BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mevlânâ Seyyid Hasan

Mevlânâ Seyyid Hasan

Mevlânâ Seyyid Hasan, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin talebelerindendir. On beşinci asrın sonlarında yaşadı. Küçük bir çocukken babası onu Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin sohbetine götürdü.



Mevlânâ Seyyid Hasan, Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin talebelerindendir. On beşinci asrın sonlarında yaşadı. Küçük bir çocukken babası onu Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin sohbetine götürdü. Küçük Hasan odaya girdiğinde, Ubeydullah-ı Ahrâr’ın yanında duran balı görünce hemen ona koştu ve yemeye başladı. Hâce Ubeydullah gülümseyerek durumu seyretti ve Küçük Hasan’a; “Yavrum senin ismin ne?” diye sordu. Bal yemekle meşgûl olan Mevlânâ Hasan; “Bal” cevâbını verdi. Hâce Ubeydullah bu cevaptan çok hoşlandı ve; “Kâbiliyeti, yeteneği çok kuvvetli. Zîrâ küçücük bir bal lezzetini almakla ona kendisini öyle verdi ki, onun sevgisinde eridi ve kendisini o zannetti. Başka bir şey tadınca, onda da öyle olacak” buyurdu. Mevlânâ Hasan hazreteleri vefatından kısa bir zaman önce kendisinden nasihat isteyen bir gence şunları buyurdu: “Kardeşim! İnsanları dünyaya, yalnız yiyip içmek için ve giyinip süslenmek için göndermediler. İstediklerimizi toplamak, sevdiğimiz şeylerle keyiflenmek ve oynayıp zevklenmek için yaratılmadık. İnsanların yaratılması, Allahü teâlâya karşı aşağılığını, gücü yetmezliğini, muhtaç, zavallı olduğunu göstermeleri içindir. Kulluk da, bu demektir. Fakat, bu kulluk, Muhammed aleyhisselâmın İslâmiyetinin izin verdiği gibi olmalıdır. Yoksa, Müslüman olmayanların yaptıkları riyâzetler, mücâhedeler, bu parlak İslâmiyete uygun olmadığı için, zarar ve ziyândan başka sonu olmaz. Pişman olmaktan, üzülmekten başka bir şey kazandırmaz... Ehl-i sünnet vel-cemaat denilen doğru yolun âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak îtikadı düzelttikten sonra, ibâdetleri yapmakla berâber, kalbi Allahü teâlânın zikri ile süslemelidir. KURTULMANIN İLÂCI!.. Tasavvuf yolunun büyüklerinden alınan vazîfeyi sık sık tekrarlamalıdır. Bu büyüklerin yolunda, sonda ele geçecek olanlar başlangıçta yerleştirilmiştir. Bunların bağları, başkalarının bağlarından çok üstündür. Kısa görüşlü olanlar, inansa da, inanmasa da, bu böyledir. Maksadımız, dostları teşvîktir. İnanmayanlara bir diyeceğimiz yoktur... Sözün kısası şudur ki; âhırette kurtulmak, çok zikretmeye bağlıdır. Enfâl sûresinin kırkaltıncı âyetinde meâlen, (Allahü teâlâyı çok zikrediniz ki kurtulasınız!) buyuruldu. Bunun için, çok zikretmek lâzımdır. Buna mani olan her şeyi düşman bilmelidir. Âhırette kurtulmanın ilâcı, işte budur...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT