BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yüzünü buruşturdu nefretle...

Yüzünü buruşturdu nefretle...

Ağlamaya başlamıştı Şehnaz. Elinden kurtulamayacaktı Şahin’in. Hayatı, hayalleri, geleceği bir anda uçurumların dibinde, karanlıklara gömülmüştü. Düşüncesizce kapıldığı hülyaların ardında karşılaştığı bu korkunç gerçek kemiriyordu beynini.



Ağlamaya başlamıştı Şehnaz. Elinden kurtulamayacaktı Şahin’in. Hayatı, hayalleri, geleceği bir anda uçurumların dibinde, karanlıklara gömülmüştü. Düşüncesizce kapıldığı hülyaların ardında karşılaştığı bu korkunç gerçek kemiriyordu beynini. Kurtulmak için çırpınıyor ama başaramıyordu. Çaresizce oturdu bir koltuğa. İşte, hayalini kurduğu ihtişamın, lüksün içindeydi. Muhteşem bir evde, dünyanın en güzel şehirlerinden birindeydi. Oysa gerçek anlamda huzurun, gerçek anlamda mutluluğun kurduğu hülyalar değil, bambaşka değerlerden oluştuğunu geç de olsa anlamıştı. Anacığının mis gibi kokusunu, o tek odalı rutubet kokan gecekondusunu özlemişti. Akşam yere gazete serip koydukları bir tencere kuru fasulyeyi, yanına kırdıkları bir baş soğanın lezzetini özlemişti. İnsanlar mutluluklarının kıymetini onu ellerinden kaçırdıkları zaman anlarlar. İç huzuru kadar, rahat, korkusuz bir gönül kadar değerli şey var mıdır? Varsın az olsun, varsın süslü, boyalı güzellikler olmasın. - Yarın sabahtan gideceğiz. Bir çarpıklık yaparsan gebertirim bilmiş ol. Güler yüzlü olacaksın. Suratını buruşturarak içtiği kahve fincanını sehpaya koydu Şahin... Ayağa kalkıp uzun uzun gerindi. Sonra televizyonun karşısına geçip kumandanın düğmesine bastı. Ters ters baktı genç kıza: - Gir mutfağa bir şeyler hazırla. Akşam kafayı çekeceğim. Şehnaz boynu bükük bir şekilde önünden geçerken bacaklarına kuvvetli bir tekme attı. Sendeledi genç kız. Az kalsın düşüyordu. Acıyla inledi. Kemikleri acımıştı. Toparlanıp usulca girdi mutfağa. En ağır gelen ise babasını, biricik babasını katleden bu adama hizmet etmekti. Öylesine çelişkili şeyler düşünüyordu ki, tahlil etmeye imkan yoktu. Babasını hatırladı domatesleri doğrarken. Reşat ne kadar düşkündü kızına. Onun bir dediğini iki etmemeye çalışır, Seher’in karşı koymalarına rağmen onun isteklerini yerine getirmek için kendi ihtiyaçlarınden fedakârlık ederdi. Akşamları eve gelir gelmez sorduğu ilk kişiydi Şehnaz. Onun yumuşacık sesini duydu kulaklarında: “Benim güzel kızım nerede bakayım?..” Boğazına bir yumruk gibi oturan hıçkırığı zaptedebilmek için dudaklarını ısırdı. Onun son hali, kapının önünde gözleri aralık, kanlar içinde yatarkenki hali geldi aklına. Donmuş kalmıştı. O an içinden dünyaya küsmüş, ölümle ilk defa tanışmıştı. - Babamı bu kadar sevdiğimi hiç bilmezdim... diye düşündü salataya yağ koyarken. İçeriden gelen tok sesle irkildi: - Sallanma kız! Karnım acıkmaya başladı... Yüzünü buruşturdu nefretle. Bu çaresizlik öldürüyor, kahrediyordu en çok. Cevap vermedi. Zaten artık hiç konuşmuyordu. Adamın getirdiği malzemeden köfte yaptı. Bu insana hizmet ettiği için kendinden de nefret ediyordu. Gözü tezgahın üzerindeki bıçağa ilişti. Ürperdi. Korkarak aldı eline kara saplı bıçağı. Bir anlık bir cesaretti istediği. Yüreği fırlayacaktı sanki. Birden arkasından gelen hışırtıyla attı elinden bıçağı, hafif bir çığlık attı: - Ne o, beni mi öldüreceksin yoksa? * * * Sabah saat dokuza doğru ancak ayılabildi Şahin. Geceleri yatak odasının kapısını da kilitliyor, kendisi uyurken genç kızın kaçmaması için tedbir alıyordu. Gözlerini kırpıştırarak baktı çevresine. Şehnaz yatağın karşısındaki koltukta büzülmüştü. Gözleri hem yediği dayaklardan, hem de ağlamaktan şişmiş, davul gibi olmuştu. - Şu haline bak, kim beğenir seni bu halinle? Çabuk toparlan, suratına bir şeyler sür, yok et şu morlukları, dağıtmayayım sağlam kalan yerlerini. Gidiyoruz haydi, bana da bir kahve yap. Başım ağrıyor. Ayaklarını sürüyerek kalktı, kapının kilidini açtı. Genç kızın sırtına okkalı bir yumruk indirerek itekledi: - Haydi, sallanma... Şehnaz usulca süzüldü dışarıya. Elini yüzünü yıkadı. Aynadaki haline baktı, korkunçtu. Narin parmaklarını yaraların üzerinde gezdirdi yavaşça. En ufak bir temasta bile canı yanıyor, dayanamıyordu. Artık her şey bitmişti. Bu cani ruhlu insan korkunç emellerine nail olabilmek için bir çöp torbası gibi fırlatıp atacaktı kendisini çirkefin içine. - Zaten ne farkı var ki bu durumumun? Diye söylendi. Çaresiz girdi mutfağa. Yolun sonuna gelmişti artık. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT