BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mısır’daki devrimin ekonomisi

Mısır’daki devrimin ekonomisi

25 Ocak devrimi başladığından beri işsizlik çok arttı, döviz stoku çok azaldı, yerli ve yabancı yatırımlar çok düştü, turizm azaldı. Mısır, hızlı ve doğru bir şekilde toparlanabilir mi? Emin olamıyorum...



Mısır’da birçok kimsenin daha iyi bir gelecek için umudu vardı. Ekonomi tökezleyince bu umutlar da yok oldu. Bu yıl 25 Ocak’ta başlayan olayların Mısır ve Mısırlılar için bir kırılma noktası olduğu aşikârdır. Geçmişteki siyasi değişimler çoğunlukla barışçıl yollarla olmuştu. 1952’de yaşanan “Devrim” Kral Faruk’un İtalya’nın Brindizi şehrine sürülmesi ve “Hür Subaylar” hareketi liderlerinin iktidara gelmesi ile gerçekleşmişti. Nasır ve “Hür Subaylar”ın Kral Faruk ve onu destekleyen, “paşa” denilen toprak ağalarından kurtulmaktan başka hiçbir ideolojisi yoktu. Ayrıca Mısır’ı İngiliz nüfuzundan kurtarmak istediklerini söylüyorlardı. Süveyş Kanalı’nı millileştirdiler ve yönlerini Rusya ve Doğu Bloku’na çevirdiler; dolayısıyla İngiltere ve Amerika ile ilişkilerini zorlaştırdılar. Zamanla Nasır Mısır ekonomisinin çoğunu millileştirdi ve “paşa” mülkiyetindeki toprakları fakirler de dahil olmak üzere belli kişilere paylaştırdı. Ayrıca ülkedeki vergi sistemini değiştirdi ve başarılı bir iş adamı olmayı neredeyse imkansız hale getirdi. Vergiler o kadar yüksekti ki, ülkedeki iş ahlakı bozuldu. Mısır’ın ekonomisini kendi tarzı bir “Arap Sosyalist Devlet” haline getirdi ve bu süreçte ülkedeki yatırımları mahvetti ve büyük, hantal ve çoğunlukla verimsiz bir bürokrasi ve birtakım özel sektör işletmeleri oluşmasına yardımcı oldu. 1967 savaşı ülke ekonomisindeki harabiyeti daha da artırdı. Mısır; yoksulluğun pençesinden, ezici ekonomik durgunluktan ve neredeyse bütün sanayiyi sübvanse eden bir devlet olmanın ve işçilerin çok az çalışarak kalitesiz ürünler üretmesinin getirdiği problemlerden ancak Sedat’ın başa geçmesi, 1973 savaşı ve sanayi için “Açık Kapı” politikası uygulamakla kurtulmaya başladı. Sedat ayrıca ülkeye büyük miktarda dış yardım sağladı ve Camp David Anlaşması ile Sina Yarımadasını ve buradaki petrol kuyularını İsrailliler’den geri aldı. Ayrıca Mısır’ın yeniden inşası için uzun süreli barış dönemi başlattı. Radikaller onu bu çabalarından dolayı katletti. Mübarek yönetimi devraldığında Mısır hâlâ fakirdi, ama bir şekilde doğru yolda ilerliyormuş gibi görünüyordu. Mübarek, uluslararası kalkınma örgütleri ve ulusal ve uluslararası yardım örgütlerinin katkısıyla “yapısal uyum” programları ile “ekonomi reformu” yapmaya çalıştı. Daha önce millileştirilen şirketler sureta “özelleştirildi.” Normalde özelleştirme potansiyel olarak iyi bir şey olabilir. Ancak Mısır’da devletin olan bu şirketler Mübarek’in avanesine ve bir şekilde bir bağlantısı olanlara gerçek değerlerinin çok altında satıldı. Bu özelleştirmeler birçok insanı işinden etti. Genel olarak iyi ve verimli gibi gözüken bu özelleştirmeler ortalama bir Mısırlı’ya fayda sağlamadı. Ekonomik reformlar sayesinde Mısır’ın büyüme oranı bir müddet iyi gitti. Bu çabalar aynı zamanda ülkedeki işsizliği azaltmaya başladı. Mısır, kör topal daha iyi bir geleceğe gidiyor gibi gözüküyordu, gerçi giderek yozlaşan bir geleceğe... Ortalama bir Mısırlı’nın ve özellikle fakir ve fakirlik sınırında olanların hayatında hiç bir iyileşme görülmüyordu. 1990’larda ve 2000’li yılların başlarında Mısır’da küçük bir azınlık aşırı zengin olmuştu, insanların çoğu ise eskisinden daha kötü durumdaydı. Zenginler etrafı yüksek duvarlarla çevrili, golf sahaları ve yüzme havuzları olan villa sitelerde milyonlarca dolarlık evlerde yaşarken, yoksul köylüler ve gecekondu sakinlerinin hayatları giderek daha kötü oluyordu. Zenginler için lüks tatil köyleri inşa edilirken, yoksullar kliması olmayan küçük apartman dairelerinde terliyordu. Sonra 2008 ekonomik krizi geldi. İşsizlik arttı. Çocuklar arasında yoksulluk yaygınlaştı. Yoksulluk genel olarak durağanlaştı. Mısır’da birçok kimsenin daha iyi bir gelecek için umudu vardı. Ekonomi tökezleyince bu umutlar da yok oldu. Ekonomik reform ve yapısal uyum programları esnasında birçok sübvansiyon kaldırıldı. Elektrik, gıda ve başka birçok şey pahalandı. Ekmek isyanları yaşandı. Ekonomik kriz ve sübvansiyonların kaldırılması ortalama Mısırlı’yı iyice ezdi, artan öfke caddelerde, kahvelerde ve üniversitelerde hissedilmeye başlandı. Buğday, pirinç, et, elektrik gibi şeylerin fiyatı artınca, ortalama Mısırlı ekonomik olarak duvara tosladı. Mısır’daki fakirler ve fakirlik sınırında olanlar, ki halkın çoğu böyle, gelirinin yüzde 50-75’ini yiyeceğe harcıyor. Fiyatlardaki artış onları daha iyi durumdaki ülkelerdeki insanlara göre çok daha fazla etkiliyor. 2010 yılı ramazanında elektrikler kesildiği zaman en çok etkilenen fakirler ve fakirlik sınırında olanlar olmuştu. Aynı ramazanda yiyecek fiyatlarının artması da hiç iyi olmadı. Ramazan ayı boyunca artan gıda fiyatları Mısır’da uzun zamandır yaşanıyor ve normal karşılanıyordu, ancak bu kez artışa verilen tepkiler farklıydı. Netice: Fakirler ve fakirlik sınırında olanlar ekonomik olarak açlık çekerken, zenginler ve yeni zengin olanlar yeni politikalar ve muazzam yolsuzluk sebebiyle şişti. Bir şekilde kırılmalıydı. Kırıldı. Mısır’da artan öfkeye ve kırılma noktasına gelinmesine sebep olan başka faktörler de vardı, ama ekonomi işin büyük bir kısmını teşkil ediyordu. Mısır, yeni bir kırılma noktası yaşamamak için ekonomik olarak yeterince hızlı ve doğru bir şekilde toparlanabilir mi? Emin olamıyorum. 25 Ocak devrimi başladığından beri işsizlik çok arttı, döviz stoku çok azaldı, yerli ve yabancı yatırımlar çok düştü, turizm azaldı. Zor kararlara imza atması gereken Mısır hükümetinin ilerleme kabiliyeti de sürekli belirsizlik ve daha kötü şeyler olacağı hissi ile zayıflamış bulunuyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT