? Hayrettin ve Cihad Akpınar kardeşler Pırlant’ın kısa geçmişini anlatırken duygulu anlar yaşadılar. 1975 yılında Türkiye’ye gelmiş ve Ulucami yakınlarında avuç içi kadar bir dükkandan işe başlamışlardı. Bugün “Pırlant” ithal ettiği itibarlı markaları, alış veriş merkezlerindeki mağazaları ve iyi yetiştirilmiş personeli ile tanınıyor. NiYE ŞiMENDiFER, LOKOMOTiF? Nacar ve Hislon Türk markalarıydı ama İsviçre’de üretildiler. Ailenin yaşlıları İsviçre’de yaşar, görseniz Osmanlıca konuşurlar hâlâ... Cortabert de İsviçre markası. Serkisof ona keza... Eskiden DDY ihale açardı, kazanan makinistleri donatır. Şimendifer saati denirdi onlara. Zenith ve Longines ise Osmanlı Demiryolu idaresine mal vermiş. Omega da önemli bir markaydı, yine Oris onun ayarında... Saray için saat üretmiş zamanında. Rolex öyle ulaşılmaz bir saat değil, ücretini uzatır alırsınız. Ama gittin Cenevre’ye “ver oradan bir Patek Philippe”. Daha evvel kullandın mı diye sorarlar adama... 10 şubesi varsa 8 tane üretir. Malını ayağa düşürmez asla. İsviçre’de çok marka var, büyük gruplar da giriyor, mesela Richmont (Rothmans) baktı sigaranın geleceği yok, Cartier’i satın alıp saatçiliğe soyundu mesela. Kuvarsın çıkması ile mekanikçiler bocaladı, Seiko, Citizen, Orient büyük atılım yaptılar. (Citizen Momentus Quantum ve İspanyol Festina’yı da üretir ayrıca.) Şimdi yine klasiğe dönülüyor. Avrupa’da eski para yok. Mesela Hysec en çok Dubai’de satılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT