BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Konuşmadan baktı onun yüzüne...

Konuşmadan baktı onun yüzüne...

Arabasını sahildeki katlı otoparka park eden Oktay, trençkotunun yakalarını kaldırarak hızlı adımlarla yürümeye başladı. Hava oldukça serindi ve hafif bir yağmur vardı. Sirkeci garının önünden yokuş yukarı vurdu. Cadde üzerindeki seyyar satıcılardan birisine yaklaştı:



Arabasını sahildeki katlı otoparka park eden Oktay, trençkotunun yakalarını kaldırarak hızlı adımlarla yürümeye başladı. Hava oldukça serindi ve hafif bir yağmur vardı. Sirkeci garının önünden yokuş yukarı vurdu. Cadde üzerindeki seyyar satıcılardan birisine yaklaştı: - Affedersiniz, Akasya Oteli nerede acaba biliyor musunuz? Geniş yüzlü adam sararmış dişlerini göstererek sırıttı: - Şu sokaktan gir, dosdoğru yürü. Solda... Başıyla teşekkür ederek gösterilen yöne doğru ilerledi delikanlı. İçinde tarif edemediği bir merak, bir tedirginlik vardı. Hoşlanmamıştı Recep’ten. Bu adamın hayatını allak bullak edeceğini tahmin edemese bile bir huzursuzluk yaşamasına neden olacağını anlıyor gibiydi. Eski binanın üçüncü katında sallanan tabelaya ilişti gözü: Akasya Hotel... Bir anda geri dönüp bu kim olduğunu, nasıl biri olduğunu bilmediği adamdan kaçıp uzaklaşmak ihtiyacını hissederek şaşırdı. Hayret dolu, tedirgin bir gülümsemeyle: - Hay Allah, neler oluyor bana böyle... diye mırıldandı. İçindeki merak bütün huzursuzluğunu bastırıyordu. Çekinerek girdi kapıdan. Dar bir koridora açılmıştı kapı. Sol tarafta müracaat vardı. Usulca ilerledi o tarafa. Sarışın adam kayıtsızca baktı gencin yüzüne. Gözleriyle soruyor gibiydi ne istediğini. - Recep bey lütfen... Adam istemeyerek eğildi tezgahın üzerinden. Sağ taraftaki kapıdan içeriye baktı. Homurdanarak cevap verdi: - İçeride oturuyor. Girin... Teşekkür ederek atıldı kapıya Oktay. Gerçekten hemen kapıya en yakın olan dinlenme grubunda oturuyordu Recep. Birkaç adımda yanına ulaştı: - Geldim işte... Ne anlatacaksan anlat! Recep yüzündeki küstah ifadeyle sırıttı: - Oooo, çok dakiksin Oktay bey... Geleceğini hiç sanmıyordum. Oktay hemen koltuklardan birisine çöküverdi. Kaşları çatıktı. - Ben söz verdim mi yaparım, ne söyleyeceksen söyle, hoşuma gitmiyor böyle esrarengiz şeyler... Recep öne doğru eğildi, genç adam yaklaştırdı yüzünü: - Anlatacağım şeyler de hoşuna gitmeyecek, ama bilmen gerekli... Tekrar arkasına yaslandı. Cebindeki sigara paketini çıkartıp uzattı delikanlıya: - Hayır kullanmam... Fazla oyalanma, çeker giderim, konuş ne konuşacaksan... Recep tıslar gibi konuştu dişlerinin arasından: - Beni tehdit etmeye kalkma... Buna hakkın yok zaten. Şimdi sıkı dur bakalım... Doğan bey senin baban öyle mi? Oktay şaşırmıştı. Gözlerini kıstı: - Bu da ne demek, tabii ki babam, onunla alıp veremediğin ne? Çiğ bir kahkaha attı Recep sigarasının dumanını üflerken. Arkasına yaslandı. Son derece rahat görünüyordu. Devam etti: - Sen öyle bil... Senin anan da baban da onlar değil. Baban öldü. Adı Seyit’ti. Anan ise şimdi yarı deli bir halde Hakkari’de, Kuyulu mezrasında yaşıyor... Bunca sene kandırdılar seni. Bir anda bir şaşkınlık yaşadı Oktay. Konuşamadan baktı adamın yüzüne. Sonra toparlandı, acı ve şaşkınlık dolu bir gülümseme belirdi dudaklarında: - Neler saçmalıyorsun sen be! Nereden çıktı bunlar, git işine... - Öyle mi sanıyorsun, git eve sor bakalım bir kere. Ananın adı Kezban. Şu anda benim karım. Yirmi iki yıl önce doğduğun gün aldı seni doktor. Senin doğumunu o yaptırdı ve ananın elinden aldı. Bunca senedir kandırdılar seni. Oktay başının döndüğünü, midesinin bulandığını hissetti. Gözleri kararmıştı. Hızla fırladı oturduğu yerden çıkıp gitti... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT