BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Alkolün dayanılmaz ağırlığı

Alkolün dayanılmaz ağırlığı

Bir bağırma bir feryat ile uyandık yataklarımızdan... Korku dolu gözlerle kapıya baktığımızda babamın anneme bağırdığını fark ettik... Sonra yataklarımızda büzüşüp korku dolu gözlerle yaşananları izlemeye başladık...



Diyor ki okuyucumuz: “Daha önce de size yazmıştım. Ama pek birşey yazamamıştım. Çünkü sırrımın açığa çıkmasından korkuyordum. Baktım ki sizler bu konuda okuyucunun isteğini göz önünde bulunduran bir sorumluluktasınız. İşte şimdi daha rahat yazıyorum. Tabii diyorum ki, yaşadıklarım aile sırrıdır. O bakımdan ismimin açıklanmasını istemiyorum. Sadece “A. A” deyin o kadar. “1979 doğumluyum. Acıların kızıyım. Biz 7 kardeşiz. Üç ablam evli. Hani şairin mısraı vardır: -Beni bu güzel havalar mahvetti, der... Bizi ne güzel hava mahvetti ne kış yaz... Bizi içki mahvetti... 1991’i gösteriyordu takvimler. Babamın içkiye başlaması ailemizin yıkılışı oldu. İşte bugün sizinle bir ailenin yıkılışını paylaşmak istiyorum: 1991’den önce babam pazara iner, 15 gün 20 gün hatta bir ay gelmediği olurdu. Biz de kendi çabamızla çalışıyor ekin ekiyor biçiyor o köyde hayatımızı sürdürüyor, kimseye muhtaç olmamak için elimizden geleni yapıyorduk. 1991’e kadar öyle yaşıyorduk. Ben daha oniki yaşındaydım olanlar o yıl oldu. Hiç unutamam o anı. Bir gece yarısıydı babam eve geldiğinde... Belki sabahın körü... Şimdi bu satırları yazarken bile o anı yaşar gibiyim. Bizler uykudaydık. Annem kapıyı açmış, babam körkütük sarhoş. O yetmezmiş gibi bir de yanına iki şişe daha almış. Ve bir bağırma bir feryat ile uyandık yataklarımızdan. Korku dolu gözlerle kapıya baktığımızda babamın anneme bağırdığını fark ettik. Sonra yataklarımızda büzüşüp korku dolu gözlerle yaşananları izlemeye başladık. Annemin sesi geliyordu kapı aralığından: -Allahım... Yardım et Allahım... Derken ağlamakla korku arasında annemin imdadına koştuk. Annem yerlerde, babam ise elinde şişe olduğu halde tepesinde... Annemin feryadı dayaktan ziyade bir iftiraya karşı isyan: -Sen ne diyorsun öyle? O manzara hâlâ dün gibi gözlerimin önünde. Annem yerde babam öyle duruyor o iğrenç içkiyi yudumluyor. Nefret dolu bakınıyor... Daha ne olduğunu anlamamıştık. Soruyorduk ama ikisi de bir şey söylemiyordu. Annemi eve götürdük. Babam yine pazara inmişti. Anneme yalvardık bir şey söylemedi. Yalnız sürekli inliyordu: -Allahım bu da mı gelecekti başıma. Ben şimdi ne yapacağım? Bana yardım et Allahım!.. Annem söylememişti ama bir felaket olduğunu anlamıştım. Daha doğrusu, bu anladığım felaketten de beterdi. Ve annem bizler çocukları için susmuştu. Günler birbirini kovalıyordu. Babamın hal ve hareketi tahammül sınırını zorluyordu. Hergün içiyor kör kütük sarhoş oluyor, o haliyle gelip bizim henüz anlamadığımız bir şekilde anneme laflar söylüyor, kadıncağızı yiyip bitiriyordu. Annemin hali ise zalim düşman kumandanına yalvaran esir asker gibiydi: -Neden böyle söylüyorsun, ben ne yaptım sana? Kimden duydun ne oldu? Ardından yine gözyaşlarına sığınıyordu: -Allahım bana yardım et!.. Artık tahammülümüz kalmamıştı. Çıldıracak gibiydik. Biz öyleydik de annem içindeki sırrı taşıyabilecek halde miydi? O da dayanamamış olacak ki çekti birgün bizi ve konuyu anlattı. Fakat inanamadık. Böyle bir şey olamazdı. Babamın yaptığı şey, resmen anneme iğrenç bir iftiraydı. Babam anneme iftira etmişti . Anneme sen “O... sun, beni aldattın. Hem de onunla!” diye haykırmıştı. Ah içkinin bulandırdığı dumanlı zihinle kıskançlığın öfkesi arasına sıkışan üç kıvrımlı beyin... Görmeden gördüğünü, duymadan duyduğunu sanan zavallılık... Benim melek gibi anneme, kendi sarhoş dünyasından bakıyor, onu da kendisi gibi pespaye görüyordu... Oysa biz hepimiz biliyorduk ki, benim annem bir su kadar saf, temiz afif bir kadındı. Kötülük aklının ucuna bile gelmeyen, günde beş vakit alnını Allah için secdeye koyan, saçının bir tek telini dahi sakınan, namahreme dikkat eden, yolda yürürken dahi, edebinden başını yerden kaldırmayan yalnızca çocukları için yaşayan ve köyde herkesin saygı duyduğu bir anaydı... Ama neye yarardı. Babamın tüm benliği şeytanın esiri olmuştu. Günler geçtikçe babam daha da korkunç oluyordu. İçiyor içiyor içiyordu... Sonra da dışarı çıkıp var gücüyle haykırıyor bağırıyor ağıza alınmayacak sözler söylüyor küfrediyordu. Hem de kendi ailesine... Hem de kendi evinin önünde... Hem de utanç verici o vehimleri tüm çıplaklığıyla haykırarak... Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT