BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Selîm el-Mesûtî

Selîm el-Mesûtî

“Tevekkül edenin alâmeti şudur ki; evine gelip, eşyânın çalındığını görünce üzülmez. Allahü teâlâ, böyle takdîr etmiş deyip, kazâya râzı olur...”



Selîm el-Mesûtî, Lübnan evliyâsının meşhurlarından olup 1832 (H.1248) senesinde Şam’da doğdu. Vefât senesi belli değildir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halifelerinden, büyük İslâm âlimi İbn-i Âbidîn’in talebelerinden Abdulganî Meydânî hazretlerinden ilim öğrendi. Seyyid Fehim Arvâsî ve İbn-i Âbidîn hazretlerinin talebesi olan büyük âlim Yûsuf Nebhânî şöyle anlatır: “1905 (H. 1323) senesinde Beyrut’ta evimde otururken Şeyh Selîm el-Mesûtî hazretleri evime geldi. Defalarca elini öptüm. Meşâyih’ten ne almışsa o feyzleri bana aktarıp icâzet verdi. Ayrıca bana Yâsîn-i şerîf sûresini dünya ve âhiret hayırlarına kavuşmam için, her iki cihanda şerlerden korunmam için okumak üzere icâzet verdi. Kendisi her şey için bu sûreyi okurdu. Hastalıklar için bu sûreyi okumak şifadır. Eceli gelen hastalara faydası ise ölümü kolaylaştırır...” Selîm el-Mesûtî, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: “Bir insandan gelen zararı önlemeyip buna sabretmek, tevekküldür ve iyidir. Sûre-i Ahzâbda, (Kâfirlerin ve münâfıkların zararlarına, işkencelerine karşılıkda bulunma! Ben onların cezâsını veririm. Onlardan korunmak, kurtulmak için Allahü teâlâya tevekkül et!) meâlindeki âyet-i kerîme bunu bildiriyor. Akrep, yılan, yırtıcı hayvânların zarar vermesini önlemek lâzımdır. Tevekkülü bozmaz. [Mikropların hastalık yapmasına sabretmemeli, bunları her sûretle menetmelidir. Mikroplu hastalığa yakalanınca, antiseptik ilâçları, antibiyotikleri, (penicilin ve benzerleri) kullanmalıdır.] Düşmandan sakınmak için silâh taşıyan bir kimse, kuvvetine ve silâhına güvenmezse, tevekkül etmiş olur. Kapıyı kilitlemelidir. Fakat kilide güvenmemelidir. Nitekim, hırsızlar, çok kilitleri kırmıştır. KAZÂYA RÂZI OLURSA!.. Tevekkül edenin alâmeti şudur ki; evine gelip, eşyânın çalındığını görünce üzülmez. Allahü teâlâ, böyle takdîr etmiş deyip, kazâya râzı olur. Kapıya kilit takarken, (Yâ Rabbî! Bu kilidi, senin kazânı değişdirmek için değil, senin emrine, âdetine uymak için takıyorum. Yâ Rabbî! Eğer malıma, birini musallat edersen, senin takdîrine râzıyım! Bu malı, benim için mi yarattın, yoksa başkası için yaratıp, bende emânet olarak mı bıraktın bilemem) diye kalbinden geçirmelidir. Bir kimse, kapısını kilitleyip gider ve gelince, eşyânın çalınmış olduğunu görüp de üzülürse, tevekkül sâhibi olmadığını anlamalıdır...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT