BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çözüm hamlesi, PKK endeksli yürütülemez

Çözüm hamlesi, PKK endeksli yürütülemez

Kürt meselesinin bugüne kadar çözülememesini kısır siyaset çekişmelerine bağlayan Öneş, “Çözüm teklifleri hep PKK’ya endeksli yürütüldü. ‘Atacağımız adımlar PKK’ya verilen bir tavizdir’ anlayışıyla hareket edildi. Her gecikme Türkiye’ye pahalıya mal oldu” dedi.



> OSMAN SAĞIRLI - ADEM DEMİR Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ile gerçekleştirdiğimiz uzunca söyleşinin ikinci bölümünü bugün yayınlıyoruz. İşte Öneş’in, Kürt meselesi bağlantılı sorularımıza verdiği isabetli cevaplardan önemli bölümler: > Başbakan Erdoğan “terörle mücadele, siyasetle müzakere” dedi. Acaba yeni ve farklı bir konsept mi söz konusu? Bu meseleye, bir demokratikleşme ve demokratik standardınızı yükseltme meselesi olarak bakmalıyız. Çünkü Türkiye’de demokrasi standartları yeterli olmadığı için Kürt meselesi bugüne kadar çözülememiştir. Kürt meselesini çözemediğimiz için de silahlı Kürt hareketi olan PKK bir sonuç olarak ortaya çıkmış. Temel belirlemeyi yapıp yola çıktığımız takdirde çözüm adımlarımız da PKK’ya endeksli olmayacak. > Sizce neye endeksli olması gerekiyor? Türkiye, çözümü demokrasi standartlarının yükseltilmesine endeksli yapmak zorundadır. Toplumunun tüm farklı renklerinin taleplerine olumlu cevap verilmesi gerekiyor. Evrensel değerlerin ön plana çıktığı bir ortamda meselenin çözülmesi buna paralel olarak şekillendirilmeli. Oysa bugün meselenin çözülmemesindeki en büyük eksiklik Türkiye siyasetidir. Ayrım yapmadan söylüyorum; siyasi partilerimiz çözüm tekliflerini PKK’ya endeksli olarak yürüttüler. Atılması gereken birçok adımı ‘PKK silahlı hareketi devam ettiği için atmayalım’, ‘silahlar sussun ya da silahlar bırakılsın biz öyle adım atalım’ , ‘atacağımız adımlar PKK’ya verilen bir tavizdir’ bahanesi ve kısır anlayışıyla engellendi. Her gecikme Türkiye’ye çok pahalıya mal oldu. Bugün 40 bin ölümden bahsediyoruz. Yeni dönemde Parlamentoya büyük iş düşüyor. Meclis, PKK’ya endeksli çözüm anlayışlarını ortadan kaldırmalı. Güvenlik endeksli bakışlarla meseleye yaklaşmaya son vermeli. > Kalıcı ve köklü bir çözüm nasıl mümkün olur? Öncelikle Türkiye’nin genel kapsamlı demokratikleşme çözüm projesini ortaya çıkarmanın vaktidir. Nitelikli demokratik projesinin paradigmaları çerçevesinden hareket ederek; siyasi, psikolojik, ekonomik, sosyal, kültürel, diplomatik, uluslararası ilişkiler ve güvenlik boyutlarını göz önünde bulundurarak problemlerimizi çözmeliyiz. Bu projenin hedefleri çerçevesinde problemlerimiz orkestra misali uyum içinde çözülmeli. Tabiî ki barış hedefine kilitlenmiş olmak şartıyla. Toplumsal psikoloji de dikkate alınarak demokratik çözüm isteyen tüm kesimlerle asgari müşterekleri birleştirecek bir yapıyı ortaya çıkarmalıyız. Toplumla bütünleşen bir yapıyı inşa etmemiz lazım. Böylesine bir Türkiye Cumhuriyeti, böylesine bir paradigma içinde sorununu çözecektir. O bakımdan demokratikleşme yol haritasına paralel silahların bırakılması için de demokratikleşme işaretinin verilmesi gerekir. RİSK HER ZAMAN VAR > Yeni Anayasa çalışmaları sırasında karşılaşacağımız riskler yok mu? Hem riskler söz konusu hem de hassasiyetler. Bunları paylaşmakta fayda var. Tartışmaların bazı kavramlar üzerinden yürütülmesinin ciddi sıkıntıları olacak. Maalesef bu pek çok konuda Kürt siyasetinde de Türk siyasetinde de önemli bir zaafiyeti karşımıza çıkarıyor. Türk siyaseti yapanlar anayasamızda ‘Türk Milleti’ veyahut ‘Türk’ kavramından vazgeçilmezliğinden bahsediyorlar. Kürt siyasetindeyse “Kürt”, ‘Kürt kimliğinin’, ‘Kürt ulusal yapısı’ ve ‘Kürt Milleti’ kavramının kullanılmasını ön plana çıkarıyorlar. Bu bakış açısı 19 ve 20. yüz yılın ulus devlet yapıları içinde uluslaşma ve yeni devletleşme yapıları içerisinde ortaya çıkmış ve bana göre de devletlerin ulusların bir çocukluk hastalığı olarak bugüne kadar gelmiştir. Oysa biz kimlikler üzerinden tartışmayı bir kenara bırakıp insanın eşitliği kavramı üzerinde bütünleşmeli, onunla övünmeliyiz. ZORLAYICI BİR?TALEP YOK > Üniter devlet yapısını nereye koyacağız? ‘Üniter devlet kavramı üzerinde yapılan tartışmalar gerçek mahiyeti bilinmeden yürütülüyor. Bugün Türkiye’nin “üniter yapısını” ciddi risk altına sokan?bir talep yok. Kürt siyaseti içinde Kürt kimlikli vatandaşlarımız arasında her düşüncede olduğu gibi ayrılık talep edenler de var, ama?ayrı?bir?devlet isteyenlerin oranı çok düşük.?Fakat ‘Türk kimlikli vatandaşlarımız arasında Kürtlerin bu ülkede ne işi var? Ayrılsınlar gitsinler diyenler, ayrılık isteyen Kürtlerin sayısından daha fazlalar. Ama bunun izafi bir mesele olduğunu düşünüyorum. Buna ‘ölümler karşısında ortaya çıkan bir subjektif değerlendirme’ olarak bakıyorum. Çözüm iradesi ortaya çıktığı zaman ben bütün bu algıların değişeceğini sanıyorum. > Kürtlerin vazgeçmeyeceği ‘Kürtçe eğitim’ konusunda devlet adım atabilir mi? Kürtçenin ‘eğitim dili’ olarak kabul edilmesi hayati bir konu. Türkiye’nin resmi dili tartışmasız olarak Türkçe’dir. Buna itiraz eden yok. Ama Kürtçenin veya bir başka dilin eğitimde kullanılmasına itiraz ediliyor. Nasıl ki İngilizce ve Fransızca Türkiye’nin ihtiyaçlarına ve eğitim potansiyeline göre ortaya çıkmış ve sistem buna zemin hazırlamışsa Kürtçeye de gerekli zemin hazırlanmalıdır. Ayrıca Kürtçe eğitime duyulan ihtiyaç, eğitim sistemine gelişim potansiyeline, bölgesel şartlara bağlı olarak, sınırdaş ülkelerle bağlantısına göre tespit edilecek ve yasayla düzenlenmesi gereken bir konudur. Ayrıca bölgesel güç?ve?küresel?aktör?olmanın yolu da eğitimden, kültürden,?sanattan, ekonomiden, siyasetten geçer. Kardeşlerim Kuzey Irak’ta federal bir yapı içerisinde devlet oluşturmuşlar, Suriye’de ve İran’da da Kürt kimlikli vatandaşlarımızın akrabaları var. Şimdi ben büyük bir devletsem onların Kürtçe eğitimlerinin de öncüsü olmak isterim. Bölgesel güç, küresel bir aktör olmanın gereği budur. Meseleye böyle baktığımız takdirde Türkiye’nin sahip olduğu potansiyelin zenginliği ortaya çıkar. Bu zenginliğin kullanılmasının bir tanesi de Kürtçe, Arapça, Farsça lisanıdır. Türkiye’nin bunu nasıl kullanacağı önemlidir. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, arkadaşlarımız Osman Sağırlı ve Adem Demir’e Kürt meselesi ve Türkiye’nin bu alanda izlediği siyaset politikası hakkında önemli bilgiler verdi. BİRKAÇ YILDA DA SONUÇLANABİLİR > Devlette bu irade var mı? Tabii ki var. Türkiye bu süreci yaşıyor. > Herkesin kaygı duyduğu şey 90’lara döner miyiz? Bunun haklılık payı var mı? Türkiye toplumu buna müsaade etmez. Kürtler de buna müsaade etmez. > Öcalan ile görüşmeler tekrar başlar mı? Çözüme katkı yapan herkesle devlet görüşür. Öcalan ile önümüzdeki günlerde ben görüşmelerin tekrar başlayacağını sanıyorum. > PKK ile? Demokratik çözüm projesi ile uyumlu şekilde aktörlerinin hepsiyle kim olursa olsun PKK-Öcalan ve PKK içindeki gruplarla hatta PKK dışındaki aktörlerle devlet meseleyi konuşur. Gerçek boyutunu belirleyebilmek ve barışı ortaya çıkarabilmek için çalışmalarını yapar, görüşmelerini gerçekleştirir. Bu yöntemler meşrudur ve zaten alternatifi de yoktur. > Devlet ayrı hükümet ayrı şeklindeki başbakanın görüşüne katılır mısınız? O siyasi tartışmaya girmek istemem. Siyasetçi değilim. Devlette siyaset bütünlüğü olmadan daha doğrusu devlet-hükümet birlikteliği olmadan çözüm şartları zordur. > Şehit haberleri geldi mi karamsarlık başlıyor. Herkes merak ediyor. Bu sorun ne zaman biter? Türkiye çözüm sürecinin içerisindedir. Nitelikli siyaset üretimi ile Türkiye bu problemlerini çözebilir. Bu parlamentonun açılışı ile yeni Anayasa inşası süreci içerisinde nitelikli siyaset üretebilirsek çok kısa zamanda bu meseleyi çözmüş oluruz. > Bir süre verebilir misiniz? Çözümün şartlarını yukarıdaki sorunuzun cevabında sıraladım. Önemli olan nitelikli siyaset üretimidir. Bunu yapabilirsek, bir kaç yılda bu meselenin çözülebileceğini söyleyebilirim. Aksi hali meseleye devamlılık kazandırır. > Kamuoyunda sık gündeme getiriliyor. Öcalan topluma bu kadar rahat nasıl mesaj verebiliyor. Müsaade mi ediliyor? Etmezse cevap verebilir mi? Sosyal gelişmeler, Türkiye dinamiklerini bir bütün olarak ele alınca kaçınılmaz şekilde bu sorunun çözülmesini dayatıyor. > Bu son olaylar sorunun çözümünü kolaylaştıracak olaylar mı? Bana göre kolaylaştıracak eylemler. > Toplum ikna olsun diye birileri tarafından artırılıyor olabilir mi? Kim yapacak ki. Bu dediğiniz olayların olması için devletin akıllı olması lazım. Ciddi bir operasyon yapacak. Böylesine hareketlilik oluşturacak eylemler yapacak bunu hiç kendine bulaştırmayacak bunun sonunda da çözüm gelecek bir önerisi olacak. Böyle bir akıl yok. Devlet Türk kelimesi, özerklik kelimesi üzerinde tartışıyor. Eğitim meselesi işte dil olsun mu olmasın mı? İşte MHP’nin açıklamaları nerede o devlet aklı dedirtiyor insana. > Uzun aradan sonra BDP Meclis’e döndü. Sanki yeni bir dönem sinyali veriliyor. Arzu edilen birliktelik yakalanır mı? TBMM’nin göstereceği tavır ve siyasi partilerimizin toplumdan alacağı desteklerle birlikte ortaya konulacak performans umut ettiğimiz, beklediğimiz ‘ışıltılı Türkiye’yi’ ortaya çıkarabilecektir. > Yeni dönemde hatalarından ders çıkarmış bir BDP ile karşılaşabilecek miyiz? Psikolojik ortamın yönetilmesi ve yönlendirilmesinde BDP’ye ne kadar önemli görevler düşüyorsa böyle bir psikolojik ortamı anlamak bakımından da siyasi iktidar olan AK Parti’ye, CHP’ye, MHP’ye çok önemli sorumluluklar düşüyor. BDP’nin tüm siyasi partilerle özelilikle iktidar partisiyle yapacağı iş birliği hayati önem taşımaktadır. BDP üzerine düşen rolü dikkatli oynamalıdır. Eşit vatandaşlık ve problemsiz bir demokrasi sisteminin kurulması için buna ihtiyacımız var.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT