BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Umutlu bakmak hedef sahibi olmaktan geçer

Umutlu bakmak hedef sahibi olmaktan geçer

Nereye gideceğini bilen bir kimse, adımlarını daha kararlı biçimde atar ve güçlü bir kişiliğe sahip olur. Bunun tam tersi, belirsizlik ve bunun neden olduğu kararsızlık durumu ise insanı psikolojik olarak yıpratır.



> Emre Aygın Bazen içimizde anlamsız bir sıkıntı belirir. Dışarıdan bakılınca her şey normal görünmesine rağmen hayattan zevk alamaz hâle geliriz. İyi bir işe ve aileye sahibiz, maddi anlamda da beklentilerimize kavuşmuşuz. Ancak bunlar keyifsizliğimizi dindirmeye yetmez. Bunun gibi, sebebini bilmeden yaşadığımız iç sıkıntıların en önemli sebebi, hayatımızın tekdüze hâle gelmesidir. Başka bir ifadeyle geleceğe yönelik, bizi heyecanlandıran ya da hayata tutunmamızı sağlayan hedeflerden yoksun olmamızdır. Hedefi olmayan bir insanı, gece karanlıkta, önünü göremeden yürümek zorunda kalan kimse gibi düşünebiliriz. En güvenli yollardan gidilse dahi, bastığımız yeri görememek bizi tedirgin eder. İşte hedeflerimiz, fener gibi önümüzü aydınlatır ve bize daha geniş bir görüş açısı sağlar. Bu yüzden, önünü görebilen; yani nereye gideceğini bilen bir kimse, adımlarını daha kararlı biçimde atar ve güçlü bir kişiliğe sahip olur. Bunun tam tersi, belirsizlik ve bunun neden olduğu kararsızlık durumu ise insanı psikolojik olarak yıpratır. HEDEFSİZ VE GAYESİZ Mesela avukatlığa ilgi duyan ve gelecekte iyi bir avukat olmak isteyen genç bir kişiyi düşünün. Eğer bu genç, ilgi duyduğu avukatlığa ulaşabilmek için çabalıyorsa, bu ideal onun geleceğe daha umutla bakmasını sağlar. Böylece yapılan her iş ve öğrenilen her bilgi, avukat olma yolunda anlamlı hâle gelir. Maalesef, günümüz gençliği ekseriyetle rüzgârın sağa sola savurduğu yaprak misali, hedefsiz, gayesiz bir hayat yaşıyor. Okul hayatı boyunca çevre baskısıyla “yüksek puan” alabilmek için çabalayan çocuklarımız, nereye gittiğini bilmeden, mecburi bir yarışın içine sokuluyor. Örneğin, liseyi bitirmiş öğrencilerin üniversite tercih dönemlerinde nasıl bir ruh hâlinde olduğuna dikkat edin! Üniversiteye giriş sınavından yüksek puanlar almasına rağmen, hangi bölümü tercih edeceğini bilmeyen birçok genç ile karşılaşıyoruz. Lise bitene kadar not korkusuyla farklı derslerden birçok bilgi öğreniliyor; ancak bu öğrenilenler, gençlerin kendi yeteneklerini keşfetmesine bir katkı sağlamıyor. Hâliyle, tercih dönemindeki kısa zamanda, üniversite seçimi gibi hayati bir dönemeçte sağlıklı kararlar alınamıyor. Tüm bunların sonucunda, üniversiteyi bitirmiş, ancak yanlış tercihleri nedeniyle kendi içinde çatışmalar yaşayan bir nesille karşılaşıyoruz. İşin bu noktaya gelmemesi için elbette anne babalara çok önemli görevler düşüyor. Çocuklarımızın kendini tanıma ve doğru hedefler belirleyebilme sürecinde ebeveyn olarak yapmamız gerekenler hakkında da gelecek hafta bilgi vermeye çalışacağız. PENCERELER Emre Erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: AĞAÇLAR Bir ağaç senede 4.6 ton oksijen üretiyor > Bir metrekarelik alanda yetişen bir ağacın, bir yılda ürettiği oksijen, 4-5 insanın yıl boyunca tükettiği oksijen miktarıyla aynıdır. Bir ağaç ise yılda yaklaşık 4.6 ton oksijen üretir. Yine bir metrekarelik alanda yetişen bir ağaç, yılda yaklaşık 6.5 ton karbondioksit emer. > Dünya yüzeyinin, toplamda sadece yüzde ikisini kaplayan yağmur ormanları, dünyada bulunan bitki ve hayvan türlerinin tamamının yüzde ellisine ev sahipliği yapmaktadır. > Dünyanın en yaşlı ağacı, Amerika’da bulunan 4600 (bazı kaynaklara göre 4700) yıllık Bristlecone çamlarıdır. Dünyanın en uzun ağacı ise yine Amerika’da bulunan 110 metrelik “coast redwood” ağaçlarıdır. Paylaşım merkezi Ders alınacak hayvan sevgisi Şimdilerde bazı belediyelerin sosyal sorumluluk adına başlattığı çalışmalardan olan “Bir Kap da Sen Koy” projesi, aslında ecdadımızın bize bırakıp da sahip çıkmadığımız kültür mirasının bir yansıması gibidir. Çünkü Osmanlı Devleti hayvanlara çok önem vermiş, onları her alanda düşünmüştür. Nitekim Osmanlı zamanında her evin, her binanın dış kısmına kuş barınakları yapılırdı. Daha çok saka, serçe gibi korunmaya ihtiyacı olan küçük kuşlar için kurulan bu barınaklar, öyle kutuya bir çatı yapıp delik açmakla yapılmazdı. Özellikle camilerdeki minyatür kuş sarayları, gerçek saraylara taş çıkaracak cinstendir. Bazıları iki kat, oda ve salondan oluşurken bazılarının ön kısmında da avlu veya bahçe bulunmaktadır. BİLİYOR MUYDUNUZ? Kadınların vücudunda yaklaşık 4.5 litre kan mevcut iken; bu miktar erkeklerde 5.6 litredir. LÜGATİ’T UYDURUKÇA Bin yıllık Türk-İslam tarihinde aşağıdaki uydurukça kelimelerin hiçbiri yoktu. Uydurukça Türkçe Eleştiri Tenkit Girişim Teşebbüs Yanıt Cevap Yanıt olarak Cevaben Parasal Nakdî, Mâli Kalemin yazdıkları “Kim, mutluluk parayla satın alınmaz diyorsa, nerden alışveriş yapacağını bilmiyordur.” [Huxley] tweetçi Utku Öztürk twitter.com/twtci istiklalAkarsu Hugo geçen gün yolumu kesti, yaşlanmış, saçları ağarmış “unutuldum abi” dedi ağladı, sonra para istedi, 6’ya bastım sağa kaydı, kaçtım. NaferErmis “Okullar açıldı.” - 5386 simitçi bunu beğendi. metinustundag Ne ile kim ile didişiyorsan / o biraz sensin! mahallebaskisi Allah hepimize pazartesi sabahının yedisinde saçına fön çektiren çalışan kadın azmi versin, dünyayı kurtaralım. tekerleklibavul Okulun ilk töreninde müdürün konuşmasından sıkılan liseli “Özet geç” diye bağırınca eğitim-öğretim yılının ilk uzaklaştırması geldi. Twetkolik Yatakta: saat 06:48’de gözlerini 5 dakikalık kapatırsın saat 08:00 olur. Okulda: saat: 08:30’da gözlerini 5 dakikalık kapatırsın saat: 08:32 olur miyop “Bir adam karısına arabasının kapısını acıyorsa emin olabilirsiniz: Ya arabası yenidir, ya da karısı”. Egzantirik Türk kadını Türkiye gibidir.. Erkeğin tavrına göre dört mevsimi yaşatır... Tootsieroll Süpermarketten bişey almadan, kasiyerin önünden geçip giderken yaşadığım gerginliği Testere’nin yapımcısına anlatsam ; gerilim filmi çeker. etkili- yorum İbrahim CEBECİ icebeci@ihlaskoleji.com Sanki biz çözdük “Trafik canavarı” ağzımıza ne zaman sakız oldu, bilmiyorum; fakat bu gidişle dilimizden pek de çıkacağa benzemiyor. Bazen bayram tatillerinin uzatılıp dokuz güne çıkması milletimiz için ikinci bir bayram oluyor. Fakat bu tür tatillerin başlangıcı, sevincimizi de kursağımızda bırakıyor. Çünkü arabaya bindiği zaman canavarlaşan, kural tanımayan bazı cahiller, “Bana bir şey olmaz!” mantıksızlığıyla ilk önce otobanlarda, sonra da tabutlarda boy gösteriyor. Kendisine bir şey olup olmayacağını çok kısa sürede ispat eden akıllılar(!), maalesef, “Başkasına bir şey olmaz!” diyemiyorlar. Kendilerini yaktıkları gibi başka ocakları da söndürüyorlar. Yolların kalitesinin artması, tedbirlerin fazlalaştırılması, cezaların çoğaltılması, eğitimli insan sayısındaki ilerleme trafik kazalarının hızını kesmiyor. Memleketine sağ salim giden insanlar, marifetmiş gibi, 10 saatlik yolu 8 saatte gittim diye hava atıyor. Yetkililer ise bu tür kahramanlara (!) ne bir kupa ne bir plaket ne de bir şilt veriyor. Onlar da iyice çıldırıp her geçen sene rekor kırmaya çalışıyorlar. “Geçen sene 8 saatte gittim, ama bu sene, mola da vermedim, 8’i 7’ye indirdim” marifetiyle akşam haberlerinde: “Henüz tatilin 3. günü olmasına rağmen ölü sayısı 40’ı buldu!” vahşetini dinlerken “Nedir bu ülkedeki trafik canavarı?” deyip yine kendi canavarlıklarını gariban trafiğin üstüne atıyorlar. Yapılacak her şey yapılıyor; fakat cahillerin cehaleti azalmıyor. En iyisi biz bir Japon’un manidar tespitlerine şöyle bir göz atalım: “Bir Japon, İstanbul’da geçirdiği bir hafta sonunda fikri sorulduğunda şunları söylüyor: Türklerin evine gittiğinizde, Türkler sizi tanımasalar da evlerine buyur ediyorlar. Siz oturmadan oturmuyor, siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Her yemekten zorla tattırıyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor. Çay, kahve, meyve... ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor. Kumandayı size veriyorlar. Sırtınıza, altınıza yastık konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor. Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor. Sonra evden bir çıkıyorsunuz, aynı adamlar 180 derece değişiveriyor. Herkes arabasını üstünüze sürüyor. Arabanın burnunu çıkarmazsanız kimse size yol vermiyor. Kornalar, küfürler... şerit değiştirmek bile mümkün değil. Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz. Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu işi çözemedim!”
Reklamı Geç
KAPAT